16.03.2006 / Tuncer Olcay - 100. Doğum Gününde Ulvi Cemal Erkin Özel Programı


     Gençlere (16 Mart 2006-TRT Ankara Radyosu)


     100. Doğum Gününde Ulvi Cemal Erkin Özel Programı


     Merhaba sevgili dinleyiciler, program yapımcınız Neşe Tartanoğlu, teknik yapımcınız Okan Uçar ve spikeriniz ben Aylin Özmelek. Bu haftaki programınızı iki gün önce yüzüncü doğum günü olan ilk kuşak bestecilerinizden, Ulvi Cemal Erkin için özel olarak hazırladık. “Türk Beşleri” diye adlandırılan bestecilerimizden, Ulvi Cemal Erkin 14 Mart 1906 tarihinde İstanbul’da doğdu, sevgili dinleyiciler. Müziği çok seven bir ailenin çocuğuydu, annesi piyano, ağabeyi keman çalıyordu. Henüz beş yaşındayken annesinin piyanosuna oturuyor, ondan duyduğu melodileri çalmaya çalışıyordu. Çok kısa sürede annesi yeteneğini fark etti ve O’na ilk müzik bilgilerini vermeye başladı.


     Annesinden sonra o yılların ünlü piyano öğretmeni Adinolfi’den ders aldı. 1914 yılında “Galatasaray Lisesi”ne yazılan ünlü Ulvi Cemal Erkin, müzik derslerindeki piyano yorumlarıyla ve güzel sesiyle okulun gözde öğrencileri arasına girdi. Liseyi “pekiyi” dereceyle bitirdikten sonra “Milli Eğitim Bakanlığı”nın açtığı yarışmayı kazanarak Paris’e gitti. O yıllar çok farklı bir heyecanın yaşandığı “Cumhuriyet”in ilk yıllarıydı, her alanda olduğu gibi müzik alanında da atılımlar yapılıyor, genç yetenekler Avrupa’ya gönderiliyordu. Ülkenin çok sesli, çağdaş Türk müziğinin temellerini oluşturacak, çok iyi eğitim almış müzisyenlere ihtiyacı vardı. Genç Erkin Paris’te birbuçuk yıl özel dersler aldıktan sonra “Paris Konservatuvarı”nda daha sonra da, “Ecole Normale de Musique”de Nadia Boulanger gibi ünlü öğretmenlerle beş yıl okudu. 1930 yılında diplomasını alarak Türkiye’ye döndü. Aynı yıl Eylül ayında da “Musiki Muallim Mektebi”ne, piyano ve armoni öğretmeni olarak atandı. 2 yıl sonra, 29 Eylül 1932 tarihinde aynı okulda piyano öğretmeni olan Ferhunde Remzi’yle evlendi. Bu evlilikten sonra Erkin’in bestelerinin esin kaynağı eşi Ferhunde Erkin oldu. Bir ömür boyu süren birlikteliklerinde yurt içinde ve dışında verdikleri konserlerde heyecanları, başarıları, mutlulukları paylaştılar.


     Ulvi Cemal Erkin’in “Duyuşlar”ından üç küçük parça dinledik,  bestecinin piyano eserlerinin en iyi yorumcusu eşi Ferhunde Erkin seslendirdi.


     Eşi Ferhunde Erkin


     Kocam Ulvi Cemal Erkin bir piyano konçertosu yazmış ve bunu bana ithaf etmişti. Ankara’daki ilk seslendirilişini ben yaptım. Konserde Alman Büyük Elçisi Fon Pappen de bulunuyordu ve çok beğendiğini, bu eserin Almanya’da da çalınmasını istediğini söyledi. Nitekim girişimde bulunmuş ve bu konser “İkinci Dünya Savaşı” içinde Berlin’de gerçekleşti. İki küçük çocuğumuzu yakınlarımıza bırakıp bombalanmakta olan Almanya’ya gittik, Alman halkını düzenine, vakarına ve bombardıman ve alarm seslerine boğulmuş o günlerde dahi sanat yaşamında geri kalmamalarına hayranlıkla tanık olduk. Konserde ünlü piyanist Wilhelm Kempff de bulundu, bizi çok sıcak bir şekilde kutladı.


     Şimdi de bu konçertonun bölümlerini dinliyoruz. Gotholt Efrahim Lessing yönetiminde “Cumhurbaşkanlığı Senfoni Orkestrası”nın eşliğinde ünlü piyanistimiz İdil Biret seslendiriyor.


