26.04.2010 / Mustafa Öner Uzun & Hülya Uzun - Sosyo-Kültürel Değişimlerin Köçeklik Geleneği ve Müziğine Etkileri: Kırşehir Köçekleri


     1. Giriş

 

     Değişim ve dönüşümün hızlı yaşandığı çağımızda, toplumların sosyo-kültürel yapıları da buna paralel olarak değişmekte ve dönüşmektedir. Bu noktadan hareketle; geleneksel kültürümüzün çeşitli unsurlarının bozulması ve giderek yok olması, bu değişimin olumsuz bir yansıması olarak karşımıza çıkmaktadır. Halk kültürümüzün bir ürünü olan köçeklik geleneği bu bozulan ve yok olmaya yüz tutan unsurlardan biri olarak göze çarpmaktadır.

 

     15. yüzyılın ikinci yarısında Osmanlı Sultanı İbrahim zamanında başladığı tahmin edilen köçeklik geleneği içerisinde köçekler, her türlü eğlence ve şenliklerin vazgeçilmez bir parçası olmuştur. Seyirlik oyunlar içinde önemli bir yer edindiği anlaşılan köçeklerin, aynı dönemlerde saraylarda da padişahlar,  devlet büyükleri ve elçilere gösterilerde bulunan usta kişiler oldukları tespit edilmiştir. (And, 1968)

 

     Bu araştırmada, öncelikle yukarıda kısaca ifade edilmeye çalışılan “köçek” kavramı ve “köçeklik geleneği”nin 15. yüzyıldan 19. yüzyılın ortalarına kadar devam eden tarihsel süreci belli başlı ortaya konmaya çalışılacaktır. Ardından; 19. yüzyılın ortalarında saraylardaki işlevinin “irade-i seniye”, yani padişah emri ile sona erdirilmesi sonucu Anadolu’nun değişik illerine (Kastamonu, Çankırı, Kırşehir, Bolu, Niğde, Nevşehir, Konya) göç etmişlerdir. Bu bağlamda; Anadolu’daki köçeklik geleneği uygulamalarının özellikle düğün törenlerindeki işlevi ve günümüzdeki durumunu tespit için Kırşehir ve yöresi araştırmanın örneklemi olarak seçilmiştir.

 

     Alan araştırmasında katılımlı gözlem tekniği kullanılmıştır. Daha sonra yapılandırılmış ve yarı yapılandırılmış görüşme tekniklerinin de kullanılmasıyla elde edilen veriler işlenerek günümüzde köçeklik geleneğindeki değişim ve gelinen nokta ortaya konmaya çalışılmıştır. Bu konu ele alınırken, Kırşehir yöresinde yaşanmış olan göçler ile çeşitli toplumsal olaylar ve olgular da araştırmada ortaya konmaya çalışılmıştır. Bu toplumsal olay ve olguların Kırşehir ve yöresinde köçeklik geleneği ve bu bağlamdaki müzik unsurlarının giderek yok olmasına sebep oluşu gözlemlenmiş ve bu konudaki son temsilciler tespit edilerek halk kültürüne ve dolayısıyla halk bilimine katkı sağlanması hedeflenmiştir.

 

     2. Osmanlı Döneminde Köçeklik Geleneği

 

     2.1. Köçeklik Geleneğinin Tarihsel Süreci

 

     Türklerin İslam’ı kabulünden önce; eğlencelerde, toplantılarda, kır gezmelerinde, nakil araçlarında vb. gibi çeşitli eğlencelerde kadın-erkek ayrımını görmek mümkün değildi. Fakat Türkler İslam dinini kabul ettikten sonra böyle bir ayrım kaçınılmaz olmuştu. Biraz önce de belirttiğimiz gibi çeşitli durumlarda kadınla erkeğin bir araya gelememesi bir ikilik yaratmıştı. Kadınların ayrı, erkeklerin ayrı toplanması, eğlencelerinin de ayrı olmasına neden olmuştu.

 

     İşte; köçek, çengi, tavşan gibi eğlencelerin vazgeçilmez oyunları, “Osmanlı İmparatorluğu”nun özellikle 15.-19. yüzyılları arasındaki eğlencelerinde karşımıza çıkmaktadır.

