08.03.2018 / Kadim Ülker - Aşık Veysel ve Heykeli

Aşık Veysel Heykeli


     İnsan, tabiat, vatan ve millet sevgisi denildiğinde aklımıza gelecek isimlerin başında Aşık Veysel gelir. Veysel Sivas’ın Şarkışla İlçesi’ne bağlı “Sivrialan Köyü”nde doğmuştur. Köy Enstitüsü öğretmenliği ve şehirlerarası seyahatleri dışında da ömrünün neredeyse tamamını bu köyde geçirmiştir. Veysel köyde yaşamasına rağmen tıpkı eski bir fıçı içinde yaşayan ilkçağ filozofu Sinoplu Diyojen gibi “Ben Dünyalıyım” diyebilmiş ve kendi somut sınırlarını aşabilmiştir. Bu aşkınlık her açıdan tanık olunmaya değerdir.


 

     Veysel insan ruhunun en ince mahfillerine ve insan dimağının oksijen görmemiş menzillerine yayından çıkan bir ok gibi nüfuz eden şiirlerini 79 yılı bulan ömründe tamamlamıştır. Bu dönem ve sonrası çoğu araştırmaya konu olmuştur. Fakat bunlar daha çok alan çalışması -köyüne gelen araştırmacıların Veysel’in yakın çevresinden derledikleri bilgiler- ya da edebiyat araştırmacılarının şiirleri hakkında yaptıkları yorumlardır. Bunlardan müteşekkil araştırmalar elbette bazı boşlukları ihtiva eder. Bu boşlukların doldurulması ise Veysel’i çok boyutlu görmekle mümkün olabilir. Öte taraftan Veysel’i aramızdan ayrılışının 45. yılında Veysel’den sonraki yılların da bir araştırma konusu olduğu ve bu konunun bakir bir şekilde araştırmacısını -özellikle de olaylara şahit olanların aramızdan teker teker ayrıldığı şu günlerde- beklemektedir. Bu son cümleden hareketle burada Veysel’den sonrayı kapsayan ama Veysel’in tam da merkezinde olan iki konuyu farklı bir pencereden resmi görevlilerin anlatılarından basına, muhabbete ya da matbuata yansımamış olduğunu düşündüğümüz iki farklı konuyu ele alacağız. Elbette burada anlatılanlar anlatanların çizdiği manzaradır. Manzaranın gerçekle olan ilişkisini O’nu daha yakından tanıyanlar ve okuyucuyu tespit edecektir.


 

     “Gülhane Parkı”nın tarihi sur kapısından içeri girip aşağı doğru indiğinizde düzgün bir peyzaj, yaşlanmış iri ağaçlar ince beton yol boyunca size eşlik edecektir. Az buçuk tarih kokusu alan zihinler “Gülhane Hattı Hümayunu” olarak da bilinen “Tanzimat Fermanı”nın bütün Osmanlı tebaa temsilcilerine okunduğu seremoniyi hemen hatırlayacaktır. Ortamın tarih kokusu ile ikiyüz yıl önceye gidecek ve göreceğiniz her şeyin sizi tarihe ulaştırmasını bekleyeceksiniz. İlerlerken solda “İslam Bilim ve Teknoloji Müzesi” ile daha da geçmişlere gidebilme fırsatını verecektir. Biraz daha aşağı inip hafif sağa doğru döndüğünüzde Veysel’in heykeli ile hemen yakın geçmişimize geleceksiniz. “Hattı Hümayun”, “İslam Bilim ve Teknolojisi”, tarihi surlar ve fakat Veysel… Veysel’in heykeli hemen küçük bir sorgulamayı başlatacak en basitinden acaba, en zorundan ne alaka diye soracaksınız kendinize. İşte benim bu heykeli sorgulamamın da böyle bir hikayesi var. Sonuçta Veysel ve heykel karmaşık bir konudur. Değil mi hemen geçtiğimiz yıllarda Şarkışla’da Veysel’in takkeli bir heykeli dikildi de ortalık karıştı… Belki de bu heykelin de böyle bir öyküsü vardır. O halde dinleyelim.


 