     Ulvi Cemal Erkin’in piyano konçertosundan bölümler dinledik. Piyanist İdil Biret ve Lessing yönetimindeki “Cumhurbaşkanlığı Senfoni Orkestrası” seslendirdi.


     Bu haftaki programımızı iki gün önce yüzüncü doğum günü olan, Ulvi Cemal Erkin için özel olarak hazırladık sevgili dinleyiciler. Sırada değerli bestecimizin eserlerini uzun yılar yurtiçinde ve yurtdışında pek çok kez seslendirmiş olan, yaklaşık beş yıl önce yitirdiğimiz orkestra şefi Hikmet Şimşek’in Erkin için söyledikleri var.


     Hikmet Şimşek


     Ulvi Cemal Erkin çok yönlü bir kişiydi,  büyük bir besteciydi. Orkestra şefiydi, piyanistti ve çok değerli bir öğretmendi. Kişiliği bakımından son derece hassas bir insandı, en ufak şeyler hassas bir çiçek gibi O’nu soldurabilirdi. Ama kindar değildi, en kısa sürede O’na en ufak bir güler yüz gösterdiğiniz takdirde veyahutta dostluk elini uzattığınız takdirde, her şeyi unutur size sarılır ve yanaklarınızdan öperdi. Böyle hassas ve bu şekilde bir kişiliği vardı ama Ulvi Cemal Erkin’in kişiliğinin en önemli yönü şudur; biliyorsunuz bizim müziğimiz Atatürk müzik atılımlarına kadar tek sesliydi. Atatürk müzik atılımlarından sonra müziğimiz çağdaş eksene oturdu. Ve bu çağdaş eksene oturmasında da “Türk Beşleri” dediğimiz ilk hocaların Adnan Saygun, Ferid Alnar, Ulvi Cemal Erkin ve Necil Kazım Akses’in büyük emekleri ve büyük çabaları geçmiştir. Özellikle Ankara’da konservatuvarın kurulmasında, Paul Hindemith geldiğinde Necil Kazım Akses’le beraber Ulvi Cemal Erkin de çok çok büyük çabaları, çok büyük gayretleri ve çok büyük yardımları olmuştur. Onun için çağdaş Türk müzik yaşantımızın kurucularından ve direklerinden biri olarak tanımlayabiliriz kendisini. Ulvi Cemal Erkin’in çeşitli meziyetlerinin yanında, çeşitli yönlerinin yanında en önemli yönü gayet tabii ki besteciliği. Büyük besteciydi Ulvi Cemal Erkin.  Çağdaş Türk müzik ekolünün oluşmasında çok önemli roller oynamıştır eserleriyle. Tabii bir bestecinin eserlerinin ve besteciliğinin bütün mahiyetini kısa bir radyo konuşmasına sığdırmanın imkanı yok. Ama ben şöyle özetleyeceğim. Ulvi Cemal Erkin kökü Türk topraklarında olan, ama çağdaş tekniği çok iyi özümsemiş ve bu sentezi çok güzel bir şekilde meydana getirmiş bir bestecimizdir. O’nun bütün eserlerinde bizim eski müziğimizin, özellikle halk müziğimizin öğeleri çok ince hatlar içinde belirir. O bu öğeleri almış ama olduğu gibi değil, onların bütün büyük bestecilerin yaptığı gibi, bir sentezle ilkin kendi içinde özümseyerek, ondan sonra yepyeni kalıplara dökerek çağdaş bir üslupta yeniden meydana çıkartmıştır. Bu bakımdan Ulvi Cemal Erkin, çağdaş Türk müzik ekolünün önemli kilometre taşlarından birisidir. Ve eser olarak ta azımsanamayacak oranda eser vermiştir. Bütün öteki uğraşılarına rağmen iki büyük senfonisi, keman ve piyano konçertoları ayrıca birçok orkestra eseri, bunun yanında oda orkestrası eseri, bunun yanında çeşitli oda müziği eserleri ve koro eserleri bütün eserlerinin başlıcalarındandır.  Ulvi Cemal Erkin hocanın bir tanesi hariç olmak üzere bütün senfonik eserlerini yönettim şimdiye kadar. Yurt içinde sayısız icralarını yaptırdım. Ve yurt dışında da birçok ülkede gerek konserlerde, gerek bant alımında ve gerekse plaklarda bu eserleri seslendirme kıvancına eriştim. Hiçbir milli iftihar unsuru yapmadan objektif olarak söyleyebilirim ki, büyük kıvançla söyleyebilirim ki; nerede seslendirdiysem, hangi ülkede seslendirdiysem Erkin hocanın eserleri gerçekten çok büyük ilgi ve çok büyük bir beğeni görmüştür. O’nun birkaç eserini de plağa alarak ebedileştirmek imkanı bulduğum içinde son derece mutluyum. Bunlardan birincisi Macaristan’da yapmış olduğum 4 Türk orkestra eserindeki köçekçelerdir ki O’nun en çok tanınmış, en çok popüler eseridir. İkincisi gene Macaristan’da, birincisini “Macar Filarmoni Orkestrası” ile yapmıştım, ikincisini “Radyo Orkestrası” ile Mustafa İktu’nun söylediği “Türk Halk Türküleri” eseridir. Bir tanesi de “Münih Radyo Orkestrası”yla yapmış olduğum ve Suna Kan’ın gerçekten olağanüstü icrasıyla meydana gelen keman konçertosudur. Bu plaklarda dünyanın çeşitli radyolarında sayısız diyebileceğim oranda çalınmış ve büyük beğeni kazanmıştır bu eserler.