 

     Köçeklik geleneğinin tarihsel süreci ile ilgili diğer görüşler aşağıda ortaya konmaya çalışılmıştır:

 

     “Köçekliğin 16. yüzyıldaki uygulama alanlarının şenlik yerleri olduğu ve bu yerlerin başında Tahtakale’nin geldiği tespitler arasında yer almaktadır. Daha sonraki yüzyıllarda ise Tahtakale’nin yerini Kağıthane almıştır. Bu şenliklerde oynayan erkek ve kadın dansçılar, ellerinde çifter tahta çubuk ya da kemik ile tempo tutarlardı. Evliya Çelebi Kağıthane’deki bu uygulamaların içerisinde hanendeler ile sazendelerin yer aldığını belirtmektedir. Ayrıca, her biri birer ‘Köçek Kolu’ olarak ifade edilen ‘Ahmet Kolu’, ‘Cevahir Kolu’, ‘Baba Nazlı Kolu’, ‘Garibani Kolu’, ‘Zümrüt Kolu’, ‘Samurkaş Kolu’nun danslarına çeng, rebab, santur, tanbur, ud ve kanun gibi çalgıların eşlik ettiğini ve fasıllar seslendirildiğini söylemektedir” (And, 1982).

 

     Köçekliğin Osmanlı dönemindeki tarihsel sürecine bakıldığı zaman yukarıda ifade edilen bilgilerin ışığında, İstanbul’da 16. yy.’dan itibaren Kağıthane ve daha sonraki yüzyıllarda Tahtakale semtlerindeki şenliklerin Köçekliğin uygulama alanları olduğu anlaşılmaktadır.

 

     2.2. Köçek Kavramı

 

     Köçeklik geleneğinin doğru anlaşılabilmesi için köçek kavramının açıklığa kavuşturulması gerekmektedir. Bu noktadan hareketle, aşağıda çeşitli uzmanların görüşlerine başvurulmuştur.

 

     “Köçeğin aslı ‘kösek’tir. Kös, Türkçe’de bâhi anlamına gelir. Bâhi ise, şehveti uyandırır surette raks edenlere verilen isimdir” (Arseven, 1966:126).

 

     Köçekler kadın kılığında dans eden ve bunu bir meslek olarak yerine getiren oyunculardır. Bunlar; Osmanlı döneminde özellikle 6-7 yaşlarındaki Müslüman olmayan veya devşirme çocuklardan oluşmaktaydı. Köçek kelimesi etimolojik olarak incelendiğinde ise, İranlılarda kuçak teriminden gelmiş olduğu ve çocuk ya da hayvan yavrusu anlamında kullanıldığı tespitine ulaşılmaktadır.

 

     2.3. Köçeklik Geleneğinde Dans, Müzik ve Kıyafet Unsurları

 

     Köçeklik geleneği dans, müzik ve kıyafet unsurları ile bir bütünlük göstermekte ve bu unsurlar geleneğin ayrılmaz parçaları olarak karşımıza çıkmaktadırlar.

 

     Köçeklik geleneğinde dans unsurunu ortaya koyan en belirgin figürler; göbek atma, topuk çarpma, ayak parmakları ucunda hızlı gezinmeler, gerdan kırma, omuz titretme, bel kırma, geriye doğru esneme ve kıvırmadan oluşmaktaydı. Köçekler, bu figürleri gerçekleştirirken, oyuncu başı elindeki zil ile tempo tutar, sazende (saz çalan) ve hanendeler (söyleyen) bu tempoya uygun eşlikler yaparlardı.

 

     Köçeklik geleneği içindeki müzik unsuruna gelince, Köçeklerin danslarını “Köçekçe” adı verilen ezgiler eşliğinde yaptıkları tespit edilmiştir. Köçekçeler, dansa eşlik amacı ile özel olarak bestelenmiş ve genellikle halk müziği formuna yatkın sözlü, sözsüz eserlerden meydana gelen ve içinde bir çok makam, usul, taksim ve ara nağmeler bulunduran bir müzik formu olarak göze çarpmaktadır.

