23.06.1986 / Necati Gedikli - Türk Halk Musikisinde Yeni Bir Oluşum Süreci mi?*

     Giriş:

     Böyle geniş kapsamlı bir soruya kısaca, “evet” ya da “hayır” diye cevap verebilmek kuşkusuz son derece güçtür. Kesin bir yargı için konunun tüm boyutlarıyla irdelenmesi, ayrıca “halk müziği” kavramının da doğru anlaşılması gerekmektedir.

     Nedir halk müziği olarak bilinen tür? Ölçütleri ve özellikleri nelerdir? Geçmişteki ve günümüzdeki durumu nedir? Bu müzik türünü yaratan ve yaşatan kaynakların günümüzdeki durumu nedir? Ortamı hep aynı mıdır, yoksa köklü bir takım değişikliklere mi uğramıştır? Günümüzde nasıl oluşmakta ve varlığını nasıl sürdürmektedir? Öteki ve özellikle sanayileşmiş toplumlarda ne gibi değişimlere uğramıştır? Toplumsal ve kültürel yapımızla ilişkisi ne ölçüdedir?

     Tüm bu ve benzer soruların cevabı araştırılmadan, yukarıdaki başlığı oluşturan soruya sağlıklı bir cevap vermek mümkün değildir.

     İlk kez 1978 yılında, kendi kendime sormak gereğini duyduğum bu soruyla, o tarihten bu yana sürekli uğraşmaktayım.

     Ancak asıl konuya geçmeden önce, beni bu konu üzerinde düşünmeye zorlayan olaya da kısaca değinmekte yarar görüyorum:

     1978 güzünde, Türk halk müziği üzerindeki  bilimsel araştırmalarıyla haklı bir ün kazanan değerli Alman etnomüzikoloğu dostum Prof. Dr. Kurt Reinhard, İzmir’de Türk halk müziği üzerine bir seminer yapmıştı. “Türk-Alman Kültür Merkezi” ve “Güzel Sanatlar Fakültesi”nin işbirliğiyle gerçekleştirilen ve çok yararlı geçen bu seminer, Reinhard’ın ülkemize son gelişi oldu.1 İşte söz konusu seminer boyunca sık sık birlikte olduğumuz sayın Reinhard ile ülkemizin müzik sorunları üzerine konuşurken, bir ara sözü oraya getirip, ülkemizdeki, “Arabesk müzik olgusu” hakkında ne düşündüğünü sorduğumda, bana yaklaşık olarak şu cevabı vermişti:

     “Ben bu müzik olayını Türkiye’deki müzik adamları (ya da uzmanları) gibi yoz bir müzik türü olarak görmüyorum. Aksine bu olguyu, Türk halk müziğinin günümüz şartlarındaki doğal bir tezahürü olarak değerlendiriyorum!”

     Ülkemizin birçok yöresine bizzat giderek, halk musikimiz ile ilgili derlemeler yapmış ve bilimsel araştırmalarda bulunmuş, kısaca bizim olan bir musikiyi bizden daha ciddi olarak ele alıp incelemiş bir bilim adamının bu sözlerini önce çok yadırgamış ve şaşırmıştım. Ancak aynı sözler, benim aynı konu üzerinde daha nesnel ve ön yargısız düşünmeme yardımcı oldu. Çünkü bizler, bu ortamın bir parçası olarak, halk musikisini geleneksel biçimiyle düşünmeye şartlanmıştık. Bu nedenle de kısaca, “Arabesk” olarak adlandırılan, aslında çok değişik boyutları olan bu yeni müzik türüne yaklaşımımız daha başından ön yargılı olmaktaydı.

     Aslında bu yaklaşım günümüzde de devam etmektedir!...

     Üzerinde henüz ciddi araştırmalar yapılmamış bir müzik türünü, sırf kendi müzik zevk ve anlayışımıza uymadığı için, “yoz müzik” gibi çok genel bir aşağılamayla mahkum etmek istiyoruz! Fakat asıl hata, onu bir sanat müziği sanıp, ona göre değerlendirmemizden kaynaklanmaktadır kanımca. Çünkü aslında sanat müziği olmayan ve sanatsal bir iddiası da bulunmayan bir tür, sanat müziği2 ölçütlerine göre değerlendirilince elbette sanatsal düzeyi düşük bulunacaktır.

