Ferruh Senan'ın Bildirisi

Ahmed Adnan Saygun’un Ataları ve Mehmed Celal Saygın

     Giriş: Uluslararası övünç kaynağımız, değerli öğretmen, eğitimci, kompozitör Sayın Ahmed Adnan Saygun'un ataları, özellikle yerine hayırlı bir evlat yetiştirirken İzmir'de bir genel kitaplık fikrini İzmir'lilerle omuz omuza vererek gerçekleştiren sayın babaları Celal Saygın'ı çeşitli yönleri ile tanıtmaya çalışacağım.

     Aile, aslen Nevşehirlidir. İçinde ilmiyeye mensup, yani din bilimleri okutan bilginlerle doludur. Ailenin bir büyüğü, Kavalalı isyanında Osmanlı ordusuna Nevşehir'de fişek ikmali yaptığı için Fişekçi Mehmet Efe diye anılır. Bu isim aile lakabı olarak benimsenmişti. Ailenin bu isimde Nevşehir'de bir camii de vardır.

     Mehmed Celalettin Saygın da bir din bilgini olarak eğitilir. Aile çeşitli etkenlerle Ege'de önce Alaşehir'e, daha sonra İzmir'e yerleşir. Genç Celal Hoca, artık İzmir'de bu isimle anılır, matematik meraklısıdır. İzmir'in ünlü matematik bilgini Kurmay Selahattin Saip Bey ile tanışır. O'ndan özel matematik dersleri alır. Öğrendiklerini geniş aydın kitlesine aktarmak için de matematik öğretmeni olur. İzmir'in çeşitli okullarında öğretmenliğini sürdürür. Fakat gönlünde İzmir'de bir genel kitaplık açmak, okumayı-kültürü geniş halk kesimlerinde yaygınlaştırmak ülküsü yatmaktadır. Bu ülküyü gerçekleştirmek dileği 1954 yılında ölümüne kadar sürmüştür.

     Bu arada öncelikle açıklamamız gereken baba-oğul arasında bir soyadı farklılığı sorunu var. Hoca, 1934'de soyadı kanunu çıkınca aile adı "Fişekçi" soyadını almak ister. Meslek adı soyadı olamaz derler, hoca sayılara merakından "Saygın" soyadını alır. Oğlu, Sayın Ahmed Adnan'a durumu mektupla Ankara'ya bildirir. Adnan Bey de harekete geçer. Yasa uygulayıcıları bu soyadının yalnızca bir kişi tarafından alınabileceğini belirtir; "Saygın" soyadı İzmir'de alınmıştır. Oğlu olmanız da durumu değiştirmez diye eklerler. Böylece baba ile oğul arasında (ı) ve (u) harfleri farklı, ayrı ayrı soyadları kesinleşir.

     Merhum M. Celal Saygın (1872-1954): 1895-1900 yılları arasında, İzmir'de okuma ihtiyacını duyan insanlara hizmet için bir genel kitaplık kurulmasını düşünenlerin başında gelmektedir. İlk denemesini "İkiçeşmelik Camii" karşısındaki kahvehanede yapar. Bu sıralarda kahvehanelerde günlük gazete ve bazı dergiler bulundurulduğu için bunlar "Kıraathane" diye anılırlardı. Bunların en tanınmışı "Ankara Palas"ın altındaki denize bakan "Askeri Kıraathane"dir, adını askeri kışladan alıyor.

     İkiçeşmelik Kıraathanesi'nin sahibi, Celal Saygın'ın fikrini uygun bulur. Celal Hoca da burada bazı hayır sahiplerine baş vurarak dini–edebi, genel kültüre destek olacak bir kaç yüz ciltlik kitaplık meydana getirir.

     "İzmir Milli Kütüphane"ye doğru 1912'de bir umumi kütüphane kurma fikrini, Celal Hoca zamanın eytam (yetimler müdürü) Abidin Bey ve Maksudoğlu Edhem Bey'e açmış. Bağımsız bir kütüphanenin yaşayabilmesi için gereken sürekli gelirin sağlanması için o zaman İzmir'de çok rağbet gören bir sinema işletmesi kurulmasını, sinema yeri ve kitaplık için İzmir'in Vakıfları ile tanınmış hayırsever olan "Salepçioğulları"na başvurmayı ileri sürmüş. Olağanüstü inandırma yeteneği ile bilimsel, kültürel ağırlığı olan Celal Hoca, Salepçioğulları'nın Birinci Beyler Sokağı'ndaki konağının selamlık kısmını kitaplık için ücretsiz olarak sağlamış. Bugün Kültür Matbaası'nın Ekmekçibaşı Lokantası karşısındaki arsasını açık hava sineması haline getirmiş, ödünç para alarak Kadızade İbrahim Refik Bey'i kefilliğe razı etmiştir. İlk sermayeyi de üç arkadaş ceplerinden üç altın koyarak kesinleştirmişlerdir. Bir piyano, bir film oynatma makinası, elektrik için bir jeneratör almışlardır. Yazlık sinemanın geliri ile hem borçlar ödenmiş, üstü de örtülerek kışlık sinema durumuna getirilmiştir. Kitaplığın oymalı dolapları "Sanatlar Mektebi"nde Girit'li oymacı İbrahim Bey'in elinden çıkmıştır.

