14.04.2020 / Deniz Sipahi - Bu Günler Elbette Geçecek Peki Geriye Ne Kalacak?


     Galiba hepimiz ekran başındaydık, daha doğrusu “Youtube”daydık.


 

     Gerçi daha uzun, daha farklı bir konser bekliyordum ama olsun yine de Andrea Bocelli’yi her koşulda ve şartta dinlerim.


 

     Bocelli şarkılarını söylerken; en sevdiğim başkentlerden görüntüler ekrana yansıdı.


 

     Paris, Londra, Roma...


 

     Ve ben o an İzmir’i, İstanbul’u da düşündüm.


 

     Sokaklar boştu, kimsecikler yoktu.


 

     Paris’te aylarım geçmişti. Hayatımı şekillendiren anılarla ayrıldım hep Paris’ten...


 

     Roma’yı nasıl da severim. Her zaman bana hayaller kurduran bir şehir olmuştur Roma da…


 

     Londra ise beni hep heyecanlandıran kent olmuştur. Dünyanın yönetildiği birkaç yerden biridir benim için Londra...


 

     Bocelli söylerken ekrana gelen bu görüntüler içimi acıtmadı değil.


 

     Benim gibi çok kişinin yüzlerce anısı olan bu şehirler ve elbette dünyanın geneli korona salgınından dolayı olağanüstü günler yaşıyor.


 

     İflah olmaz iyimser yanım bana yine şunları düşündürüyor.


 

     Bu dönem belki de insanoğluna kendine çeki düzen vermesi, özeleştiri yapması, yanlışlarını düzeltmesi için bir mola imkanı verecek.


 

     Ve tıpkı dünyaca ünlü dilbilimci Noam Chomsky gibi düşünüyorum.


 

     Chomsky “Coronavirüsün iyi yanı, belki de insanları nasıl bir dünya istediğimiz konusunda düşünmeye itmesi olacak” diyor.


 

     Ünlü aktivist Chomsky bu yaşananları “gelmekte olan daha büyük krizlerin küçük bir kesiti” olarak da yorumluyor.


 

     Elbette daha çok konuşup yorumlar yapacağız.


 

     Ancak kabul etmeliyiz ki; bazı olaylar kırılmalar yaratır.


 

     Korona salgını da en başta insan ilişkilerini, küresel bakışı, gelecek planlarını etkileyecektir.


 

     Virüsü yenecek aşı, ilaç bulunacaktır.


 

     Ama yeni dünya koronayı, bu salgının getirdiği travmaları uzun bir süre unutmayacaktır.


 

     Bu günler gelip geçer, sonrasında biz neler yapacağız?


 

     Karamsarların kazanmasına izin mi vereceğiz; yoksa bizim gibi iyimserler mi haklı çıkacak.


 

     Bocelli’yi dinlerken, o iyi bildiğim kentlerin sokaklarını görünce bunlar aklıma geldi.


 

     Ve Bocelli’nin hayatının anlatıldığı “Sessizliğin Müziği” filmini bir kez daha izledim.


 

     Hayat eve sığarmış


 

     Bocelli şarkılarını söylerken baktım sosyal medya yıkılıyor. Sanki dünyadaki 7 milyar insan televizyonlarının başına geçmiş bu önemli konseri izliyor. Bocelli belki birçok insanda hayal kırıklığı yarattı. Çok daha farklı bir konser olabilirdi. Ama şartları bilemiyorum. Koronanın en etkili olduğu kentlerden birinde, Milano’da bu çekim yapıldı. Belki de çekim yapmak için bile şartlar uygun değildi. Neyse;


 

     “Hayat eve sığar mı?” diye soruyoruz ya hep...


 

     Normal şartlarda sığmaz ama normal koşulların çok ötesinde günler yaşadığımızı da unutmamak gerekir.


 

     Bocelli milyonları değil, milyarca insanı bir ekrana sığdırabildiğine göre bir süre daha hayat eve sığar demek lazım.


 

     “Sessizliğin Müziği”ni Mutlaka İzleyin


 

     Söz Bocelli’den açılmışken “The Music of Silence” yani “Sessizliğin Müziği” filmini de hatırlatmak isterim.


 

     Bu korona günlerinde izlemediyseniz mutlaka izleyin derim.


 

     Dünyaca ünlü tenorun hayatının anlatıldığı film; körlük ile duyma arasındaki ilişkiyi mükemmel işliyor.


 

     Filmde Bocelli’yi İngiliz aktör Toby Sebastian canlandırıyor. Bocelli; tek bir şey istiyor. Filmde körlüğünün bir engel olarak temsil edilmemesi.


 

     “Sessizliğin Müziği” önyargıların nasıl parçalandığını, kırılan cesaretin nasıl tamir edildiğini, özgüvenin insanın hayatını nasıl değiştirdiğini çok iyi anlatan bir film... İzleyin derim…


 

     ………………………………



     Hürriyet Gazetesi - 14.04.2020, Salı




Son Güncelleme:02.08.2021 22.17
Toplam Ziyaret:4549529
Online Ziyaretçi Sayısı:21
Bugünlük Ziyaret :209

Bu Site En İyi Firefox,Chrome,Safari'de ve 1024x768 Çözünürlüğünde Görünür.