     Aynı biçimde bu tür, geleneksel halk musikisi ya da daha doğru bir tanımlama ile, “yerel musiki” anlayışımıza da uymamaktadır. Çünkü bizim halk musikimizden anladığımız aslında Bartok’un, “Köylü Musikisi” diye adlandırdığı yerel musikilerdir. Bu nedenle de biz onun halkımızın musikisi olabileceğini düşünmek dahi istemiyoruz. Konuya bu açıdan yaklaşınca, onu geleneksel sanat musikimizin yozlaşmış ve dolayısıyla sanat düzeyi düşük bir biçimi olarak değerlendirmek kaçınılmaz olmaktadır. Oysa bu madalyonun yalnızca bir yüzüdür ve dolayısıyla tüm gerçeği yansıtmamaktadır. Ayrıca bu yargılar yalnız seçkin aydınlara aittir. Biraz sonra açıklayacağımız gibi, geniş halk kesimlerinin konuya yaklaşımı hiç de böyle değildir. Birçok konuda olduğu gibi, aydınların bu konuda da kendilerini halktan soyutladıkları görülmektedir. Kısacası olayı asıl yaşayan ve yaratan halkın ne düşündüğü dahi önemsenmeden, “halk adına” ahkam kesilmektedir.

     Bir araştırmanın sağlıklı olabilmesi, herşeyden önce araştırılan konuya doğru teşhis koymaya bağlıdır. Doğru teşhis koymanın temel koşulu ise, konuya ilişkin oluşmuş ön yargıları bir kenara iterek, nesnel bir yaklaşımı benimsemektir. Başka bir deyişle konuya öznel ve duygusal değil, bilimsel yöntemlerin yansızlığı ile yaklaşmak zorundayız.

     Halk Musikisinin Değişen Ortamı

     Geçmişte yüzyıllar boyunca, hemen hiçbir değişikliğe uğramadan halk musikimizi yaratmış ve yaşatmış olan ortam, yüzyılımızda önce hızlı bir değişme sürecine girmiş, daha sonra da tümüyle yok olmaya başlamıştır. Özellikle son 35 yıldan bu yana hızlı bir sanayileşme sürecine giren ülkemizin toplumsal -ve dolayısıyla kültürel- yapısında köklü değişiklikler olmuştur. Bunların içinde en önemlisi, kuşkusuz köyden kente göç olayıdır. Bu olay sonucu, köylü nüfus oranı giderek azalırken, kentli nüfus oranımız olağanüstü bir artış göstermiştir. Kente göçüp, orada yerleşen köylü halkımız kendi zevk ve kültürel değerlerini de birlikte getirdiğinden, büyük kentlerde yapılan seçkin kültür hayatının yanısıra, köylü kültürüne dayalı, farklı yeni bir kültür ortamı daha oluşmuştur. İşte bu yeni ortam musiki folklorunu da etkilemekte gecikmemiş, sonuçta teknoloji alanındaki dev gelişmelerin etkisi ve kitle iletişim araçlarının da büyük katkısıyla, yerel değerlerden evrensel değerlere doğru hızlı bir değişim başlamıştır.

     Geleneksel folklor değerlerini yaratan ortamın köyden kente kaymasıyla, kentte başka sentezlere dayalı yeni bir halk musikisi türü ortaya çıkmaya başlamıştır. Bunu özellikle büyük kentlerin belirli kesimlerinde somut olarak yaşamak mümkündür.

     Geleneksel halk musikimizi -daha  doğrusu yerel musikimizi- yaratan temel iki kaynaktan, “Aşık Geleneği”nin neredeyse tükendiği3, halk türkülerini yakan ya da kulaktan kulağa aktaran kaynak kişilerin ise giderek azaldığı bir dönemde, özellikle büyük kentlerde ortaya çıkarak hızla yayılan ve yaklaşık aynı toplum kesimine hitabeden, “Arabesk Müzik” olayını da işte bu yeni oluşum içinde değerlendirmek gerekmektedir.

     “Arabesk Müzik” Dedikleri

     Genelde, “Arap stili süsleme” anlamına gelen “Arabesk” sözcüğü, Batı sanatının mimari ve müziğinde de kullanılmıştır. Ancak Batı müzik sanatında ezgisel motifler, Arap müziğini andırdığı ya da çağrıştırdığı zaman “Arabesk” stilden söz edilir. Bunun müzik tarihinde pek çok örneği vardır. Sözgelimi C. Debussy’nin “Arabesk” adını taşıyan piyano eseri bunların en ünlülerinden biridir.

