08.12.2015 / Zafer Yümlü - Seyfi Çubuğu


    
Herşey bir masal ile başladı. “Ayna, ayna söyle bana. Benden güzel var mı dünyada?” demişti kraliçe. Aynada gördüğü ile görmek istediği görüntü farklıydı çünkü.

 

     Geçenlerde, ünlü tarihçimiz Cemal Kutay’ın 1968 yılında yayınlanmış bir yazısını okudum. Okuyucuları ile üç ayda bir dergide yayınlanan yazıları aracılığı ile buluşmanın özlemini, yeni çıkan televizyon ile iletişimin ne kadar hızlandığını anlatıyordu. Bir de örnek vermiş bu konuda kendisi: “Tiz-i reftâr olanın pâyine damen dolaşır, erişir menzili maksuduna aheste giden.”

 

     Rahmetli, şimdiki cep telefonlarını görse ne düşünürdü acaba?

 

     Son zamanlarda çok hızlı tüketir olduk herşeyi. Gelişen teknoloji antisosyalleştirdi toplumumuzu. Yıllardır paranın esiri olan halkımız, teknolojinin de esiri oldu artık. Evde bile birbirleri ile cep telefonundan konuşuyor insanlar.

 

     Üçyüzotuzüçüncü sınıf dünya ülkesi olan ülkemizde halkımız kendini buğday ambarında sanan tavuk misali yaşıyor.

 

     Sözde gelişmekte olan bir ülkeyiz.

 

     Gelişmiş toplum olmak nedir sizce? Uygarlıktır, her canlıya saygıdır, emeğin hakkını vermektir, halkların eşitliğidir, herkesin refah içinde yaşadığı bir toplum olmaktır.

 

     Geçtiğimiz günlerde İzmir’de bir konser gerçekleştirildi. Engelliler günü nedeni ile engellilerin neler yapabileceğine dikkat çekmek amacı ile gerçekleştirildi bu konser. “Yaşar Üniversitesi”nde gerçekleştirildi. Dünya’da tek olan, doğuştan kolları olmayıp ayakları ile korno çalan olağanüstü kornocu Felix Klieser, konserin solistlerinden biriydi. Yirmibeş yaşındaki Dünya çapında pek çok ödülün sahibi bu sanatçı, korno çalmanın yanı sıra yemek yemek, araba kullanmak, traş olmak gibi pek çok işi ayakları ile yapıyordu.

 

     Konserin tüm geliri de zihinsel engellilerin rehabilitasyonu için çaba harcayan “Ege Kardelen Engelliler Derneği”ne kaldı.

 

     Kimler geldi bu konsere? Davetli olup gelmeyenleri sayalım isterseniz.

 

     Vali gelmedi. Valilik, engellilerin tüm ihtiyaçlarını karşılıyordu çünkü. Hepsi iş güç sahibiydi.

 

     Büyükşehir Belediye Başkanı gelmedi. Belediye, engellilerin tüm sorunlarını çözmüştü. Kaldırımlardaki engelli yollarına bir araba bile park edemiyordu. Kaldırımlar “Çin Seddi” gibi değildi. Hiçbir engelli, yağmur sularında boğulmuyordu şehirde.

 

     İl Milli Eğitim Müdürü gelmedi. Okullarda engelli öğrenci yoktu.

 

     İl Sosyal Hizmetler Müdürü gelmedi. Engelliler, toplumdan soyutlanmamıştı ülkede. Engelliler derneklerine de hiç gerek yoktu.

 

     Almanya konsolosu gelmedi. İki ülke kültürel ilişkileri süperdi. Almanya’daki Türkler gettolaşmamış, Alman halkıyla hiç anlaşmazlıkları yoktu. Almanlar onları dışlamıyordu.

 

     Üniversitenin Mütevelli Heyeti de gelmedi. Çok meşguldüler çünkü. Hem de çok. Umurlarında değildi. Lafa gelince mangalda kül bırakmayanlar işe gelince ortada yoktu.

 

     Konservatuvar Müdürü de yoktu. Dünya’nın en iyi müzisyenlerini onlar yetiştiriyordu çünkü. Mezun olan herkes iş buluyordu.

 

     İzmir’deki sürüyle engelli derneğinden sadece biri geldi. Diğer engelli dernekleri iş yapmak yerine önüne gelene ağlayıp dilenmeyi meslek edinmişlerdi artık. İş üretmeye ne gerek vardı ki?

 

     Herşey güllük gülistanlıktı çünkü ülkede. Böyle bir konsere gitmektense yeni açılan bir alışveriş merkezinin açılışına ya da Fatih Ürek’i dinlemeye gitmek daha çekiciydi.

 

     Herşey bir ayna ile başladı şimdi ise “Selfie” çılgınlığı var. Herkes elindeki selfie çubuğu ile mutlu. Bir de çektiğimiz resmi görebilsek.

 

     Ne diyelim, ilginç bir toplum olduğumuzu daha önceki makalelerimde de birkaç kez söylemiştim.

 

     Az söylemişim. Eşsiziz biz.

 

     İzmir - 08.12.2015, Salı




Son Güncelleme:02.08.2021 22.17
Toplam Ziyaret:5784142
Online Ziyaretçi Sayısı:17
Bugünlük Ziyaret :770

Bu Site En İyi Firefox,Chrome,Safari'de ve 1024x768 Çözünürlüğünde Görünür.