     Şimdi söze yine biraz ara veriyor ve bestecinin en çok çalınan ve bilinen eseri köçekçiyi dinliyoruz. Hikmet Şimşek yönetimindeki “Budapeşte Filarmoni Orkestrası” seslendiriyor.


     Ulvi Cemal Erkin’in “Köçekçesi”ni dinledik. Hikmet Şimşek yönetimindeki “Budapeşte Filarmoni Orkestrası” seslendirdi.


     Sırada bestecimizin çokseslendirdiği halk türküleri var. 7 türküden oluşan bu diziden ikisini seçtik sizleri için, “Divan” ve “Bülbül”. Türkülerden önce Hikmet Şimşek’in bu diziyle ilgili sözlerine kulak veriyoruz.


     Hikmet Şimşek (Devam)


     Efendim hangi alanda olursa olsun bence insanoğlunun ve ne kadar büyük olursa olsun, insanoğlunun en büyük özelliği tevazu olmak gerekir. Bu bakımdan Ulvi Cemal Erkin bir tevazu abidesiydi. Kendisinin orkestra için halk türküleri uygulaması olduğunu biliyordum ama eserini hiç dinlememiştim, çünkü çalınmıyordu. Bir gün evindeyken partisyonunu rica ettim, baktığım vakit çok değerli olduğunu gördüm ve seslendirmeyi istedim. Ama O her zaman ki tevazuuyla “Hayır, hayır. Bunlar benim çok eski ve gençlik devremde yapmış olduğum denemelerdir. Bunların çalınmasını istemiyorum” dedi. Ve kendisine, “izin verirseniz partisyonu alayım inceleyeyim o zaman size tekrar söylerim.” İnceledim ve çok değerli olduğunu gördüm. Çok basit, çok yalın ve çok etkili armonilerle, yapmış olduğu bir çokseslendirmeydi ve parçaların karakteri harikulade güzel bir şekilde meydana çıkıyordu bu çok seslendirmenin içinde. Ertesi gün heyecanla kendisine gittim. “Hocam” dedim “Ben bunu aldım, itiraz etseniz de seslendireceğim.” Nitekim seslendirdim ve çok çok büyük bir başarı oldu. Bu başarının üzerine de Macaristan’da yapmış olduğum bir plakta bu eseri de aldık. Rahmetli Mustafa İktu gerçekten harikulade bir şekilde, harikulade bir ifadeyle bu halk türkülerini söylemektedir, eğer birkaç tanesini çalmak lütfunda bulunursanız, aziz dinleyicilerimiz de buna yakından şahit olacaktır.


     Basbariton Mustafa İktu ve Hikmet Şimşek yöntemindeki “Budapeşte Senfoni Orkestrası”, Ulvi Cemal Erkin’in çok seslendirdiği iki halk türküsü söyledi. “Divan” ve “Bülbül”.


     Şimdi de ünlü kemancımız Suna Kan’ın yorumuyla, bestecinin keman konçertosunda sıra, ancak önce Sayın Kan’ın Erkin hakkındaki düşüncelerini öğreniyoruz.