 

     Köçekçe ezgilerini incelediğimizde, usul yönünden zengin olduğunu görmekteyiz. Bir köçekçe takımının içerisinde en az 4-5 usul geçkisi olmakta ve en çok kullanılan usul ise 9/8’lik aksak usulü olduğu görülmektedir. Bunu, 7/8’lik Devri Turan ve Devri Hindi, 5/8’lik Türk Aksağı, 4/4’lük Sofyan, 2/4’lük Nîm Sofyan gibi usuller takip eder. Köçekçe ezgilerinde en sık kullanılan kullanılan makamlar ise Karciğar, Gerdaniye, Hicaz, Gülizar, Muhayyer, Hicazkar ve Hüseyni’dir.

 

     Köçekçeler genellikle, bestecisi belli olmayan eserlerdir. Bunun nedeni ise, köçekçe bestelemenin, köçeklerin yaşam tarzlarının, yaptıkları işlerin doğru bulunmamasından kaynaklanmaktadır. Elimizde bestekarı bilinen en eski örnek Hamamizade İsmail Dede Efendi’ye aittir. Bununla birlikte yapılan bu eserleri ilk tertipleyen birkaç isim göze çarpar ki bu isimler ise Lavtacı Andon ile Kemençeci Vasilaki’dir.  20. yy.’da ise birkaç besteci köçekçe bestelemiştir. Bu besteciler Ali Rıfat Çağatay, Neveser Kökdeş, Arif Sami Toker ve Dr. İrfan Doğrusöz’dür. Adı geçen bestecilerin yaptıkları bu eserler, gelenekteki gibi uzun aranağmelerden ve usul değişikliklerinden yoksundur. Çünkü köçekliğin kaldırılmasından sonra köçekçelerin amacı, oynayana eşlik etmekten çıkmış, sadece konser ortamlarında seslendirmek olmuştur.

 

     Osmanlı döneminde Köçeklik geleneğini oluşturan giyim unsuru incelendiğinde aşağıdaki tespitlere ulaşılmaktadır:

 

     Köçekler oyun esnasında, üstlerine ipek kumaştan yapılmış ve sıçan dişi işlenmiş bir gömlek, onun üstüne sırma işlemeli kadife bir mintan, altlarına da sırma saçaklı bir etek ya da canfes şalvar giyerler, bellerine ise süslü bir ipek kumaştan oluşan altın suyuna batırılmış kemer bağlarlardı. Saçları uzun ve başları genellikle açık olurdu. Bazen başlarına küçük bir fes ve ayrıca bu fesin üzerine ipek ve kenarları sırma ile süslenmiş çevre giyerlerdi.

 

     Yukarıda, Köçeklik geleneğinin başlıca unsurları olan dans, müzik ve kıyafet konularında genel bir bilgi verilmiş ve bunların işlevleri üzerinde durulmuştur. Böylece köçekliğin birden çok unsurun bir arada olması ile varlığını sürdürebildiği ortaya konmaya çalışılmıştır.

 

     Köçekliğin geleneksel yapısında, bireysel değil takım halinde icranın ön planda olduğu ve bu dansçıların belli bir eğitim sürecinden geçirildikleri tespit edilmiştir. Köçek takımları sarayda yer aldığı gibi, aynı zamanda dışarıdan saray, konak ve eğlence yerlerine ücret karşılığı profesyonel köçek takımları da çağrılırdı.

 

     Köçek toplulukları; sayıları 3 ile 12 arasında değişen köçekten, bunun yanı sıra saz heyetinden ve çeşitli taklitler yapan oyunculardan oluşurdu. Toplulukta yer alan her bir köçeğin takma adının olduğu Evliya Çelebi tarafından şöyle ifade edilmektedir:

 

     “Köçeklerin çeşitli takma adları vardı. Mazlum Şah, Küpeli Ayvaz Şah, Saçlı Ramazan Şah, Şahin Şah, Muhsin Şah, Zalim Şah, Can Memiş Şah, Hürrem Şah, Yusuf Şah, Nazlı Yusuf Şah” (Çelebi, 1969:315).

