Ma

M :

Büyük, majör.

m :

küçük, minör.

Ma:

(İt.) Fakat, ama, ancak.

Ma non troppo:

(İt.) Ama o kadar değil. Gereğinden fazla olmayacak. –emiyecek kadar.

Madrigal:

Bkz. Madrigale, madrigaletto. Bir bağdama türü.

Madrigale:

(İt.) Bkz. Madrigal, madrigaletto.

Madrigaletto:

(İt.) Küçük ve kısa madrigal. Bkz. Madrigal, madrigaletto.

Madrilena:

Bkz. Bolero.

Maessig:

(Alm.) Bkz. Massig.

Maestoso:

(İt.) Gösterişli, azametli, heybetli. Geniş ve görkemli bir ifade ile çalınması gereken bölümlerin ya da kesitlerin belirtecidir. Metronom sayısı 80-88 arasındadır.

Maggiore:

(İt.) Büyük, büyüklü. Majör. Bkz. Büyük, Majör, Major.

\ Mağara Adamı ve Küğ:

Elde edilen verilere göre mağara adamı şarkı söylemeyi seviyordu. Eski zamanların avcıları olan ilk insanlar mağaralarda küğsel seslerin en iyi yankılandığı alanları boyayarak resimler yapmışlardı. Yapılan son araştırmalara göre atalarımız ikamet ettikleri mağaralarda ırlama, mırıldanma ve küğ sesinin en iyi tınladığı yerleri saptayarak bu yerlere resim yapmayı yeğlemekteydiler. Fransa’nın ünlü toprak boya ile bezenmiş mağara duvarları analiz edildiğinde bilim adamları en yoğun bir şekilde boyanmış olan alanların aynı zamanda en iyi akustik verilerin elde edildiği alanlar olduğunu keşfettiler. Duvarların bazı kıvrımlarında mırıldanıldığında o noktalarda resmi yapılmış olan hayvanların seslerinin benzerleri işitilmektedir. Nanterre’deki “Paris X Üniversitesi”nde eski çağlar küğü üzerine bir uzman olan araştırmacı Igor Rezznikoff’un belirttiğine göre belki de bir ırlama rituelinin kesiti olarak “Üst Paleolitik Çağ”da yaşamış ve bu resimleri yapmış olan kişiler büyük bir olasılıkla mağaraların belirli kısımlarında elde ettikleri ses kalitelerini hatırlamak için duyma yeteneklerini sonuna dek kullandılar ve bir tür belirleyici işaret olarak oraları kendi sanatsal yaratılarını yapmak için seçtiler. Kısacası mağara sakinleri yankı elde ettikleri yerleri kullandılar. Üst Paleolitik Dönemde, yani yaklaşık 10.000 ile 40.000 yıl kadar öncesi Avrupa’da yaşamış olanlar zamanlarının büyük bir kısmını mağaralarda geçiriyor, buralarda yaşıyor ve çok kısa zaman aralıkları için dışarı çıkıyorlardı. Bunlar soğuk hava koşullarında avcılık yapmaktaydılar. Dar geçitlere sığmayan meşalelerin sönük ışığına mahkum olan bu eski dönem avcıları yeni buldukları bir mağaranın yarık ve çatlaklarını ya da kıvrım ve büklümlerini keşfetmek amacıyla seslerini aynen bir radar cihazı gibi kullanmaya mecburdular. Günümüzde de prehistorik mağaralarda hareket ederken koşullar tıpatıp yukarıda anlatılanın aynısıdır. Birkaç adım ötenizde etrafınızı saran koyu bir karanlık bulunmaktadır. Elbette ses zayıf bir ışıktan daha uzağa erişir; özellikle yüzeyi hiç düzgün olmayan bir mağarayı araştırmanın tek ve en güvenceli yolu kişinin kendi sesi ve sesinin yansımalarından elde ettiği rehberliktir. Çok büyük duvar resimlerini bu bağlamda rituel sistemin bir parçası olarak ele alabiliriz. Mağaralarını terk ettiklerinde çok sayıda paleolitik dönem insanı arkalarında koridorlar ve köşeler boyunca genellikle kırmızı rengin hakim olduğu lekeler dışında bizon, mamut, dağ keçisi ve diğer bölge hayvanlarının tümünü tasvir ettikleri çok geniş duvar resimleri bıraktılar. Erken dönem dinsel inançlarda olduğu üzere mağara resimleri paleolitik insanlarca uygulanan ve büyük olasılıkla ırlama ve küğü de içeren rituel bir sistemin parçasıydı. Mağaraların içinde çok sayıda kemikten yapılmış düdük ve flütler bulunmuştur. Bugüne dek açıklıkla anlaşılamamış olan nokta, resimlerle küğ arasındaki bağlantıdır. Olası bağlantıları ortaya koyabilmek için Fransa’daki mağaralarda ses titreşimi kullanılarak akustik çalışmaları yapılmış, bunlar geçmiş yıllardaki çalışmalarla ve son bulgularla bireştirilmiştir. Rezonansları sınamak için eğitimli bir ses sanatçısı ile birlikte mağaralarda testler yapılmış, değişik sesler ve farklı perdelerden tınılarla birçok noktaya ırlanmıştır. En güçlü titreşimlerin alındığı noktalar ile berrak ve yüksek güç alınan mevkiler belirlenmiş, daha sonra bunların her birinin yeri mağaraların haritaları üzerinde not edilmiş ve resimlerin bulunduğu noktalarla karşılaştırılmıştır. Resimlerin büyük bir çoğunluğunun -hatta bazı olgularda yüzde doksanına yakın oranlarda- akustiğin en iyi olduğu noktalarda ya da o noktalara çok yakın yerlerde yapılmış olduğu ortaya çıktı. Reznikoff’a göre tekil kırmızı noktalar karanlıkta sadece sürünerek hareket edebilen ve daracık tünellerden geçmek zorunda kalan o dönem insanının en fazla tını veren alanlara koydukları belirteçlerdi. Ses ve yankılanmanın yine son derece zengin olduğu yüzeylere yapılan resimlerin ise tesadüf olduğunu düşünmemek gerekir. Mağaraların tınlama noktalarında yankılanan bazı seslerin duvarlara yapılmış hayvanlarınkine çok benzediğini bir kez daha söylemekte yarar bulunmaktadır. Paleolitik insanların ezgisel ırlamaları, onların mağaralar içinde yönlerini bulmalarına çok yardımı olmaktaydı, ayrıca muhtemelen boyama yaptıkları anları ırlama ile birleştirerek eşine ender rastlanılabilen ayinler düzenliyorlardı. Kısacası paleolitik dönemde yaşamış budunların resim yapmak için tınlayışı gür alanları seçmelerinin ana nedeni resimlerle ilişkili bir tür rituel kutlamayı sesler ve ırlamayla bütünleştirmekti. Bu olağanüstü fenomenler yalnızca mağaraların iç alanları ile sınırlı da kalmamıştır. Fransa ve Finlandiya’da açık alanlarda yapılan bazı araştırmalar ses ile resim yapma ilişkisinin mağara dışında da son derece güçlü olduğunu kanıtlamaktadır. “Lac des Merveilles in Provence” isimli mevkide arkeologların “Altar Kayası” adını verdikleri düz ve çok geniş bir kayanın binden fazla resim ile bezendiğini gözlemliyoruz. Burada ırlanılan tüm ezgiler meydana gelen yankı ile aynen yanıtlanmakta olduğundan ırlamak ya da çalgı çalmak büyük bir keyif yaratmaktadır. Dolayısıyla adı geçen yerde ses kullanılarak ve boynuzdan yapılmış çalgılar üflenilerek yapılan kutlamaları tahayyül etmek oldukça kolaydır. Parlak ışıklarla bezenmiş köşelerde gruplar halinde toplanan eski dönem insanlarının küğ eşliğinde gerçekleştirdikleri dinsel törenler, bu dönemde yaşamış atalarımızın bir sanatsal projeyi gerçekleştirirken kendi seslerinden elde ettikleri tatmin olma duygusunun çok ötesindedir.