     Suna Kan


     Evet, Ulvi Cemal Erkin herkesin bildiği gibi büyük “Türk Beşleri”nden biri. Ama benim için Ulvi Bey harika besteciliğinin, olağanüstü müzisyenliğinin dışında birde, çok yakın olduğum ve senelerce hakikaten yakın bir ilişkide olduğum bir aile. Ulvi Bey, Ferhunde Hanım ve kızları İçten ve Sevin. Çocukluğumdan beri. Yani ben yedi, sekiz yaşındaydım. Birileri gelip de beni dinlemek istedikleri zaman hemen Ulvi Bey beni eve götürür, Ferhunde hanım piyanoya oturur. İşte beni tanıtırlar. Hatırlamıyorum kimler işte, Almanya’dan birileri gelmiş, Fransa’dan birileri gelmiş falan. Yani demek istediğim o kadar eski bir dostluğum var. Ve hala devam ediyor. Ulvi Bey’in bugün hayatta, aramızda olmaması, o dostluğumdan hiçbir şey kaybetmiş değilim. O kadar çok hatırlıyorum ki Ulvi Bey’i. Örneğin konserde, bizim “Cumhurbaşkanı Senfoni Orkestrası”nda, hemen girer girmez, Ferhunde hanımın biraz böyle kapalı yerlerde kalmaktan sıkıntılı durumları olurdu, böyle kenar bir yerde üçümüz otururduk. Şimdi mesela güzel bir konser. Artık Ulvi Bey “harika” derdi. “Harika değil mi abla?” öyle derdi bana. “Değil mi abla, güzel değil mi abla?” “Evet, evet hocam”. Bir de mesela kötü bir konser. “Rezalet, olur mu böyle şey yahu?” derdi. Sizin için en uygun kelime hangisidir Ulvi Bey’i anlatmak için, Ulvi Bey’i bir kelimeyle anlatın derseniz, coşku diyeceğim. Bu tabii müziğinde de var herkesin bildiği gibi. Coşkulu bir müzik, samimi bir müzik ve ustaca bir müzik. Ne hissediyorsa o ve onu da size hissettiren bir müzik. Ulvi Bey böyleydi. Mesela kızar coşkuyla kızar, söylenir bağırır, çağırır falan. Dersiniz ki; eyvah bu adam gidecek, kötü bir şey yapacak o kızdığı kişiye. Yok, ama o sırada içini dökecek ya da sevinir gelir, atlar boynunuza. Veyahut da komik bir şey anlatırsınız, bugün hala kulağımda çınlıyor Ulvi Bey’in gülüşü. Hayatımda belki bu kadar candan ve içten gülen birini hiç tanımadım diyebilirim. Hakikaten öyle. Ve müzisyenliği tabii ayrı bir şey. Ben Ferhunde Hanım’la Ankara’ya yerleştikten sonra uzun seneler, şu anda tam hatırlamıyorum, ama en az yedi, sekiz sene beraber çalıştık. Ferhunde Hanım piyanoda ben kemanda. Seyahatlerimiz oldu yurt içinde, Ankara’da, İstanbul’da, Anadolu şehirlerinde. Onun dışında taa uzaklara kadar Hindistan'a gittik.