 

     Köçeklerin başlangıçtaki eğlendirme işlevinin dışında, cinsel istismara dönük kullanılmaya başlanılması nedeni ile Köçeklik geleneğinin Osmanlı döneminde sona erdirilmesi hususunda iki görüşün olduğunu belirten Metin And şu bilgileri vermektedir:

 

     “Bunlardan birincisi, Sultan Mahmut köçekliği yasaklamış ve onlar da Mısır’a Mehmet Ali Paşa’nın yanına kaçmışlar, diğeri ise 1274 (1857) tarihli bir kanunla veya 1856 yılında irade-i seniye (padişah emri, buyruğu) ile yasak edilmişti. Fakat İstanbul dışındaki illerde bu gayrıtabii (aykırı) bir müddet daha devam etmişse de yavaş yavaş oralarda da azalıp gitmiştir” (And, 1969: 62).

 

     Köçekliğin Osmanlı zamanındaki sürecinin padişah buyruğu ile sona erdirilmesi sonucunda, köçeklerin Anadolu’ya dağıldıkları, bulundukları yörelerde bireysel olarak işlevlerini devam ettirmeye çalıştıkları ve artık bir değişim sürecine girdikleri elde edilen bulgulardan anlaşılmaktadır.

 

     3. Kırşehir Köçekleri

 

     Araştırmanın bu bölümünde, Kırşehir köçekleri örnek olarak verilmiş, bu yolla gelenekteki köçeklik uygulaması ile günümüzde köçekliğin geldiği nokta karşılaştırılmış ve sosyo-kültürel değişimlerin geleneğin üzerindeki etkileri ve popüler kültürdeki durumu ortaya konulmaya çalışılmıştır.

 

     Yörede öncelikle 27 Mart 2010 tarihinde “Toklumen Köyü”nde yapılan düğün törenine katılarak gözlem yapılmış olup; Kırşehir’in “Bağbaşı Mahallesi”nden mahalli müzisyenlerden Murat Bayar’ın “bağlama ve klavye”, Veli Ertek Kaba’nın “zurna” eşliğinde, yerel köçek Salman Coke’nin oyunu ve davul eşliği gözlenmiştir.

 

     İkinci aşamada, Kırşehir yöresi abdallarından ve köçeklik geleneğinin son temsilcilerinden olan 1935 doğumlu  Ayvaz Başaran ile 28 Mart 2010 tarihinde Bağbaşı mahallesinde bir görüşme yapılmıştır. Yörenin köçeklik geleneğine ilişkin 1997 tarihli bir görsel kayıt ile 20 Nisan 2010 tarihinde internetten elde edilen ve “Flash TV”de yayınlanan günümüz köçeklerinin popüler kültürdeki yerini ortaya koyan görsel malzeme incelenerek, değişimin izleri takip edilmiş, aşağıdaki bulgulara ulaşılmıştır.

 

     Kırşehir köçeklik geleneği ile ilgili olarak Ayvaz Başaran, bize önemli bilgiler vermiştir. Öncelikle, Kırşehir yöresinde köçekliğin önemli olduğunu vurgulayan Başaran, “Köçek olmayınca düğün yapmazlardı, yani geleneğimizde vardı” diyerek, mutlaka her düğünde 1-2 köçek bulunduğunu ifade etmiştir.

 

     Kırşehir’de köçeklik geleneğinin 12-13 yaşlarında başladığını, kendisinin de 16-17 yaşına gelene kadar düğünlerde köçeklik yaptığını belirten Başaran; küçük yaştaki bir çocuğun etek giyerek oynayacağı için, daha sakalı ve bıyığının çıkmamasının önemini vurgulamıştır. Bunun yanında çocuklar, daha hareketli bir yapıya sahip olduğu için hareket gerektiren bu oyunları daha rahat oynayabileceğini belirtmiştir. Düğünlerde davul, zurna ve bağlama eşliğinde oyununu sergilediğini söyleyen Ayvaz Başaran daha sonra kemanın da bu saz grubuna dahil olduğunu belirtmektedir. Başaran’a göre Köçek, 16-17 yaşına gelince geleneğin gereği olarak mesleğini bırakırdı. Çünkü o artık çocukluktan çıkmış sakallı ve  bıyıklı genç bir erkekti. Bu görüntüsü ile kadınsı hareketleri uygun görülmez ve oyuna yakışmazdı. Köçekliği bırakan genç sesi iyi ise saz çalar, değil ise davul zurna çalardı. Kendisi de bu yüzden zurna çalmaya yönelmişti. Köçeklik geleneği babadan oğula geçtiği gibi, müziğe yeteneği olan erkek çocukları da köçeklik yaparak ailesine katkıda bulunmaya çalışıyorlardı. Yeteneği olduğunu ortaya koyan erkek çocuk, herhangi bir eğitim almadan hemen düğünlerde yerini alarak, o müzisyen grubunun bir üyesi oluyordu.