     “Günümüz Türkiyesi’nde ise ‘Arabesk’ sözcüğü, bundan çok ayrı ve geniş bir anlamı içermektedir. Bir kez, ülkemizde, ‘Arabesk’ yalnızca bir müzik ya da sanat olayından ibaret değildir. ‘Arabesk’ olgusuna derinlemesine bakıldığında, toplum bilimlerinin hemen her dalının ilgi alanına girdiği görülmektedir.”4

     Ama herşeyden önce, toplumumuzun içinde oluşan bu müziğin aynı zamanda toplumun kültürel yapısını da somut olarak yansıttığı bir gerçektir. Yani onu, toplumun genel kültürel yapısından ayrı düşünmek mümkün değildir.

     Şu halde geniş bir halk kitlesine hitabeden ve bizim kendi toplumumuz tarafından üretilip tüketilen -yani yaşatılan- bir müzik türünü inkar etmek mümkün müdür? Halkın benimsemediği bir müziğin bu denli etkin ve yaygın olması düşünülebilir mi? Her iki sorunun cevabının da “Hayır” olması, mantık gereğidir. Bu yüzden söz konusu müzik olgusunu halktan soyut düşünmek, hele hele halka rağmen geliştiğini sanmak, büyük yanılgı olmuştur.

     Özde “Doğu Felsefesi”ne ve müzik anlayışına bağlı olmakla birlikte aslında bir sentez olan bu müzik türü daha yakından incelendiğinde, yalnız geleneksel sanat musikimizle değil, geleneksel halk musikimizle de birçok yönden benzeştiği görülebilmektedir. Bu ortak özellikleri 3 madde halinde şöyle özetleyebiliriz:

     1. Herikisinde de geniş halk kitlesinin dert ve sorunları ile özlemleri dile getirilmektedir.

     2. Herikisinde de söze ağırlık verilmiştir.5

     3. Herikisi de sözlü kültüre dayalı olduğundan kulaktan kulağa yayılmaktadır (Yazıyla tespit etme geleneği yoktur).

     Halk sıkıntı ve acılarını nasıl daha önce kendi sözlü musikisi aracılığıyla dile getirmişse -bazan da aşıklar aracılığıyla- günümüzde aynı iş, arabesk müzik yoluyla yapılmaktadır. Söz ön düzeyde olduğu için geniş kitleler, bu müzik ile kendi yaşamını kolayca özdeşleştirebilmektedir. Yani asıl amaç müzik dinlemek ya da yapmak değil, bir gereksinmenin karşılanmasıdır. Çünkü gerçek müzikte bilindiği gibi, söz yoktur. Daha açık bir anlatımla; kente göç etmiş olan köylü halk kitlesinin hayatlarını konu alan “Arabesk” müzik olayında, bu kitlelerin kent hayatında karşılaştıkları sorunları ve özlemleri dile getirilmektedir. Daha çok toplumsal, ekonomik ve kültürel olan bu sorunların özünde, yeni ortama tam bir uyum sağlayamama ile 2. Sınıf insan yerine konulma yatmaktadır. Yani kente gelmekle bu kitlelerin yaşama biçimlerinde ve düzeylerinde fazla birşey değişmemiştir. Bunun sonucunda onlar da, kendi yerleşim bölgelerini (gettolarını) kendi çabalarıyla oluşturarak, kente ve kentliye kafa tutarcasına, geleneksel hayat ve kültürlerini büyük ölçüde sürdürme çabası içine girmişlerdir. Bu arada sorunlarını ve özlemlerini de en çarpıcı biçimde müzik aracılığıyla duyurmaya başlamışlardır. Aslında bu olgu, geleneksel halk musikimizi de besleyen temel kaynaklardan biri olagelmiştir. Eskiden, merkez (yönetim) ve kentlerden soyutlanmış olarak yaşayan geniş halk kitleleri, duygu ve düşünceleri ile sorunlarını yüzyıllar boyunca, en veciz biçimde kendi yerel musikileri aracılığıyla dile getirmişlerdir. Bu nedenledir ki söz, halk müziğimizin ayrılmaz bir parçası olmuştur. Ortamı değişmiş de olsa, aynı olguyu, “Arabesk Müzik” ya da “Dolmuş Müziği” gibi adlarla tanımlanmaya çalışılan müzik türünde de görmekteyiz: Söz ağırlıklı bu müzik aracılığıyla, köy kökenli geniş halk kitlelerinin mutsuz hayatları dile getirilmektedir. Bu müziği belirli kişilerin yapmış olması, yani bestecilerinin şu anda bilinmesi fazla önemli değildir. Önemli olan bu insanların, kendi duygu ve düşüncelerini dile getiren bu müziği benimseyip, yaşatmalarıdır.6 Sözlerden ve ona uygun olarak oluşturulan ezgilerden taşan karamsarlığın, bu mutsuz kitleleri derinden etkilediği bir gerçektir. Kendilerini dinledikleri bu türden müzik parçaları ile adeta özdeşleştirmektedirler. Aksi halde onun bu denli yayılarak, köklü bir geleneği olan sanat musikimizi bile etkisi altına alması herhalde mümkün olamazdı.