     Hindistan’a gitmek üzere yola çıktık, ilk durağımız olan Lübnan’da ben kabakulak oldum. Zavallı Ferhunde Hanım baktı etti bana, ondan sonra sefarete teslim etti. Ferhunde Hanım döndü. Ondan sonraki yıllarda Hindistan’a gittik, Pakistan’a gittik. Yani burada saatlerce konuşabileceğim Ferhunde Hanım’ın güzel ve hoş kişiliğini anlatmakla bitiremeyeceğim kadar hatıram var. Fakat Ulvi Bey’e dönelim. Biz tabii bunca sene birlikte çalışınca provalarımız hep tabii Ferhunde Hanım’ın evinde oluyordu. Çok yakın oturuyorduk, neredeyse kapı komşusu, o kadar yakındık yani her gün beraber oluyorduk. Ve arada bir de Ulvi Bey bizi dinlerdi, böyle konserlere falan çıkmadan. Ferhunde Hanım bile, ben tabii tahmin ediyorsunuz, Ferhunde Hanım bile çekinirdi Ulvi Bey’den, çünkü olağanüstü bir müzik sağduyusu vardı Ve; “olmadı, olmadı, olmuyor yahu” falan diye aynı bu tondan böyle deyip, “Çekil Ferro” “Ferro” derdi, Ferhunde Hanım’a. Oturup piyanoya çalar ve o müzik yolunu bize gösterirdi. Yani benim hayatımda hakikaten bu yönlerden de çok şey, en son bir şey söyleyeyim kişiliğiyle ilgili en son gece, vefatından birkaç saat önce onlara uğradım. Ferhunde Hanım’la biraz konuştuk. Sonrada Ulvi Bey bir yerden geldi ve her zamanki gibi çok sevimli ve çok şıktı. Ayrıca Ulvi Bey çok hoş bir adamdı, yani hoş bir kişilik, hoş bir insan her şeyi ile. “Aaa hoca bugün çok yakışıklısınız” dedim mutfakta otururken. “Yapma abla, sahi mi söylüyorsun? Allah aşkına doğru söyle” böyle konuşurdu, “Ayy yaşa filan” dedi. Sonra ben gittim eve sabaha karşı damadı geldi, büyük kızının damadı. Kayınpederi kaybettik dedi, yani Ulvi Bey’i son görüşüm her zamanki coşkulu haliyle oldu. Evet, ne yapalım. Önemli kişiler, özellikle besteciler ölmüyorlar, benim için ben yaşadığım sürece Ulvi Bey de benim için ölmeyecek.


     Kemancı Suna Kan ve Hikmet Şimşek yönetimindeki “Münih Filarmoni Orkestrası”, Ulvi Cemal Erkin’in keman konçertosunun son bölümünü seslendirdi.


     Bu hafta son olarak bestecinin 1959 yılında yazdığı “Sinfonietta”sını sunmak istiyoruz sizlere. Rengin Gökmen yönetimindeki “Düseldorf Oda Orkestrası” seslendiriyor.


     Rengin Gökmen yönetimindeki, “Düseldorf Oda Orkestrası” Ulvi Cemal Erkin’in “Sinfonietta”sını seslendirdi. Böylece iki gün önce yüzüncü doğum günü olan "Türk Beşleri"nden Ulvi Cemal Erkin için özel olarak hazırladığımız programımızın sonuna geldik. Onlar; Atatürk’ün müzik devriminin öncüleriydi, genç "Türkiye Cumhuriyeti"nin özverilerle kurduğu müzik kurumlarının ilk yöneticileri oldular. Öğrenciler yetiştirdiler, evrensel nitelikte eserler bestelediler, durmadan dinlenmeden çalıştılar. Bugün bizlere bıraktıkları her şey için onlara minnettarız.


     Programı sizler için Neşe Tartanoğlu hazırladı, teknik yapımda Okan Uçar vardı, spikeriniz ben Aylin Özmelek sizlere; Cemal Reşit Rey’in sözleriyle veda etmek istiyoruz.


     Cemal Reşid Rey


     Zannederim ki; altmış senesi. Tamam, altmış yahut da altmışbir. Evet; Ulvi, Necil, bir de ben üçümüz gittik. Orada (orkestranın adı anlaşılamıyor) orkestrasıyla “Musikverein Büyük Saal”de enfes salonda bir konser yaptık. Ulvi kendi eserini zannediyorum ki birinci senfonisini idare etti, şimdi pek hatırlamıyorum, Necil’in “Ballad”ını idare etmişti, ben de “Katibim Şarkısı Üzerine Varyasyonları”, İdil Biret çaldı, ilk çalışı. Konser çok alaka topladı, halk çok alkışladı.


     Gayet güzel yazılar çıktı hakkımızda, hatta yazıların bir tanesi şöyle idi. “Bu sefer Türkler Viyana’nın içinde”. Buda; Viyana’nın kapısına gitti de, Türk ordusu, Osmanlı Ordusu, fakat Viyana’nın içine girmemişti, bundan üç asır, üç buçuk asır evvel. İşte bunu hatırlatarak bu sefer Viyana’yı fethettiler manasında Viyana’nın içinde diyerek böyle çok güzel bir yazıydı. Onu da unutamayacağım.




Son Güncelleme:02.08.2021 22.17
Toplam Ziyaret:5744133
Online Ziyaretçi Sayısı:26
Bugünlük Ziyaret :943

Bu Site En İyi Firefox,Chrome,Safari'de ve 1024x768 Çözünürlüğünde Görünür.