Mahlas:

Takma isim. Günümüzde pek yaygınlaşmış olan "nick name" kullanımına denk düşmektedir. Aynı zamanda şiirlerde şairin kendi ismini geçirdiği mısradır. Bu mısra genellikle son beyitte geçer. Divan edebiyatında şairlerin kullanmış oldukları isimlere de "mahlas" denmekteydi. Örneğin Fatih Sultan Mehmed'in mahlası "Avni", Kanuni Sultan Süleyman'ın mahlası ise "Muhibbi" idi. Farsça'dan alınarak kullanılmıştır. Yalnızca divan edebiyatı şairleri değil, Karacaoğlan gibi halk ozanları da mahlas kullanmışlardır. Aşık geleneğinde mahlas son dörtlükte bir imza gibi kullanılmaktadır. Böylelikle şiirin kime ait olduğu açıkça sergilenmekte ve elbette başkaları tarafından çalınması engellenmektedir. Bkz. Avni.

Maitre chanteur:

(Fr.) Usta şarkıcı, deneyimli ırlayıcı, tecrübeli şancı. Bilgili ırlağan. Üstat şantör. Bkz. Chanteur, chanteuruse. Meistersinger.

Majeur:

(Fr.) Majör. Büyük. Bkz. Majör. Büyük. Maggiore.

Majör:

Büyük. Diziyi oluşturan ilk üç ses arasındaki aralıksal ilişkinin büyük üçlü olması. Dizideki büyük üçlü.

Majör Dizi Kalıbı:

Bkz. Büyük(lü) Dizi Kalıbı.

Makam:

Geleneksel musikide bir dizinin işleniş tarzı. Türk sanat musikisinde parçanın gidişini belirleyen dizi, aşıt, gam.

Makamsal:

Makamla ilgili, makama ilişkin, makama ait. Modal. Makamlardan biri ile ilgili, bu makamlardan birisine ait, bir makama ilişkin... Bkz. Modal, modalite.

\ Makeba, Miriam:

"Mama Afrika" olarak da bilinen Güney Afrikalı ünlü şarkıcı Miriam Makeba 76 yaşında hayatını kaybetti. Kendi ülkesinin vatandaşlığından çıkarılan, dokuz ülkenin pasaportunu taşıyan Makeba'nın İtalya'da katıldığı bir dinletiden sonra öldüğü bildirildi. İtalyan haber ajansı "Ansa" sanatçının kalp krizinden öldüğünü duyurdu. Sanatçının, Napoli'de mafya tarafından tehdit edilen İtalyan bir gazeteci için düzenlenen dinletide şarkı söyledikten hemen sonra rahatsızlanarak hastaneye kaldırıldığı ve Castel Vorturno'daki hastanede öldüğü belirtildi. Johannesburg'da doğan sanatçı genç kızlığında düğünlerde ve törenlerde şarkı söylemesi için sürekli davet almaktaydı, böylece ünü kısa sürede yayıldı. 1956 yılında "Pata Pata" şarkısını yazan ve yayınlayan Makeba 1966 yılında "An Evening with Harry Belafonte and Miriam Makeba" albümü ile "Grammy" ödülü alan ilk Afrikalı sanatçı oldu. Apartheid rejimine karşı bir belgeselde rol aldıktan sonra "devrimci ve tehlikeli" görüldüğü için ülkesi tarafından istenmeyen Miriam 1960 yılında annesinin cenazesi için ülkeye dönmek istediğinde pasaportunun iptal edildiğini öğrendi. 1963 yılında "Birleşmiş Milletler" nezdinde apartheid rejimine karşı girişimlerde bulunduğundan vatandaşlıktan çıkarıldı. Dokuz ülkenin pasaportu verilen, on ülkenin fahri vatandaşı olan Makeba, ülkesine otuz yıl sonra dönebildi. "Pata Pata" şarkısı yazıldıktan yıllar sonra 1967'de Amerika Birleşik Devletleri'nde yeniden seslendirildi ve dünyada büyük ilgi gördü. Amerikan halkının Makeba'ya gösterdiği ilgi sanatçının 1968 yılında radikal siyahi eylemci Stokely Carmichael ile evlenmesi üzerine tersine döndü. Makeba'nın ülkedeki dinletileri ve albüm anlaşmaları kısa sürede iptal edildi. Afrika'ya dönen ve Gine'de yaşamaya başlayan Makeba küğ çalışmalarına ve dinleti dolaşılarına hiç ara vermeden devam etti. Gine hükümeti sanatçıdan "Birleşmiş Milletler Genel Kurulu"na temsilci olarak katılmasını istedi. Genel Kurul'a iki kez seslenen Makeba apartheid rejimine karşı görüşlerini dile getirdi. Kendisini her zaman siyasetçi değil şarkıcı olarak gören Makeba'nın insan sevgisi O'na çok sayıda onur ödülü getirdi. Hayatı boyunca otuzdan fazla albüme imza atan Makeba küğsel çalışmalarını tutkuyla sürdürüyordu.

\ Makina Mühendisleri Odası İzmir Şubesi Halk Oyunları Ekibi:

“Makina Mühendisleri Odası İzmir Şubesi Halk Oyunları Ekibi”nin “Efe’ye Ağıt” isimli gösterisi “Tepekule Kongre ve Sergi Merkezi”nde sahnelendi. Bir efe hikayesinin konu alındığı oyun beşyüzü aşkın izleyici tarafından coşkuyla alkışlandı. Oda üyelerinden ve yakınlarından oluşan yirmidört kişilik ekibin İsmail Kasap ve Aslı Zeynep Kızıldağ’ın eğitmenliğinde sekiz ay çalışarak hazırladığı gösteride bir Efe öyküsü canlandırıldı. Gösteriye “Mustafa Uygur İlköğretim Okulu Halk Oyunları Ekibi”nden on minik öğrenci de destek verdi. “Makina Mühendisleri Odası İzmir Şubesi Yönetim Kurulu” üyesi Mehmet Özsakarya özverili çalışmaları için tüm grup üyelerini kutladı.

\ Manaflı, Arif:

1957 yılında Bakü’de doğan Manaflı 1981 yılında “Moskova Devlet Konservatuvarı”nı Dimitri Mihailoviç Çiganov’un öğrencisi olarak bitirdi ve 1985 yılında da “Leningrad Devlet Konservatuvarı”nı Boris Luovitch Gutnikov’un öğrencisi olarak tamamladı. Manaflı 1985 yılında “Azerbaycan Devlet Konservatuvarı”nda öğretim görevlisi oldu ve aynı zamanda “Devlet Filarmoni Topluluğu”nun yalkıcılığını üstlendi. Azerbaycan içi ve dışında (Rusya, Ukrayna, Beyaz Rusya, Kazakistan, Gürcistan, Türkmenistan, Özbekistan, Moldavya, Fransa, Almanya, Romanya, Tunus ve Türkiye) birçok resital ve oda küğü dinletilerine katıldı. Ayrıca orkestralar eşliğinde yalkıcı olarak dinletiler verdi, plak ve video kayıtları yaptı. Arif Manaflı’nın en önemli özelliklerinden birisi de Azeri bağdarların keman için yazdıkları yaratıların ilk seslendiricisi olmasıdır. Bu yaratılar arasında Cihangir Cihangirov’un keman konçertosu, Akşın Alizade’nin keman konçertosu, Sevda İbrahimova’nın keman konçertosu, Leonid Vanstein’in keman konçertosu, Azer Rızayef’in keman konçertosu, Tofik Kuliyev’in keman sonatı, Azer Rızayev’in keman sonatı, Akşın Alizade’nin iki keman sonatı, Süleyman Ali Askerov’un keman sonatı, Aydın Azimov’un keman sonatı bulunmakta olup sanatçı yine Azeri bağdarların çok sayıda üçüllerinin ve dördüllerinin ilk seslendirilişini gerçekleştirmiştir. Arif Manaflı Azeri bağdarların yaratılarının plak ve TV kayıtlarını yaparak 1990 yılında yılda bir kez verilen “Azerbaycan Devlet Ödülü”nü kazanmıştır. Manaflı, “Azerbaycan Bağdarlar Birliği”nin 1990 yılında gerçekleştirdiği küğ haftasında Rauf Abdullayev yönetimindeki “Azerbaycan Devlet Senfoni Orkestrası” eşliğinde Cihangir Cihangirov’un keman konçertosunu, Yalçın Adıgüzel yönetimindeki “Üzeyir Hacıbeyov Senfoni Orkestrası” eşliğinde Akşın Alizade’nin keman konçertosunu ve Ramiz Melikaslanov yönetimindeki “Kara Karayev Orkestrası” eşliğinde Leonid Vanstein’in keman konçertosunu çalarak 1991 yılında “Azerbaycan Devlet Sanatçısı” olma hakkını kazanmıştır. Sanatçı aynı yıl yardımcı doçent olmuştur. Manaflı, 1995 yılı Kasım ayından bu yana “Dokuz Eylül Üniversitesi Devlet Konservatuvarı”nda “Yaylı Çalgılar Anasanat Dalı” bünyesinde öğretim üyesidir. Sanatçı, Pavel Yadih yönetimindeki “Moskova Filarmoni Orkestrası”, Fuat Mansurov yönetimindeki “Moskova Konservatuvarı Senfoni Orkestrası”, Naci Özgüç ve Ender Sakpınar yönetimindeki “İzmir Devlet Senfoni Orkestrası”, Rauf Abdullayev yönetimindeki “Çukurova Devlet Senfoni Orkestrası” eşliğinde de dinletiler vermiştir.