     Bu olguyu, kimi uzmanlarca ileri sürüldüğü gibi, yalnızca teknolojik gelişme ile ticari amaca bağlamak da kanımca sağlıklı bir değerlendirme değildir. Öte yandan bu olayın, geleneksel halk musikimizin yerel özelliklerini büyük ölçüde kaybederek, yapay bir tek tipliğe yöneldiği bir döneme rastlaması da ilginçtir. Daha doğrusu her iki olay da halk musikimizin yeni bir oluşum içinde olduğunu doğrular bir gelişme göstermektedir. Söz konusu müziğin teknik çözümlemesi yapıldığında bu oluşum daha açıkça görülebilmektedir. Çünkü bu türden parçaları ezgi, düzüm, biçim, oturtum ve çalgılama tekniği açısından incelediğimizde, yeni bir sentez oluşmakta olduğu sezilmektedir. Henüz kesin kurallara bağlanamayan bu yeni türde ağırlığı, kuşkusuz geleneksel Türk sanat musikisinin halka daha yakın dalı olan “Kentsel Eğlence Musikisi” ile Batı’dan gelme hafif müzik oluşturmaktadır.

     Sonuç:

     Kimine göre geleneksel Türk sanat musikisinin halka daha çok inmiş bir biçimi7, kimine göreyse aynı müzik türünün bir yozlaşması8 olarak kabul edilen bu yeni müzik türünün yanlış değerlendirilmesinin en başta gelen nedeni belki de adının “Arabesk” olmasıdır. Bu nedenle adının “Arabesk Müzik” olması bir şanssızlıktır. Çünkü yukarıda da açıklandığı üzere bu müzik türü, “Arabesk” teriminin dar anlamını çoktan aşarak başlıbaşına bir müzik olayı halini almıştır.

     İster şanssızlıkla ister yanlışlıkla olsun, “Arabesk” olarak adlandırılan bu müzik, halk arasında yaşamaktadır. Özü ve sözü ile “Doğu Felsefesi”ni yansıtmakla birlikte, aslında geleneksel Türk sanat müziği ve geleneksel Türk halk müziği ile 1826’dan beri gittikçe artan dozda Türk toplumuna girmiş olan, ancak asıl son yıllardaki “Hafif Müzik” aracılığıyla daha geniş halk kitlelerine inebilmiş olan Batı müziğinin bir sentezidir. Aslında Batı müziğinin bu etkisi, 19. Yy.’dan bu yana geleneksel Türk sanat musikisinde de kendini belli etmiştir.

     Teknik yönden yapılan incelemeler bize, bu yeni halk musikisi tipinin (türünün) ezgisel ve düzümsel yapı açısından geleneksel sanat ve halk musikilerimize çok benzemekle birlikte, biçem (üslup, stil) yönünden farklı olduğunu göstermektedir. Buna karşılık oturtum9 ve çalgılama anlayışı açısından daha çok Batı müziğinden yararlanmıştır. Hatta bu yönü ile, “Çoksesli Türk Müziği” diye yanlış bir tanımlama ile yutturulmaya çalışılan10 son zamanların moda akımını bile derinden etkilemiş bulunmaktadır.

     Özetlersek, her şeyin birbirini giderek daha çabuk ve geniş boyutlu etkilediği bir kültürel ortam içinde yaşadığımız düşünülürse, bu olguyu olağan karşılamak gerekir. Sonuçta halk değişen kültürel, toplumsal ve ekonomik koşullarına paralel olarak yeni bir müzik türü oluşturmuş ve hayatına da geçirmiştir.