     1912–1914 yılları arasında Kütüphane'ye 4.000 eser sağlanmıştır. İttihat ve Terakki'nin Salepçioğlu Konağı harem kısmına yerleşen "Şehir Kulübü" diye anılan bölümünde siyasi çalışmalarını sürdüren İttihatçılar Kütüphane'yi de kendilerine bağlamayı planlamışlardır. Eski bir İttihatçı olan Celal Hoca "Bu kitaplık İzmirlilerindir. İttihatçı da İtilafçı da gelebilir. Kütüphane milletindir. Hiç bir partiye mal edilemez..." demek direncini göstermiştir. Bu nedenle ücretsiz yapmakta olduğu başkanlık görevinden alınarak ismi var cismi yok "İlmi Heyet" başkanlığına getirilmiştir. O sıralarda Sanatlar Okulu Müdürlüğü'nde görevli Sezai Bey Reis (Başkan) seçilmişti. İşte bu sıralarda Eczacıbaşı Süleyman Ferid Bey ve bazı İttihatçılar yönetim kuruluna girmişlerdir (1914–1915).

     1914 ile 1918 yılları arasında yılgınlığa kapılmayan, "Milli Kütüphaneyi Geliştirme Girişimi"nin esas motoru Celal Hoca, İzmir Valiliği'ne gelen Rahmi Arıkan Bey ile kontakt kurulması önerisini ortaya getirmiş. Son derece aktif bir yönetici olan Vali Rahmi Bey, bugün Varyant Yolu içinden geçtiği o zamanki yahudi mezarlığını başka yere taşımış, Devlet Hastanesi Acil Servisi karşısındaki üçgen alanı Kütüphane'ye ayırdığı gibi, bir takım türbe ve mezarlıklarla kaplı şimdiki Kütüphane ve Sinema alanını da "Milli Kütüphane"ye gelir sağlayacak tesisler kurmak üzere Vilayet Meclisi'nden karar aldırarak proje ve planları Kolordu mimarı Tahsin Sermet Bey'e yaptırmış. Halkın desteği için kampanya açmış, Kütüphane"nin temelini atmıştır.

     Bu sırada Osmanlı Devleti de bağlaşıklarının birer birer Birinci Dünya Savaşı'ndan silah bırakma tartışmalarına girişince Vali Rahmi Bey İzmir'den İstanbul'a gitmiş. Kütüphane eski binasında varlığını sürdürmekle beraber planlar askıya alınmıştır.

     Hürriyet ve İtilaf Partisi'nin iktidarı karşısında Reis Sezai Bey (Söker) İttihat ve Terakki'nin bir kolu olarak çalıştırdığı Kütüphaneyi bırakma hazırlıklarına giriştiğinde Celal Hoca yeniden harekete geçti. Bu olayı genç Adnan Saygun hatırlıyor. Babasının annesi Zeynep Seniha Hanım'a anlatırken tanıktır.

     "Kütüphane siyasal inanç farkı göstermeksizin herkesin malıdır. Ben kurdum, yok edilmesine göz yumamam. İşi sahibine devredin mealinde konuştum." Sezai Bey "pekala" diyerek çıkmış gitmiş. Böylece Celal Hoca, ikinci kez Kütüphane Başkanlığı'na fahri olarak gelmiş oldu.

     Yeni bir Yönetim Kurulu kurdu. Bu kişiler:
     1) Tilkilik Eczanesi sahibi Eczacı Faik Ener,
     2) Sanayi Okulu Müdürü Süleyman Bey,
     3) Mahmut Tahir Bey,
     4) Dr. Şehri Bey,
     5) Maksudoğlu Edhem Bey,
     6) Cevahirci Şükrü Bey.

     Bunlara, Eczacıbaşı Süleyman Ferit Bey ve Kurmay Selahaddin Saip Bey katılırlar.

     Mütarekeyi Yunan işgali takip etti. Yunan baskısı da gecikmedi. Özellikle Milli ismi üzerinde duruyorlardı. Celal Hoca'yı polise götürerek sorguladılar. Kuruluşundan beri var olan Milli sıfatını kaldırtamayınca Celal Hoca tutuklandı.