Manafoff, İslam:

1961 yılında Azerbaycan’ın başkenti Bakü’de doğdu. 1977–1981 arasında “Bakü Müzik Lisesi”ni bitirdi. 1979’da “Azerbaycan Piyanistler Yarışması”nı kazandı. 1981’de sınavla “Çaykovski Moskova Devlet Konservatuvarı”na giren Manafoff 1986’da buradan mezun oldu. 1987’de çaldığı Rachmaninoff’un üçüncü piyano konçertosunun başarılı yorumundan sonra Moskova’nın önemli dinleti salonlarında, St.Petersburg, Tiflis, Erivan, Gorki gibi birçok kentte dinletiler verdi. 1997 yılında Beyaz Rusya’nın Minsk kentine davet edilmiş olan sanatçının Prokofiev’in yedinci sonatındaki başarısı önemli yankı uyandırmış ve 1998 yılında Moskova’da düzenlenen “Uluslararası Küğ Festivaline” davet edilmiştir. “Bakü Küğ Akademisi”nde başöğretmen olarak çalışan Manafoff 2002 yılında Bedrettin Dalan’ın daveti ile “İstek Vakfı Güzel Sanatlar Lisesi”nde sanat eğitmenliği görevini üstlenmiştir. Manafoff “İstanbul Piyano Festivali”nde kapanış dinletisi de dahil olmak üzere Türkiye ve yurtdışında birçok dinletiler vermiştir. İslam Manafoff sanat yaşamına piyanist ve orkestra yönetkeni olarak devam etmektedir.

Manafzade, Abuzer:

1990 yılında Azerbaycan’ın başkenti Bakü’de doğdu. Yedi yaşında küğ eğitimine başlayan Manafzade dokuz yaşında “Azerbaycan Genç Piyanistler Yarışması”nda birinci olurken çaldığı Chopin Op. 71 Mazurka ile jüri üyelerinin ayakta alkışını aldı. 2003 yılında sınavla “Mimar Sinan Devlet Konservatuvarı”na giren Abuzer Manafzade çalışmalarına halen Bahar Tokay ile devam etmektedir. Eğitiminin yanısıra 2003 yılında “Galleria Piyano Yarışması”nda birinci, 2006’da “Onay Sanat Piyano Yarışması”nda ikinci olmuştur.

Manafzade, Turan:

1991 yılında Azerbaycan’ın başkenti Bakü’de doğdu. Altı yaşında küğ eğitimine başlayan Turan Manafzade 2003 yılında sınavla girdiği “Mimar Sinan Devlet Konservatuvarı”nda çalışmalarına halen Nurferi Onur ile devam etmektedir. Turan bugüne kadar birçok yarışmada ödüller kazanmıştır.

\ Manas, Edgar:

Ermeni kökenli bir Türk olan Edgar Manas 1875 yılında İstanbul’da doğmuş ve 11 Mart 1964 tarihinde yine İstanbul’da sonsuzluğa göç etmiştir. Hüseyin Saadettin Arel’e öğretmenlik yapmış, Suphi Ezgi’ye katkılarda bulunmuş, “İstiklal Marşı”mızın orkestrasyonunu gerçekleştirmiştir. 1912 ile 1921 yılları arasında “Dar-ül Elhan”da (Ezgiler Evi) uyum bilgisi ve piyano dersleri vermiştir.

\ Manga Grubu:

“Manga”nın albüm macerası 2002 yılının Ocak ayında Ferman’ın tüm grup arkadaşlarını arayıp bir yarışmadan bahsetmesiyle başladı. Böylece hem albüm çıkartmış hem de uzun yıllardır küğle ilgili hayalini kurdukları şeylerin gerçekleşmesini sağlamış oldular. Grup olarak “Manga” ilk olarak “Yamyam”ın barlarda “cover” parçaları yorumlayıp eğlendikleri topluluktan istediği küğü yapamamasından dolayı yolunu ayırması ile 2001 sonlarına doğru şekillenmeye başladı. O’nun en büyük hayali kendi parçalarını çalmaktı ve belki de bu olay hayatında yeni bir başlangıca sebep olacaktı. Artık yeni grubunun yapısını kafasında oturtmuştu. Yepyeni bir oluşumun parçası olmak ve fark yaratarak hayallerine koşabilmek amacındaydı. Rock küğ ile elektroniği, sert gitar riffleriyle rap vokallerini birleştirmek istiyordu. Bunu üniversiteden okul arkadaşı olan Orçun ile paylaştı ve O’nun da katılmasıyla “Manga”nın tohumları atılmış oldu. “Manga” kurulduğu günden beri Teoman, Duman, Vega, Mor ve Ötesi, Kurban, Athena ve Kargo gibi isimlerin genişlettiği ve yürüdüğü yolu biraz daha genişletti. Özgür bunu “Bizi hayatta en mutlu edecek şeylerden biri bu yolda bizlerden daha iyi yeni grupların çıkması olur” diyerek ifade etmektedir.

