01.11.1970 / Gotthold Ephraim Lessing - Şef ve Orkestra


    
Bu küçük yazı ile, bir dinleyicinin genellikle doğru olarak tasavvur edemiyeceği bir çalışma münasebeti olan, şef ile yönettiği orkestra arasındaki karşılıklı münasebeti konser pübliğine açıklamağa çalışacağım. Dinleyici, ekseriyetle orkestra şefini incecik bir sihirli değnek ile bir müzisyen topluluğunu idare eden ve iradesine göre hareket ettiren, sonunda da pübliğin alkışlarını toplıyarak orkestraya da bu alkıştan bir pay lütfeden bir diktatör gibi görür. Acaba hakikat nedir?

 

     Şefi ile “orkestrası” (ki her şef yönettiği orkestradan kendi orkestram diye bahseder) arasındaki iyi anlaşma, her iki tarafın da birbirini anladığı, takdir ve hürmet ettiği bir evlilik ile mukayese edilebilir. Ancak, en mükemmel evlilikte bile olduğu gibi, burada bahis konusu olan münasebet de arasıra çıkan fırtınalarla sarsılır, aralar açılır. Fakat ender olarak ya da hiç bir zaman bu anlaşmazlıklar ciddi dargınlıklara yol açmaz. Çünkü her iki eş de birbirlerinin kıymetini gayet iyi bilir ve takdir eder.

 

     Fakat hakikatte orkestra bir tek şahısla mukayese edilemez. Bir tek şahısla icabında başa çıkılabilir. Halbuki orkestra, tampereman ve karakter bakımından birbirinden farklı, üstelik de çaldığı enstrümanın tesiri ile zamanla tipik huylar edinmiş seksen veya daha da fazla şahısdan müteşekkildir. Orkestra şefi böylece karşısında kendine karşı iyi ya da kötü niyetler taşıyan ve bir cephe halinde birleşen orkestrayı, üyelerin şahsiyetlerinin çeşitliliğine rağmen kendi tasavvur ve konsantrasyon gücü ile yönetmek, yani bireyleri zorlamaksızın icra edilecek eser hakkındaki kendi tasavvur ve anlayışına tabi kılmak mecburiyetindedir.

 

     Orkestra şefinin çalışması sirkteki domptörün çalışması ile mukayese edilmiştir. Bu mukayese haksız yere yapılmamıştır. Çünkü; bir domptör vahşi hayvanlar gurubunu yalnız iradesi ve konsantrasyon gücü ile, hatta bazan bir tek bakış ya da bir tek parmak hareketi ile yönetir.

 

     Başında güçlü bir şef bulunduğu takdirde bir orkestra kuzu gibi olabilir; şefin tek kelimesine, en küçük hareketine veya bakışına uyar. Aksi halde aynı orkestra nezaketi bir yana bırakıp şefi en kısa zamanda mahvedebilir, şarkı söyler gibi çalan ve bütün bir arşeyi kullanmasını bilen yaylı sazlardan birdenbire renksiz ve cansız sesler çıkar, legatolar gittikçe kısalır, “espressivo”lar adeta sehpaların altında kayboluverir, üfleme çalgılar ise ya pes ya da tiz çalmağa başlarlar, yanlış yerlerde girişler yaparlar ve seslerinin parlaklığı kaybolur.

 

     Muhakkak ki bir orkestra, üyelerinin artistik ihtirası ve sorumluluk duygusu sayesinde hiç bir zaman seviyesinin altına düşmez. Bunun için de bir icrada varılan sonuç, bazan şefin esasında hak etmediği bir başarıdır ve san’atçının bu sorumluluk duygusundan yararlanarak sonuç alan şeflerin sayısı da pek az değildir.

 

     Fakat insan, aynı orkestranın zaman zaman ne kadar farklı çalabileceğini, sayısı çok olan ve sık sık değişen şefleri ile büyük müzik merkezlerinde, çok def’a ve yeterince izliyebilir.

 

     Pübliğin alkışı, bir orkestranın şef hakkında yargıya varması için ölçü değildir. Bir şefin ne güçte olduğunu, orkestra çok def’a şef değneğini kaldırmadan evvel anlar. Şefin kürsüsüne gelişi, orkestra önünde duruşu, değneğini kaldırışı ve başlatması, tecrübeli bir orkestra müzikçisine ilk sesten evvel, bu şeften ne bekliyebileceğini anlatır.

 

     Orkestra soylu bir at gibidir ve iyi bir jokey onu mahmuzlamadan en büyük başarıya ulaştırabilir. O, engellerden hafif fakat emin bir elin sevketmesi ile geçmek ister, kırbaçla değil.

 

     Orkestra çok hassas olan, sismograf gibi tepki gösteren bir enstrümandır. Orkestrada, istidat ve tampereman bakımından tamamen farklı olan müzikçilerin artistik bir birlik haline girmeleri; bir yerde sevkederken diğer yerde uyuşmaları, başka bir yerde tabi olmaları gerekir. Yanyana değil, birlikte çalmaları, birbirlerini gözetmeleri, yardımlaşıp birbirlerini desteklemeleri lazımdır.