     Tarih 23 Mart 73. Veysel hayata gözlerini kapamış, iki gün geçmiş ve yatağına defin edilmek üzere konulmuştur. Nihayetinde bir büyük adam aramızdan ayrılmıştı. Dönemin ileri gelenleri ya da Veysel’in büyüklüğünü kavramış akıllı insanlar Veysel toprağa verilmeden maskını almayı akıl ederler. İyi de olur. Veysel Baba yatağından ayrılmadan bu iş yapılmalıdır. Sivas’tan gelen resim öğretmeni Selahattin Aydemir, edebiyat öğretmeni Kutlu Bey ve resim öğretmeni Özdemir Baran Beyler Veysel Baba’nın maskını almak üzere hazırlanırlar. Sadece üçü ve bir de Veysel Baba’nın cansız bedeni vardır odada. Tanımadıkları yerde, bir Veysel’in cansız bedeni ile beraber olmak bu üç ismi de korkutur. Belki de sevdikleri, değer verdikleri birisine duydukları saygıyla korkunun karışımı duyguyla hareket ettiklerinden, Baba’nın bedenine yaklaşamazlar. Fakat vazife de zaruridir. Son görev taksimatında Selahattin Aydemir “Ben korkuyorum giremem” der. Özdemir Baran da aynı fikirdedir. Görev Kutlu Beye kalır. Kutlu Bey içeri girer ve Baba’nın maskını almak için çalışmalara başlar. Alçı yapışmasın diye Baba’nın yüzünü komple zeytinyağı ile yağlar. Yüzün tümü yağlandıktan sonra yüzü alçıyla sıvamaya başlar. Kalıp halinde alçıyı sıvar ve düzenlenmesini yapar. Tesviye işleri de bittikten sonra kuruması için beklerler. Tüm bu işlemler olurken ne köylülerden ne de ailesinden kimse odaya alınır. Bu arada bu üç görevlinin neler düşündükleri, neler hissettiklerini anlamak imkan kabilinde değildir. Fakat en baskın duygunun korku ve merak olduğunu düşünmek mümkündür. Baba’nın yüzündeki alçının kuruduğundan emin olduktan sonra alçının yavaş yavaş çıkarılması gerekmektedir. Bu iş de zeytinyağı ve alçı sıvama işinde olduğu gibi Kutlu Beye havale edilir. Kutlu Bey odaya girer ve alçıyı çıkarmaya çalışır. Alçıyı dikkatli bir şekilde çıkarırken Baba’nın kaşlarındaki kılların yapışması sonucu alçıyla birlikte kafası komple hareket edip yukarı kalkar. Ortama hakim olan soyut korku bu şekilde somutlanır. Kutlu Bey bu durum karşısında çok korkar. “Elazığ Devlet Hastanesi”nde en az üç ay psikolojik tedavi gördüğü ve bir daha da eskisi gibi olmadığı söylenmektedir. Böyle çileli daha doğru bir ifade ile korkulu bir şekilde alınan masktan yapılan heykelin hikayesi de en az bunun kadar ilgi çekicidir.


 

     Bu mask elbette boşa alınmamıştır. Bu masktan yapılan heykel Sivas’ta “Cıbırlar Parkı”na müteakip senelerin birinde Veysel hatırası olarak yerleştirilir. Yerleştirilir de Sivas insanı başarıyı mükafatsız bırakır mı, bırakmaz. “Cıbırlar Parkı”nda Sivrialanlı, Alevi bir ozanın putunun bulunması elbette kabul görmez bir durumdur. Sivas’ın istemezuk çetesi zaten hazırdır. Hazır potansiyel -o dönemin siyasi olayları ve durumları da göz önüne alındığında- “işin ehli” profesyoneller tarafından yönlendirilir. Bunların da başında “Komünizmle Mücadele Derneği Sivas Şubesi” yöneticileri ve üyeleri gelir. Veysel Baba’nın heykelinin kaldırılması için hem çeşitli yürüyüşler, gösteriler yapılır hem de bizzat valiliğe yazılar gönderilir. Bu kadar tazyikli tavır karşısında pes eden vali çareler aramaya başlar. “Halkı bir türlü ikna edemiyorum, bu iş beni aştı, heykeli kaldırmaktan başka çare yok” gibi ifadeler valinin ağzından çıkan cümlelerdir. Vali ve eşraf bu durumu çeşitli vesilelerle umuma yayınca “Hürriyet Gazetesi” aracılığıyla Veysel Baba’nın heykeli “Cıbırlar Parkı”ndan sökülür. Sökülmesin de ne yapılsın! 2 Temmuz 93’te böyle bir sebeple başlamamış mıydı? O zaman da bir heykel bahane edilerek milyonlarca yürek kırılmadı mı? Velhasıl “Hürriyet Gazetesi”nin girişimleri sonucu Veysel Baba’nın orijinal maskından yapılan heykel İstanbul’a getirilir. Bir dönem yer aranır. Sonuç olarak da “Gülhane Parkı”na getirilip yerleştirilir. “Gülhane Parkı”nda bu tarihi ortamdan aşağı inerken sağınızda kalan ve ortamla ilişkisi müphem olan Aşık Veysel Şatıroğlu’nun heykelinin öyküsü budur. Ben bir Veysel heykeliyim “Gülhane Parkı”nda derin hoşgörümüzün artık herkes farkında…


 

     Yazının sonunda Sivas’ta Veysel Baba’nın heykeline karşı çıkan günümüz Veysel hayranı kimdir sorusunu sormadan edemeyeceğim. Zira bu şahıs toplumda Aşık Veysel uzmanı olarak kitap bile yazmaktadır.



     Aydınlık Gazetesi - 08.03.2018, Perşembe




Son Güncelleme:02.08.2021 22.17
Toplam Ziyaret:4549525
Online Ziyaretçi Sayısı:18
Bugünlük Ziyaret :208

Bu Site En İyi Firefox,Chrome,Safari'de ve 1024x768 Çözünürlüğünde Görünür.