Mani:

Türk halkının yazın hayatında ve küğünde önemli yeri olan bir unsurdur. Hece ölçüsü kullanılır ve çoğunlukla yedi heceli dört dizelik bir kalıp uygulanır. Ama dizeleri 4-5-8-10-14 heceli kalıplarla söylenmiş maniler de bulunmaktadır. Kafiyeleniş şekli şu şekildedir:

………………………………………… a
………………………………………… a
………………………………………… b
………………………………………… a

Bu açıdan “rubai”ye benzemektedir. Şekilde görüldüğü gibi birinci, ikinci ve dördüncü mısralar kendi aralarında kafiyeli olup, üçüncü mısra farklılık taşımaktadır. Üçüncü dizenin serbest kalması mani düzen kişinin üretimini rahatlatmakta ve söyleme kolaylığı sağlamaktadır. Amaç, tek bir dörtlük içerisinde bütünleşmiş bir anlam ya da amaç ortaya koyabilmektir. Bu ifade yapısında mani düzen kişi asıl amacını son mısraya saklar. Dolayısıyla ilk üç mısra dördüncü mısrada yer alan sonuca yapılan bir hazırlıktır. Bazı manilerde ilk iki dize hazırlık dizesi olup son iki dize ile anlam bağlantısı olmayabilir. Bu tür manilerde asıl anlatılmak istenen son iki dizeye saklanır. Maniler, aynen türküler gibi halkın ortak malıdır. Erkekler de mani düzebildiği gibi manilerin daha çok kadınlar tarafından meydana getirildiği bilinmektedir. Maniler, İslamiyet öncesi Türk yazınında sıklıkla görülmekteydi. Anonim halk edebiyatının pek yaygın şekli olup yüzük oyunları ve mangal sohbetlerinde dahi söylenirler. Manilerin en önemli özelliklerinden birisi de kendi kendine yetmesidir. Divan edebiyatındaki “tuyuğ” karşılığıdır. Türkülerden birkaç noktada ayrılırlar:

a) Dörtlükler halinde söylenmeleri,
b) Konu olarak türkülere kıyasla daha neşeli ve hafif olmaları,
c) Sözlü yazın ürünleridir.

Manilerde konu sınırı bulunmaz; doğa, kahramanlık, sevgi, aşk, doğum, ölüm, ayrılık, düğün, bayram, hasret, evlat sevgisi, iyilikler, toplumsal olaylar için koşulduğu kadar şaka, nükte, güldürü vb. için de düzenlenen maniler bulunmaktadır. Kısacası mani, başta aşk olmak üzere her konuda yazılmıştır ve yazılabilir. Mani, halen üretimde olan bir halk yazını nazım türüdür. Çok çeşitli maniler vardır, bunlar arasında en çok tercih edilenleri düz mani (tam mani), kesik mani, cinaslı mani, yedekli mani ve artık mani’dir. Bkz. Rubai, hece ölçüsü, dize, kalıp, kafiye, mısra, türkü, yazın, anonim, edebiyat, halk edebiyatı, yüzük oyunları, mangal sohbetleri, tuyuğ, güldürü, nazım, düz mani, tam mani, kesik mani, cinaslı mani, yedekli mani, artık mani.

Birkaç mani örneği:

1. Su gelir akar geçer,
Bendini yıkar geçer,
Dünya bir penceredir
Her gelen bakar geçer.

2. Ak koyun kuzusuna
Gün tutmuş postusuna
Ne desen de ağlasam
Alnımın yazısına.

3. Tren gelir öterek
Kömürünü dökerek
Ben anamdan ayrıldım
Gözüm yaşım dökerek.

4. Ramazan geldi dayandı
Camiler nura boyandı
Vay benim sa'detli efendim
Davul sesine uyandı.

5. Evleri sekilidir
Gül reyhan ekilidir
Bir can bir canı sevse
Kim onun vekilidir.

6. Sarı sümbül mor sümbül
Bakma bana mor sümbül
Ben yarimi yitirdim
Uçan kuştan sor bülbül.

7. Evlerinin önü minder
Altını üstüne dönder
Vay benim sa'detli efendim
Bahşişimi çabuk gönder.

8. Şekerim var ezilecek
Ak tülbentten süzülecek
Bekletmeyin beyefendim
Çok yerim var gezilecek.

Ramazan Mani'si

Mano:

(İt.) El.

Mano destra:

(İt.) Sağ el.

Mano sinistra:

(İt.) Sol el.

