01.10.1975 / Goothold Ephraim Lessing - Şef ve Orkestra

     Bu küçük yazı ile, bir dinleyicinin genellikle doğru olarak tasavvur edemeyeceği bir çalışma ilişkisi olan, şef ile yönettiği orkestra arasındaki karşılıklı ilişkiyi konser publiğine açıklamaya çalışacağım. Dinleyici genellikle orkestra şefini incecik bir sihirli değnek ile bir müzikçi topluluğunu yöneten ve iradesine göre hareket ettiren, sonunda da publiğin alkışlarını toplayarak orkestraya da bu alkıştan bir pay lutfeden bir diktatör gibi görür. Acaba gerçek nedir?

     Şef ile “orkestrası” (ki; her şef yönettiği orkestradan kendi orkestram diye bahseder) arasındaki iyi anlaşma, her iki tarafın da birbirini anladığı, takdir ve hürmet ettiği bir evlilik ile kıyaslanabilir. Ancak, en mükemmel evlilikte bile olduğu gibi, burada konu olan ilişki de arasıra çıkan fırtınalarla sarsılır, aralar açılır. Fakat ender olarak ya da hiçbir zaman bu anlaşmazlıklar ciddi dargınlıklara yol açmaz; çünkü her iki eş de birbirlerinin değerini gayet iyi bilir ve takdir eder.

     Fakat gerçekte orkestra bir tek kişi ile kıyaslanamaz; çünkü bir tek kişi ile gerektiğinde başa çıkılabilir. Oysa ki orkestra, tampereman ve karakter bakımından birbirinden farklı, üstelik te çaldığı enstrümanın etkisi ile zamanla tipik huylar edinmiş yetmiş seksen veya daha da çok kişiden oluşur. Orkestra şefi böylece karşısında kendisi için iyi ya da kötü niyetler taşıyan ve bir cephe halinde birleşen orkestrayı, üyelerin kişiliklerinin çeşitliliğine rağmen, kendi tasavvur veya konsantrasyon gücü ile yönetmek; yani bireyleri zorlamaksızın seslendirilecek yapıta değgin kendi tasavvur ve anlayışına uydurmak zorundadır.

     Orkestra şefinin çalışması sirkteki domptörün çalışması ile kıyaslanmıştır. Bu kıyaslama haksız yere yapılmamıştır; çünkü bir domptör de vahşi hayvanlar grubunu yalnız iradesi ve konsantrasyon gücü ile, hatta bazen bir tek bakış ya da bir tek parmak hareketi ile yönetir.

     Başında güçlü bir şef bulunduğunda bir orkestra kuzu gibi olabilir; şefin tek kelimesine, en küçük hareketine veya bakışına uyar. Aksi halde aynı orkestra nezaketi bir yana bırakıp şefi en kısa zamanda mahvedebilir, şarkı söyler gibi çalan ve bütün bir arşeyi kullanmasını bilen yaylı çalgılardan birdenbire renksiz ve cansız sesler çıkar, legatolar gittkçe kısalır, “espressivo”lar adeta sehpaların altında kayboluverir, üfleme çalgılar ise pes ya da tiz çalmaya başlarlar, yanlış yerlerde girişler yaparlar ve seslerin parlaklığı kaybolur.

     Muhakkak ki bir orkestra, üyelerinin artistik tutkusu ve sorumluluk duygusu sayesinde hiçbir kez kendi düzeyinin altına düşmez. Bunun için de bir seslendirmede varılan sonuç, bazen şefin esasında hak etmediği bir başarıdır, sanatçının bu sorumluluk duygusundan yararlanarak sonuç alan şeflerin sayısı da pek az değildir.

     Fakat insan, aynı orkestranın zaman zaman ne kadar farklı çalabileceğini sayısı çok olan ve sık sık değişen şefleri ile büyük müzik merkezlerinde çok defa ve yeterince izleyebilir.

     Pübliğin alkışı bir orkestranın şef hakkında yargıya varması için ölçü değildir. Bir şefin ne güçte olduğunu, orkestra çok defa şef değneğini kaldırmadan anlar. Şefin kürsüsüne gelişi, orkestranın önünde duruşu, değneğini kaldırışı ve başlatması, tecrübeli bir orkestra müzikçisine ilk sesten evvel, bu şeften ne bekleyebileceğini anlatır.

     Orkestra soylu bir at gibidir ve iyi bir jokey onu mahmuzlamadan en büyük başarıya ulaştırabilir. O, engellerden hafif fakat emin bir elin yönetmesi ile geçmek ister; kırbaçla değil.