     Yine aydın çevrelerce ileri sürülen, halkın çoğunluğunun bu yeni oluşumdan hoşlanmadığı yolundaki görüşler, tutarlı değildir.

     Olayın ticari potansiyelini de küçümsememekle birlikte, bugünkü sonucu yalnızca ticaret çevrelerinin (plakçı ve kasetçiler) başarısı olarak algılamak da doğru değildir. Çeşitli yörelere yaptığım geziler sırasında konuştuğum köylü ve köy kökenli halktan kimselerin bu müziği benimsediğine ve zevkle dinlediğine bizzat tanık oldum.

     Kısacası bu müzik türü, sadece üreten belirli kişilerin malı olmaktan çıkmış, geniş halk kitlelerine malolmuştur. Halk, müzik aydınları tarafından kendilerine sunulan reçetelere itibar etmeyerek, kendi ihtiyaç duyduğu müziğe kendisi karar vermektedir. Kanımızca oluşumun kökeninde, bu gerçek yatmaktadır! Unutmamalıyız ki, “Halkı eğitmek görevinden önce, ondan birşeyler öğrenmek görevi vardır.”11 Onların müzik geleneklerini, eğitimlerini ve ihtiyaçlarını araştırmaz ve hele de görmezden gelirsek, tıpkı çoksesli müzik eğitimi politikamızda olduğu gibi, kendimizi bir kez daha halktan soyutlamış duruma düşeriz.

     ____________________________________________

     * 23-29 Haziran 1986 tarihleri arasında, “Kültür Bakanlığı”nca İzmir’de düzenlenen, “III. Milletlerarası Türk Folklor Kongresi”ne, “Bildiri” olarak sunulmuştur.

     1 Bilim adamı, seminer sonrası ülkesine döndükten kısa bir süre sonra, aynı yıl içinde Berlin’de öldü (1978).

     2 İster geleneksel Türk Sanat Müziği olsun, ister uluslararası sanat müziği olsun, her ikisi de, “sanat yapmak” amacıyla oluşturulmuştur.

     3 Günümüzde bu geleneği sürdürmeye çalışan, “modern aşıklar” bulunmakla birlikte, bize göre aşık geleneği Aşık Veysel ile sona ermiştir.

     4 Müzik Ansiklopedisi, Cilt: 1, sayfa: 79, “Arabesk” maddesi başlangıcı. (Ankara-1985)

     5 A. g. e. sayfa: 84’de verilen araştırma sonucu “Arabesk” denen müzikte de sözün daha önemli olduğunu ortaya çıkarmıştır.

     6 Geçen yıl bir raslantı olarak otobüste birlikte oturduğumuz Uşak’lı bir köylü vatandaş otobüste sürekli yayınlanan bu müzikten çok hoşlandığını söylemişti bana. Benzer olayı gittiğim bir çok yerde tesbit ettim.

     7 Bu konuda daha ayrıntılı bilgi için 25/9/1985 tarihli “Cumhuriyet Gazetesi”nin “Kültür Sayfası”nda Ruhi Su ile yapılan röportaja bakılabilir.

     8 20 Nisan 1986 tarihli “Cumhuriyet Dergisi”. Sayı: 10, sayfa: 23, Evin İlyasoğlu’nun Hikmet Şimşek ve Yalçın Tura ile yaptığı röportajdan.

     9 Bir müzik eserinin seslendirilmesi için ses ve çalgıların görevlendiriliş düzeni. (Almanca: Besetzung)

     10 Aslında sanat musikimizin gelenekten uzaklaşmış ve dolayısıyla da kısırlaşarak yozlaşmış bir biçimi olan bu yeni akımın, çağdaş anlamda, “Çokseslilik” ile bir ilgisi yoktur.

     11 Yıldıray Erdener: Halk Türküleri Koro İçin Çokseslendirilmeli midir? (I. Uluslararası Türk Folklor Kongresi Bildirileri, Cilt: 3, Sayfa: 223).




Son Güncelleme:02.08.2021 22.17
Toplam Ziyaret:5744065
Online Ziyaretçi Sayısı:23
Bugünlük Ziyaret :924

Bu Site En İyi Firefox,Chrome,Safari'de ve 1024x768 Çözünürlüğünde Görünür.