\ Mansur, Cem:

İstanbul'da doğan Cem Mansur müzik eğitimini Londra'da “City University”, “Ricordi Yönetkenlik Ödülü”nü aldığı “Guildhall School of Music and Drama” ve daha sonra Leonard Bernstein'ın öğrencisi olduğu “Los Angeles Filarmoni Enstitüsü”nde aldı. 1981-1989 arası “İstanbul Devlet Operası” yönetkenliğini yapan Mansur, Londra'da “İngiliz Oda Orkestrası”yla başarılı bir çıkış yaptığı 1985 yılından sonra çalışmalarını yurtdışında yoğunlaştırdı. Hollanda, Fransa, İtalya, Çek Cumhuriyeti, Romanya, Macaristan, Almanya, İsveç, İspanya, Meksika, İsrail ve Rusya'da orkestra ve opera kuruluşlarıyla konuk yönetken olarak çalışmalarını sürdüren sanatçı, 1989-1996 arasında “Oxford Kent Orkestrası Birinci Yönetkenliği”ni yaptı. 1998 yılında “Akbank Oda Orkestrası Sürekli Yönetkenliği”ne getirildi. Burada tasarladığı ilginç programların yanısıra “Bach, Caz ve Lale Devri”, “Alla Turca”, “1789/Akl-ı Selim’n Müziği”, “At-Nağmeler” ve “İstanbul’da Erguvan Zamanı” gibi etkinliklerle dikkat çekti. Uluslararası üne sahip birçok yalkıcı ile dinletiler vermiş olan Cem Mansur'un son yıllarda sık sık birlikte çalıştığı kuruluşlardan bazıları arasında aşağıdaki isimler sayılabilir: “Kirov Operası”, “Royal Philharmonic Orchestra”, “London Mozart Players”, “City of London Sinfonia”, “BBC Concert Orchestra”, “George Enescu Philharmonic Orchestra”, “Concerto Grosso Frankfurt”, “Prag Ulusal Tiyatrosu”, “Mexico City Philharmonic Orchestra” ve “Londra  Holland Park Opera Festivali”. Barok çağdan günümüze kadar geniş bir yelpazeyi kapsayan dağarında alışılmamış ve unutulmuş yaratılara da yer veren Mansur 1986 yılında Londra'da Elgar’ın bitmemiş operası “The Spanish Lady”nin ilk seslendirilişini ve 2006 yılında “City Of London Festival”de Offenbach’ın 126 yıldır duyulmayan operası “Whittington”u yönetti. Cem Mansur İngiltere’nin en eski ikinci korosu “Ipswich Choral Society”nin fahri başkanıdır.

\ Mansur, Lale:

1956 yılında İstanbul’da doğan Lale Mansur kırıncı ve Türk sinema ve dizi film oyuncusu olup sanat yaşamına “İstanbul Devlet Opera ve Balesi”nde başladı, burada baş kırıncı olarak uzun yıllar görev yaptı. Oyunculuğa 1992 yılında “BBC Televizyonu” tarafından çekilen ve Yaşar Kemal’in yaşamını konu alan, yönetmenliğini James Runcie’nin üstlendiği belgesel yapım “Childhood” ile başladı. Bu sıralarda Los Angeles’da “Eric Morris Actors Workshop”ta oyunculuk, İstanbul’da diksiyon eğitimi aldı. Orkestra yönetkeni Cem Mansur ile evli olan Lale Mansur 1992’de ilk uzun metrajlı filmi Atıf Yılmaz’ın yönettiği “Düş Gezginleri” ile “Antalya Film Festivali”nde “En İyi Kadın Oyuncu” dalında “Altın Portakal” kazandı. 1993’de Ersin Pertan’ın “Tersine Dünya”, Şerif Gören’in “Amerikalı”, 1995’de Ömer Kavur’un “Buluşma”, “Cemile”, 1997’de Atıf Yılmaz’ın “Nihavend Mucize” adlı filmlerinde rol aldı. “Hatırla Sevgili”de Yasemin’in annesi Nezahat rolünde oynadı. Lale Mansur’un aldığı ödüller arasında şunlar bulunmaktadır: “15. Ankara Film Festivali, 2003-En İyi Kadın Oyuncu/Karşılaşma”, “29. Antalya Film Şenliği, 1992-En İyi Kadın Oyuncu/Düş Gezginleri”, “7. Sadri Alışık Ödülleri, 2002-En İyi Kadın Oyuncu/O da Beni Seviyor”.

March:

(İng.) Yürüyüşlük, marş. Bkz. Marcia, Marş, Marche, Marsch.

Marche (Marché):

(Fr.) Yürüyüşlük. Marş. Bkz. March, Marcia, Marsch, Marş.

Marcia:

(İt.) Yürüyüşlük, marş. Bkz. Marsch, Marş, March, Marche.

\ Márquez, Pablo:

1967 yılında Arjantin’de doğan Márquez Amerika kıtasını baştan başa dolaşarak verdiği dinletilerin yanında Japonya ve Avrupa’nın saygın dinleti salonlarında ve dünyanın önde gelen birçok klasik küğ festivalinde performanslar gerçekleştirmiştir. Gitar yalkıcılarından Hopkinson Smith onun için “Pablo Márquez geçmişin ve günümüzün sanatını büyük bir anlayış ve tutku ile birleştirmektedir ” yorumunu yapmıştır. Dino Saluzzi onu “gerçek bir sanatçı” diye överken Luciano Berio “olağanüstü bir tekniğe sahip” olduğuna değinmiş, György Sebök ise “küğcü olarak derin bir bilgiye sahip olmasının yanında küğ için paha biçilemez bir tutuma sahip” yorumunu yapmıştır. Márquez günümüzde “Basel Küğ Akademisi”nde profesör olarak akademik çalışmalarını yürütmesinin yanısıra dünyanın pek çok farklı yerinden düzenli olarak ustalık sınıflarına davet edilmektedir.

Marsch:

(Alm.) Yürüyüşlük, marş. Bkz. March, Marche, Marcia, Marş.

Marş:

Yürüyüşlük, yürüyüş. Bkz. March, Marche, Marcia, Marsch.