 

     Köçeklerin nasıl oynadıkları konusunda Başaran’dan aldığımız bilgilere göre; bir köçek, müziğe kabiliyetli olduğu için, usule göre zil vurur, makama göre elleriyle ve ayaklarıyla figürler yapardı. Kırşehir yöresinin oyunlarında kalça veya bel kıvırmak gibi hareketler olmazdı. Oynarken kendini geriye doğru atma, küçük adımlarla koşar gibi yapıp kendi etrafında dönmeler köçeklerin belli başlı hareketlerindendir.

 

     Köçekler, yörenin ezgileri ile oyunlarını sergilerken, bunun bir müzik sırası olduğunu, rastgele bir ezgiyle oynamadıkları da Başaran ile yapılan görüşmeden ortaya çıkmıştır. Osmanlı dönemi köçeklerinde de olduğu gibi; önce ağır başlayan ve daha sonra hızlanan bir ezgi sırası tespit edilmiştir. Bu sıra şöyledir:

 

     Köçekler oyunlarına yerde karşılıklı oturarak “Hürünü” adlı ezgi eşliğinde başlar, bu ezgi bitip de ayağa kalkarlarken de “Kalkıver altım çillendi” adlı ezgiyle oyunlarına devam ederlerdi. Bundan sonra sırasıyla yine biraz ağır bir tempoda olan “Çubuk uzun”, hemen hemen aynı tempoda olan “Bâdi saba” ezgisi çalınırdı. Bu ezgilerin devamında da gittikçe hızlanarak “Sallan boyuna bakayım”, “Ne güzel yaraşmış allar Ayşe’ye”, “Halime kız” adlı türküler ile oyunlarını sergilerlerdi.

 

     Kırşehir köçeklerinin oyun sırasında giydikleri kıyafetler çok fazla çeşitlilik göstermemektedir. Eteklik, gömlek ve yelekten oluşan kıyafetlerinin ayrıntıları şöyledir: Altlarına giydikleri eteklik çeşitli basmalardan yapılırdı. Fırfırlı ve kat kat olmazdı. Düz dikilen eteğin üst tarafı biraz dar alt tarafı ise daha enli olurdu. Bellerine, üzerinde boncuk veya pul olmayan uçkur takılırdı. Ayrıca bellerine bir de şal takarlardı. Üst taraflarında ise beyaz patiskadan, hakim yaka ipek gömlek giyerler, gömleğin üstüne de yelek giyerlerdi. Ellerinde ise ritim tutmaya yarayan ziller olurdu.

 

     Köçekler, Kırşehir yöresinde kadınlı-erkekli yapılan ve birkaç gün süren düğünlerin vazgeçilmezi olduğu için, sadece dans etmezler, dansın dışında da oyunlar sergilerlerdi. Bu konuda Başaran bize kısaca şu bilgileri aktarmıştır: “Bir de düğünlerimizde ayrıca oyunlar olurdu, cirit oyunu gibi, güreş olurdu vb. gibi. Bu köçeklikte hemen hemen benim bildiğim 50 seneyi buldu, artık kalktı.”

 

     Kırşehir Köçekleri, oyunlarındaki bütün bu zenginlik ve farklılığa rağmen günümüze kadar gelememiştir. Bunun nedeni ise; yaklaşık 40 yıl kadar önce yöreye gelen o dönemin valisinin, bir düğünde erkek çocuklarının eteklik giyip oynadığını görüp, bu geleneği tasvip etmeyip, onları “Erkeksin, etek giyiyorsun, zil takıp oynuyorsun!” diyerek ayıplaması olmuştur. O günden sonra da erkek çocukları bir daha ne eteklik giymişler, ne de oyuna çıkmışlardır.

 

     Köçeklik geleneğinin bu şekilde ortadan kalkmaya başlaması ile birlikte, Kırşehir’de mesleklerini icra edemeyen köçekler, başka şehirlere göç etmeye başlamışlardır. Ne var ki, büyük şehirlere uyum sağlamakta güçlük çeken köçekler, yapacak başka bir mesleği olmadığı için evde oturmaya başlamıştır.