     Orkestra, çok hassas olan sismograf gibi tepki gösteren bir enstrümandır. Orkestrada, istidat ve tampereman bakımından tümü ile farklı olan müzikçilerin artistik bir birlik haline girmeleri; bir yerde sürüklerken bir yerde uyuşmaları, başka bir yerde tabi olmaları gerekir. Yan yana değil; birlikte çalmaları, birbirlerini gözetmeleri, yardımlaşıp birbirlerini desteklemeleri gereklidir.

     Şefin görevi ise esasında ayrılma eğilimi gösteren orkestrayı toparlayabilmek, bir yapıtın yorumu ile ilgili düşüncesini müzikçilere ve çalgı gruplarına iletmek, bir yerde orkestrayı canlandırmak, başka bir yerde hafifletmektir; çünkü orkestra üyesinin elinde bütün yapıtın yalnız küçücük bir parçası olan orkestra partisi bulunur, üye genellikle kendisini ve bütün müziğin küçük bir kısmını işitir. O, şefin kendisini yalnız bırakmayıp bütündeki yerini kendisine göstereceğinden ve öbür seslere karşı kendisini koruyacağından emin olabilmelidir.

     Orkestra üyeleri nedenini ve gereğini anladıkları takdirde şef, yapıtın bir yerini müzikçiler kızmadan yirmi defa prova edebilir. Eğer müzikçi nedenini bilmezse, o zaman şef aynı yeri iki defa bile tekrarlayamaz; bir isteksizlik ve aksilik duvarı karşısında kalabilir.

     Bir şefin artistik çalışmasının esasını gecedeki konserde değil, hazırlayıcı provalarda aramak gerekir. Bir orkestranın kalitesi bu provalarda düşürülür, korunur ya da yükseltilir. Provalar bir savaş alanı gibidir; orada materyal ile sanat ve teknik savaşır. Konser, provalarda elde edilen en yetkin sonucun tekrarlanışıdır.

     Her elemanı aynı derecede yetkin olan orkestralar dünyada ender bulunur. Hemen hemen bütün orkestraların az çok zayıf yönleri vardır. Bu zayıf yönleri elden geldiği kadar örtmek, işittirmemek şefin ödevi sayılır. Tabii, kötü bir grup şefi, vasat bir birinci üfleme çalgıcısı ancak güçlükle; bazen de hiç saklanamazlar. Fakat becerikli bir şef bunları örtmesini bilir ve dinleyicilerce apaçık duyulmasını önleyebilir.

     Bir konserin sonunda şef pübliğin alkışını orkestraya iletirse, bunun nezaket kuralından daha fazla bir şey olduğunu kabul etmelisiniz. Çünkü orkestranın başarısını, şefin yapıt hakkındaki tasavvurunu ne dereceye kadar gerçekleştirdiğini ve her üyenin sorumluluk duygusunu ne derecede anlamış olduğunu en iyi bilen sadece şeftir. Kötü çıkan bir sese yalnız dinleyici değil, daha fazla orkestra şefi ve en çok müzikçinin kendisi kızar. Hiçbir müzikçi konserin vasat ya da kötü olmasını istemez. Her orkestra üyesi, konserin tam anlamı ile başarılı olmasını ve konserden sonra çalgısını memnuniyet içinde kutusuna koymak ister.

     Fakat şef de, orkestra üyeleri de insandırlar ve kusursuz insan olmaz. İnsan düğme ile başlatıldıktan sonra durmadan, düzenle işleyen bir makine değildir; oysa ki makinenin bile huysuzlukları olur.

     Müzikçiler çok duyarlı kişilerdir ve artistik başarı, işin içinde bulunmayanların anlayamayacakları, bir çok ölçülemez ve hesaplanamaz koşullara bağlıdır. Hava durumu, salonun sıcaklığı, orkestrada önemli rol oynayan bir üyenin iyi ya da kötü gününde olması bazen başarıda büyük bir rol oynayabilir.

     Fakat şef ve orkestra, ikisi de, her zaman yapabileceklerinin en iyisini yapmaya, başarılı bir konser vermeye ellerinden geldiğince gayret ederler.

     “Türkiye Filarmoni Derneği”nin yayın organı olan “Filarmoni Aylık Müzik ve Fikir Dergisi”nden alınmıştır. – Ekim 1975, Yıl: 12, Sayı: 111, Sayfa: 4-5 * Çeviren: F. Saydam




Son Güncelleme:02.08.2021 22.17
Toplam Ziyaret:5744125
Online Ziyaretçi Sayısı:28
Bugünlük Ziyaret :941

Bu Site En İyi Firefox,Chrome,Safari'de ve 1024x768 Çözünürlüğünde Görünür.