\ Mas-Kom-Yah:

Açılımı “Mason, Komünist, Yahudi”dir. Recep Tayyip Erdoğan gençlik yıllarında tiyatro sanatına yakın ilgi göstermiş ve hatta henüz 23 yaşında iken özel bir tiyatro kurup yönetmiştir. Bu etkinlikler arasında başta gelenlerden biri ise “Mas-Kom-Yah” isimli oyundur. Bu temsillerde görev alan Erdoğan ve diğer isimler bu oyundaki rolleri için usta tiyatrocu Nejat Uygur’dan dersler de almışlardır. Uygur tiyatro sevdalısı gençlere jest ve mimiklerini nasıl kullanacakları konusunda yardımcı olmuştur. Türkiye’nin başbakanlığını yapan ve “tiyatroları özelleştirme” amacını açıkça ilan edip “Şehir Tiyatroları Yönetmeliği”nin tartışmaya başlanmasına yol açan Recep Tayyip Erdoğan bir zamanlar “Milli Selamet Partisi Gençlik Komisyonu” başkanı iken adı geçen bu tiyatro oyununu yazıp yönetmiş ve “İyi Evlat” adı verilen baş rolü oynamıştır. Bu oyunda yer alan isimlerden birisi de o tarihlerde “Milli Selamet Partisi”nin “Gençlik Kolu”nda görev almış ve bir aralar “Bayrampaşa Belediye Başkanlığı” yapmış olan Atilla Aydıner’dir. 1975 yılında kurulan bu tiyatronun oyuncularının çoğu adı geçen teşkilattan olan, çeşitli üniversite ve liselerde okuyan kişilerdi. Sahaflardan bulunan ve asıl ismi “Kızıl Pençe” olan, 1970-1980 yılları arasında meydana gelen üniversite olaylarını yansıtan kitabın ismi değiştirilerek “Mas-Kom-Yah” yapılmış, provalar “Tepebaşı Gazinosu”nda gerçekleştirilmiş, oyunun yönetmenliğini Erdoğan üstlenmişti. Oyunun konusu bir aile öyküsüydü. Ayhan isimli baba oğullarını Avrupa’ya gönderen, Avrupa’da dini tedrisat yaparak din değiştiren ve o kültürle büyüyen birini betimleyen bir roldü. Oyun çok tutuldu ve İstanbul’un hemen her yerinde oynandı. Her hafta sonu oynanan bu oyun ayrıca Rize, Trabzon, Ankara gibi birçok kentte 1980 ihtilaline dek oynandı. En son kez ise Necmettin Erbakan, Hasan Aksay, Şevket Kazan, Oğuzhan Asiltürk gibi isimlerin önünde “Ankara Palas”ta sergilendi. Aynı ekip “Mas-Kom-Yah” oyununun yanısıra bir üniversite profesörünün yetiştirdiği öğrenciler tarafından odasında öldürülüşünü anlatan “Akrep” isimli oyunu da sergilemiştir. Adı geçen her iki oyunun sergilenme amacı “Milli Selamet Partisi”ne gelir sağlamaktı. Tüm bu bilgilerden anlaşılacağı üzere Recep Tayyip Erdoğan tiyatro ile her zaman ilgili olmuştur. Ancak, kendisi de dahil olmak üzere bu eserlerde rol alan isimler o dönemde dahi tiyatroların özelleştirilmesi gerektiğini düşünmekteydiler.

\ Mascagni, Pietro:

İtalyan bağdar. 7 Aralık 1863 tarihinde Livorno’da dünyaya gözlerini açtı ve 2 Ağustos 1945 tarihinde Roma’da yaşama veda etti. Küğ eğitimini “Milano Konservatuvarı”nda alan Mascagni “Cerignola Küğ Derneği” ve diğer bazı küçük kent operalarında orkestra yönetkeni olarak çalıştı. “Sonzogno Küğ Yayınevi”nin açtığı tek perdelik opera yarışmasını sonraları pek tanınan “Cavalleria Rusticana” isimli opera yaratısı ile kazandı. Bu eser sahneye ilk kez 1890 yılında konuldu ve olağanüstü bir hız ile dünya sahnelerine yayıldı. Bu yaratının başarısı Mascagni’yi hayli bilindik bir isim yaptı. Sanatçı bu başarıyı izleyen günlerde “Pesaro Küğ Lisesi”nin yöneticiliğine getirildi. Pietro Mascagni opera sanatında “verismo” denilen akımın bir temsilcisi ve önde gelen isimlerinden birisidir. Verimini daha yoğunluklu olarak sahne yaratıları üzerine kurgulamıştır. Önde gelen diğer opera yaratıları arasında “L’amico Fritz”, “Iris”, “Parisiana” ve “Nerone” sayılabilir.

Massig:

(Alm.) Orta. Ilımlı, makul. Ölçülü. Ne büyük ne küçük. Ne az ne çok. Orta dereceli. İtidalli. Mutedil. Massig teriminin kullanıldığı bir küğsel yaratı ya da herhangi bir yaratı içerisindeki bir kesitin çok hızlı ya da çok yavaş çalınmaması gerektiğini gösterir. Bu terimle ılımlı bir hız hedeflenmiştir. Metronom sayısı olarak dakikada 108 ile 120 vuruş sayısı bu terimin karşılığıdır. Bkz. Maessig.

\ Massive Attack:

Trip-Hop’un yaratıcısı efsanevi grup "Massive Attack" Robert del Naja ve Grantley Marshall’dan oluşmaktadır. “Blue Lines”, “Protection” ve “Mezzanine” albümleriyle tüm ödülleri toplayan grubun “Unfinished Symphony” adlı parçaları İngiltere’de gelmiş geçmiş en iyi on parça arasında yer amaktadır. Grup albüm başarılarının yanında dinletilerindeki muhteşem gösterileriyle de hayranlarını memnun etmektedir. Son albümleri “100th Window”un dinleti dolaşısı kapsamında 2003’te Türkiye’de de sahne aldılar.