     Genel Vali Steryadis Milli sıfatı kalkmaz ise kitaplara el koyacağını ve Kütüphanenin kapatılacağını kesin bir dille ihtar etmiş, artık yapacak bir şey kalmadağını gören Celal Hoca ve Yönetim Kurulu Milli sıfatını kaldırarak O'nun yerine Şehir adını koydular.

     Genç Adnan Saygun "İzmir kurtulunca Beyler Sokağı'ndaki Kütüphanenin kapısı üzerine eski büyük levhanın indirilerek Milli adının yeniden yazılışını çok iyi anımsıyorum, hatta yeni levhanın yerine konulmasında gücüm yettiğince yardımcı olduğumu da hatırlıyorum" der.

     İzmir'in Kurtuluşundan Sonraki Gelişmeler: Kütüphane'nin geliri bitişiğindeki sinemanın sağladığı para ile jeneratörden yakın çevreye satılan cereyandan sağlanan gelir idi. Saat 24'de jeneratör durdurulur, ortalık kararırdı. Kütüphane çevresini Sinema da elde ettiği sattığı cereyanla geceleri aydınlatıyordu. Daha sonraları Karataş'ta da Duatepe İlkokulu altında, Mezarlıkbaşı'nda, Tilkilik'te yerler kiralayıp elektrik satışına girişildi. Tüm bu gelişmeler Kütüphane'nin kitap sayısının artmasına harcanıyordu. Ayrıca bugün olduğu gibi kitap bağışları hoşnutluk ve ciddiyetle karşılanıyordu. Geniş bir binaya olan ihtiyaç günden güne kendisini duyuruyordu.

     1923 yılı yaz aylarında Celal Hoca İstanbul'da film işleri ile uğraşan İsmail İpekçi şirketiyle temas kurdu. Şirket bugünkü "Opera–Bale" binasının üzerinde bulunduğu arsada sinemanın yapılmasını üstleniyor. Yap–işlet–devret sistemi ile sinemanın kiracısı oluyordu. Sinemada "Milli Sinema" adını taşıyacaktı. Sinema 1926'da bitirildi. Her ne kadar cephede "Milli Sinema" adı yer aldı ise de işletmeci İpekçilerin propagandası ile "Elhamra" adı onun yerini aldı.

     Bu arada Vali Rahmi Bey Parkı'nda temeli yarım kalmış Kütüphane binasının Belediyece istimlakı ile ona karşılık yangın yerlerinde bir arsanın Kütüphane'ye verilmesi yoluna gidildi. Sonra bu arsada satılarak Sinema yanındaki arsanın düzenlemesi yapılarak bugünkü Kütüphane binası tamamlandı (1930). Sayın Ahmed Adnan Saygun, anılarında mimar Tahsin Sermet Bey'den yararlanıldığını, "Kütüphaneye başkaca her hangi bir kişi veya kurumdan babası Celal Hoca'ya maddi bir destekte bulunulduğunu hatırlamıyorum" der.

     1944'de çocuklarının İzmir'den başka şehirlerde bulunmaları, kulaklarının gittikçe ağırlaşması yüzünden İstanbul'a nakleden Celal Hoca, 1950'den sonra da eski dostu Celal Bayar'ı Ankara'ya giderek kutladı. Milli Kütüphane'ye desteğini rica etti. 1954'de ölümüne kadar onun için Kütüphane'ye her türlü desteği sağlamak bir idealdi. Sayın Ahmed Adnan Saygun, anılarında şöyle devam eder: "Babamın bu idealini benimsemiş Yönetim Kurullarıyla karşılaşmak beni mutlu ediyorsa da kuruluşu, çalışması bakımından dünyanın ender kültür kurumlarından Milli Kütüphane gereken ilgiyi ve desteği gördüğü söylenemez. Ancak derleme kanunu Türkiye Büyük Millet Meclisi'nde konuşulurken Milli Kütüphaneyi meclise tanıtan ve açıklayan, eski Milli Savunma Bakanlarından avukat Refik Şevket İnce'nin Türkiye'deki yayınlarından birer nüshasının Milli Kütüphane'ye gönderilmesinin yasallaştırılmasındaki başarısı daima yadolunacak bir hizmettir."
     _____________________________________________________________________
     Seminerin yapıldığı tarihte eğitimci-tarihçi Sayın Ferruh Senan 
"İzmir Milli Kütüphane"nin müdürü idi, vefat tarihi 4 Nisan 1987'dir.




Son Güncelleme:17.11.2018 21.13
Toplam Ziyaret:1629147
Online Ziyaretçi Sayısı:11
Bugünlük Ziyaret :127

Bu Site En İyi Firefox,Chrome,Safari'de ve 1024x768 Çözünürlüğünde Görünür.