 

     4. Sonuç

 

     Bu çalışmada; Osmanlıdan günümüze Köçeklik geleneğinde ve müziğindeki değişim süreci kaynaklar, görüşmeler ve işitsel-görsel malzemeler incelenerek aşağıdaki sonuçlar elde edilmiştir.

 

     Osmanlı Dönemi ve Kırşehir Köçeklerinin Geleneksel Yapısındaki Ortak Unsurlar:

 

     1. Her iki dönemde de kadın giysileri içinde dans etmeleri,

 

     2. Köçeklik yapan erkek çocuklarında zamanla ortaya çıkan cinsiyet bozuklukları ve bunların istismarları,

 

     3. Köçekliğin kaldırılışının ahlaki nedenlerden dolayı bir emirle yerine getirilmesi,

 

     4. Köçek olacak kişinin küçük erkek çocuklarından seçilmesi,

 

     5. Ergenlik dönemlerine kadar, yani sakalı ve bıyığını saklayamayacak duruma gelene kadar dans etmeleri,

 

     6. Köçekliği bıraktıktan sonra bağlı bulundukları takımda yeteneklerine göre çeşitli görevler almaları,

 

     7. Ellerinde mutlaka ritim vurmayı sağlayacak bir zil veya tahta kaşık bulunmasıdır.

 

     Osmanlı Dönemi ve Kırşehir Köçeklerinin Geleneksel Yapısı Arasındaki Farklar:

 

     1. Osmanlı döneminde devşirme ve Müslüman olmayan çocuklar, Kırşehir’de ise abdallar bu mesleği icra ederlerdi.

 

     2. Osmanlı döneminde bir erkek çocuğunun köçek olabilmesi için en az 6-7 yıl eğitim görmesi gerekirken, Kırşehir köçekleri böyle bir süreçten geçmeyip geleneği babadan oğula devam ettirirlerdi.

 

     3. Kırşehir’de, ergenlik dönemine giren köçek sesi güzel ise bağlaması eşliğinde söyler, sesi güzel değilse ya davul ya da zurna çalarak geçimini sağlardı. Osmanlı döneminde ise köçek takımının içinde köçeklere yardımcı olacak işlerle meşgul olurlardı.

 

     4. Osmanlı dönemindeki köçekler başlarına bir fes takarlar ve saçları uzundu. Kırşehir köçeklerinin ise başları açık ve saçları kısa idi.

 

     5. Osmanlı döneminde her türlü eğlence ortamında oyunlarını sergileyen köçekler, Kırşehir’de sadece düğünlerde bu geleneği devam ettirirlerdi.

 

     6. Osmanlı dönemi köçekleri özel olarak köçeklerin oynaması için yapılan, fakat bestecisi belli olmayan kıvrak ezgili eserlerle (köçekçeler) dans ederken, Kırşehir merkezde yöreye ait sırasıyla oturarak oynanan “Hürünü”, bu ezgiden sonra kalkarak oynadıkları “Kalkıver Altım Çillendi”, “Çubuk Uzun Havası”, ağır çalınan “Bâd-ı Sabâ”, bir ya da iki hareketli hava, “Sallan Boyuna Bakayım”, “Ne Güzel Yaraşmış Allar Ayşe’ye” ve “Halime Kız” adlı halk ezgileri eşliğinde oyunlarını sergilerlerdi.

 

     7. Osmanlı döneminde köçek olarak seçilen erkek çocuklarının güzel vücutlu, beyaz tenli ve güzel yüzlü olması önemliydi. Fakat Kırşehir yöresi köçeklerinde yüz ve vücut güzelliğinden çok oyun yeteneği ön plandaydı.