 

     Şefin görevi ise, esasında ayrılma eğilimi gösteren orkestrayı toparlıyabilmek, bir yapıtın yorumu hakkındaki fikrini müzikçilere ve çalgı gruplarına iletmek, bir yerde orkestrayı canlandırmak, başka bir yerde hafifletmektir. Çünkü; orkestra üyesinin önünde bütünün yalnız küçük bir parçası olan orkestra partisi bulunur, üye genellikle yalnız kendisini ve bütün müziğin küçük bir kısmını işitir. Müzikçi, şefin kendisini yalnız bırakmayıp bütündeki yerini kendisine göstereceğinden ve öbür seslere karşı kendisini koruyacağından emin olabilmelidir.

 

     Orkestra üyeleri nedenini ve gereğini anladıkları takdirde şef, orkestrası ile bir yeri, müzikçiler kızmadan, yirmi def’a prova edebilir. Eğer müzikçi sebebini bilmezse, o zaman şef aynı yeri iki defa bile tekrarlayamaz; bir isteksizlik ve aksilik duvarı karşısında kalır.

 

     Bir şefin artistik çalışmasının esasını gecedeki konserde değil, hazırlayıcı provalarda aramak gerekir. Bir orkestranın kalitesi bu provalarda düşürülür, muhafaza edilir ya da yükseltilir. Provalar bir savaş meydanı gibidir; orada materyal ile san’at ve teknik mücadele eder. Konser, provalarda elde edilen en mükemmel neticenin tekrarlanışıdır.

 

     Her elemanı aynı derecede mükemmel olan orkestralar dünyada ender bulunur. Hemen hemen bütün orkestraların az çok zayıf tarafları vardır. Bu zayıf tarafları elden geldiği kadar örtmek, işittirmemek şefin ödevi sayılır. Tabii, kötü bir grup şefi, vasati bir birinci üfleme çalgıcısı ancak güçlükle, bazan da hiç saklanamazlar. Fakat becerikli bir şef bunları örtmesini bilir ve dinleyicilere apaçık duyulmasını önleyebilir.

 

     Bir konserin sonunda şef pübliğin alkışını orkestraya naklederse, bunun nezaket kaidesinden daha fazla bir şey olduğunu kabul etmelisiniz. Çünkü; orkestrasının başarısını, şefin eser hakkındaki tasavvurunu ne dereceye kadar realize ettiğini ve her üyenin mes’uliyet duygusunu ne derecede idrak etmiş olduğunu en iyi bilen sadece şefdir. Kötü çıkan bir sese yalnız dinleyici değil, daha fazla orkestra şefi ve en ziyade müzikçinin kendisi kızar. Hiç bir müzikçi konserin vasati ya da kötü olmasını istemez. Her orkestra üyesi, konserin tam anlamı ile başarılı olmasını ve konserden sonra memnuniyet içinde çalgısını kutusuna koymak ister.

 

     Fakat şef de, orkestra üyeleri de insandırlar ve kusursuz insan olmaz. İnsan düğme ile başlatıldıktan sonra durmadan, muntazaman işleyen bir makina değildir; oysa ki, makinanın bile huysuzlukları olur.

 

     Müzikçiler çok hassas kişilerdir ve artistik başarı, işin içinde bulunmayanların anlayamayacakları, bir çok ölçülemez ve hesaplanamaz şartlara bağlıdır. Hava durumu, salonun sıcaklığı, orkestrada mühim rol oynayan bir üyenin iyi yahut kötü gününde olması bazan başarıda büyük bir rol oynayabilir. Fakat şef ve orkestra, ikisi de, her zaman yapabileceklerinin en iyisini yapmağa, başarılı bir konser vermeğe gayret ederler. (Çeviri: E. Saydam)

 

     “Türkiye Filarmoni Derneği”nin yayın organı olan “Filarmoni Aylık Müzik Dergisi”nden alınmıştır. - Kasım 1970, Yıl: 6, Sayı: 52, Sayfa: 3-4.

 

     _________________________________________

 

     Not: Bu yazının bir benzeri ansiklopedimizin aşağıdaki linkinde de yayınlanmıştır. Arada pek büyük farklar bulunmamasına karşın bu yazıyı yine de siz okurların değerlendirmesine sunuyorum. Bu yazının farklı bir tarih taşıdığına okurların dikkatini çekmek isterim. Lütfen aşağıdaki linki bu yazı ile karşılaştırınız: http://www.muziklopedi.org/?/Makale/606 (T.G.)




Son Güncelleme:02.08.2021 22.17
Toplam Ziyaret:5744104
Online Ziyaretçi Sayısı:21
Bugünlük Ziyaret :935

Bu Site En İyi Firefox,Chrome,Safari'de ve 1024x768 Çözünürlüğünde Görünür.