\ Masurenko, Tatjana:

Tacikistan'da dünyaya gelen Tatjana Masurenko altı yaşında keman, onbir yaşında viyola çalmaya başladı. St.Petersburg'da önce “Üstün Yetenekli Çocuklar Özel Okulu”nu, ardından da “Devlet Küğ Akademisi”ni bitirdikten sonra Almanya'ya giderek A. Ludewig, Kim Kashkashian ve Nabuko Imai ile çalıştı. “Detmold Yüksek Küğ Okulu”ndan yorumculuk diploması alan Tatjana Masurenko, İngiltere'de “Lionel Tertiss”, Moskova'da “Juri Bashmet” ve Almanya'da “Mark Neukirchen” viyola yarışmalarını kazandı. 1994'den beri “Hannover Kuzey Almanya Radyosu Filarmoni Orkestrası”nın birinci viyolacısı olarak çalışan Tatjana Masurenko, halen Boris Pergamenschikov, Lars Vogt, Christian Tetzlaff, Antje Weithaas, Isabella van Keulen, Nina Kagan gibi küğcülerle oda küğü çalışmaları yapmaktadır. ABD, Almanya, İngiltere ve Rusya'daki pek çok oda küğü festivallerine de katılmış, 2000 yılının başında “Leipzig Yüksek Küğ Okulu” viyola profesörlüğüne atanmıştır. Sanatçı pek çok çağdaş yaratının da ilk çalınışlarını gerçekleştirmiştir.

Materialleiter:

(Alm.) Bkz. Genel Dizi.

\ Mavraki, Iris:

Babası Yunanlı, annesi Avusturyalı olan Iris Mavraki Zaire’de (Afrika) doğmuştur. Küçük yaşlarından başlayarak ailesiyle bütün dünyayı dolaşmış, 1960’lı yılların başında Rodos’a yerleşmiştir. Burada “Ulusal Konservatuvar” ve “Helenik Konservatuvarı”nda piyano ve şan dersleri almıştır. Mavraki aynı zamanda “Rodos Belediye Korosu”nda da söylemiştir. Daha sonra profesyonel olarak şarkı söylemeye başlamıştır. İngiltere’de “Pink Floyd” grubunun üyesi olan Gimour ve Nick Mason’a kendisini dinleterek olumlu eleştiriler almıştır. Küçük yaştan itibaren yaptığı yolculukların kültür çeşitliliğine açık olmasını sağladığı sanatçı özgür ve kendine has tarzıyla Yunanistan, İsrail ve Türkiye’de dinletiler vermiştir. “Yunan Kızılhaçı” ve “Unicef” için savaş karşıtı mülteci haklarını ve kadın haklarını savunan Mavraki ayrıca Rodos’ta yanan ormanların yeniden ağaçlandırılması ve çevrecilik konularında dinletiler düzenlemiş ve bu dinletilerde yer almıştır. Sanatçı son olarak gelecek vaat eden Ankaralı genç progresif–metal grubu “Dreamtone” ile bir albüm kaydetmiştir. “Neverland” adlı yeni bir proje ile sinfonik bir orkestra ve çok tanınmış İsveçli, ABD’li ve Alman sanatçıların yer aldığı “Reversing Time” (Zamanı Geri Almak) adlı bir albüm yakında tamamlanmak üzeredir. Mavraki’nin diskografisi içinde “Why” (Sakaris records–1999) ve “The Taste of Sea” (CD/FM records–2001) bulunmaktadır.

Mayadağ, Hüseyin:

Hüseyin Mayadağ 1915 yılında Selanik’te doğdu. 1916 yılında ailesi ile birlikte İstanbul’a yerleştiler. Çocukluk ve öğrenim yılları İstanbul’da geçti. Çok iyi ud çalan babası Fuat Bey’le birlikte çalışmaya başladığında henüz on yaşındaydı. İleriki dönemlerde İzmir’de Rakım Elkutlu’dan musiki dersleri aldı. Aynı zamanda Tokadzade Şekip Bey’den edebiyat dersleri aldı ve bu eğitimi sonucunda bağdalarının güftesini de kendisi yazmaya başladı. Yüz kadar bağdasının içinde en tanınmışları Hicaz makamındaki “Söyle derdini kaç yıl çekecek bu dertli başım” ve Hüzzam makamındaki “Hayat budur sevgilim, geçenler unutulur” adlı şarkılarıdır. Hüseyin Mayadağ, 25 Kasım 1965 günü bir trafik kazasında yaşama veda etti. Bağdaları arasında şunlar pek bilinir: “Ah eden kimdir bu saat kuytuda” (Şedaraban),“Hasretin bil ki şu kalbimde sızı” (Kürdilihicazkar), “Bu yalvarışlar nedir bu ağlayışlar neden” (Hüzzam), “Coşsun yine bülbüller o hicranlı sesinde” (Nihavend),“Neye baksam ne görsem gelir bana gam olur” (Hicaz).

Mayor:

(İsp.) Majör, büyük. Bkz. Majör. Büyük. Maggiore.




Son Güncelleme:29.06.2017 18.12
Toplam Ziyaret:1198761
Online Ziyaretçi Sayısı:9
Bugünlük Ziyaret :209

Bu Site En İyi Firefox,Chrome,Safari'de ve 1024x768 Çözünürlüğünde Görünür.