 

     Günümüzde Köçeklik

 

     Günümüzde, köçekliğin Kırşehir yöresi başta olmak üzere, işlevinin sona erdiği ve ticari kaygı ile artık tamamen gösteri amacına dönüştüğü, TV kanallarında geleneği temsil etmeyen popüler kültürün ürünlerinden biri olarak yer aldığı saptanmıştır. Alan betimlemeleri ve görsel materyallerden konu ile ilgili gerekçeler:

 

     1. Geleneğin; ahlaki açıdan sakıncalı görülüp yasaklanması sonucu, köçeklerin geçim kaynağının yok olması, nesilden nesile aktarılamaması,

 

     2. Yöre halkının maddi imkansızlıklar nedeni ile birkaç gün süren ve çok masraflı olan köçeklik geleneğinin yaşatıldığı açık hava düğünlerini bırakıp, salon düğünlerine dönmesi,

 

     3. Geleneksel kültürün iç ve dış göç nedenleri ile yapısının korunamamasıdır.

 

     Bibliyografya

 

     Ana Britanicca. 1957. Genel Kültür Ansiklopedisi, İstanbul: Ana Yayıncılık, c.13

     And, M. 1969. Geleneksel Türk Tiyatrosu, Kukla-Karagöz-Ortaoyunu, Ankara: Bilgi Yayınevi

     And, M. 1982. Osmanlı Şenliklerinde Türk Sanatları, Ankara: Kültür ve Turizm Bakanlığı Yayınları 529, Sanat Eserleri Dizisi: 2

     Arseven, C. E. 1966. Sanat Ansiklopedisi, İstanbul: Milli Eğitim Basımevi

     Çelebi, E. 1969. Seyahatname, İstanbul: Türkçeleştiren: Zuhuri Danışman Yayınevi, Kardeş Matbaası

     Karadeniz, M. E. 1965. Türk Musikisi Nazariye ve Esasları, Ankara: Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, Genel Yayın No: 238, Sanat Dizisi: 37

     Özalp, M.N. 1986. TRT Türk Musikisi-Derleme, Ankara: Müzik Dairesi Başkanlığı Yayın No: 34, Basılı Yayınlar Müdürlüğü Yayın No: 200

     Özalp, M. N. 1992. Türk Musikisi Beste Formları-Derleme, Ankara: TRT Genel Sekreterlik Basım ve Yayın Müdürlüğü Yayın No: 239

     Öztuna, Y. 1990. Büyük Türk Musikisi Ansiklopedisi, Ankara: Kültür Bakanlığı/1163, Kültür Serisi149, c.1

     Pakalın, M. Z. 1983. Osmanlı Tarih Deyimleri ve Terimleri Sözlüğü, İstanbul: Milli Eğitim Basımevi, c.1

     Sözer, V. 1964. Müzik ve Müzisyenler Ansiklopedisi, İstanbul: Tan Gazetesi ve Matbaası

     Türk Ansiklopedisi, 1975. Ankara: Milli Eğitim Basımevi, c.22

     Beşiroğlu, Ş. 2010 Müzik Çalışmalarında Kimlik, Cinsiyet: Osmanlı’da Çengiler, Köçekler’ (http://www.musikidergisi.net 18.04.2010)

     Köçek/Çengi Danseder (http://www.musikidergisi.net 18.04.2010)

     Osmanlı Şenliklerinin Eğlenceli Kahramanları: Kırk Hokkabazlar http://www.40hokkabaz.com/medya-hedef.htm18.04.2010)

     Uzun, H. 1993. Köçekçeler, İzmir:Ege Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Yayımlanmamış Yüksek Lisans Tezi

 

     Konu İle İlgili Görsel Kayıtlar

 

     1. 1997 yılı Kırşehir merkezdeki geleneksel köçeklik uygulaması (Köçek: Salman Coke)

     2. 27 Mart 2010 Kırşehir’in Toklumen köyünde bir düğünde günümüz köçeklik uygulaması (Köçek: Salman Coke)

     3. 24 Nisan 2010 Köçekliğin dans, kostüm, ezgi ve çalgı eşliklerinin tamamen geleneğin dışına taşınması ile popüler kültürün bir malzemesi olarak ticari amaçlı kullanılması (Flash TV Kayıtları)

 

     _____________________________________________________


     “Kırşehir Köçekleri”, “Abant İzzet Baysal Üniversitesi - European Association for Music in Schools, 18. EAS Congress, Bolu” / 26-29.04.2010, ss. 591-597.




Son Güncelleme:02.08.2021 22.17
Toplam Ziyaret:5744024
Online Ziyaretçi Sayısı:27
Bugünlük Ziyaret :916

Bu Site En İyi Firefox,Chrome,Safari'de ve 1024x768 Çözünürlüğünde Görünür.