Al
Al Fine ya da (A Fine):
Sona kadar.
Al-All-Alla:
Ölçü ve sıfat takıları (prefix).
1965 yılında Ankara’da doğdu. Yedi yaşında babasından cura dersleri almaya başladı. Hemen ardından bir yıl sonra babasını kaybetti. Üç yıl sonra Turhan Tuna’dan ilk keman derslerini almaya başladı.1985 yılında “Gazi Üniversitesi Müzik Eğitimi Bölümü”ne girdi. Burada Feridun Büyükaksoy ile dört yıl çalıştı. 1989 yılında açılan “Çukurova Devlet Senfoni Orkestrası”nın sınavlarını kazandı. Şafak Alıcıoğlu halen bu orkestranın keman sanatçısı olarak görevine devam etmektedir.
Alain, Jehan Ariste (1911-1940):
Jehan Ariste Alain Paris'in batısında bir banliyö yerleşimi olan St-Germain-en-Laye'de 3 Şubat 1911 tarihinde orgçalar bir ailenin çocuğu olarak doğdu. Babası Albert bağdar, orgçalar ve hatta org yapımcısı idi; Jehan'ın sonraları birçok eserini yazacağı evlerinin orgunu yapmıştı. Jehan'ın küçük erkek kardeşi Olivier de bir orgçalar ve bağdar oldu; şüphesiz kızkardeşi Marie-Clair Alain halen günümüzde yaşamakta olan en ünlü dinleti organistlerinden birisidir. Onbir yaşında iken Jehan bağdama yapmaya ve St-Germain-en-Laye bölgesinde org çalmaya başlamıştı. Bu dönemden kalan bilinen ilk yaratısı doriyen modunda kısa bir kanon olan piyano ve armonyum için bir ikildi. Daha ileri çalışmalar yapmak ve eğitim almak üzere Jehan “Paris Conservatoire Nationale de Superior”a gitti. Paul Dukas ve Jean Roger-Ducasse ile bağdama ve Marcel Dupre ile org yorumculuğu ve doğaçlama çalıştı. Bu olağanüstü yetenekli öğretmenlerin etkilerine ek olarak Alain bazan “Paris Konservatuvarı”nın köhne düşünsel sınırları dışındaki olaylar tarafından da etki altında kaldı. Alain ailesi sıklıkla “Somme Bölgesi”ndeki “Valloires Manastırı”nı dinlenmek amacıyla birkaç günlüğüne ziyaret etmekten hoşlanırlardı. 1930 yılında yaptıkları böyle bir tatilde Jehan org için yazdığı çok sayıdaki romantik ve büyüleyici eserlerden birisi için ilham aldı: “Gregoryen Şarkılar...” Yaratılarında tonaliteleri için bir temel olarak Gregoryen modları sıklıkla kullandıkça Gregoryen etkisi altında kalmaya devam ediyordu. Bazan da düz şanı hatırlatıcı bir stil içinde yazıyordu: “İki Koral” (Doriyen ve Frijyen), “Ballade” (Frijyen modu içinde), “Monodi”, “Litanies”... 1931 yılında “Paris Kolonyal Sergisi”ne katıldı ve orada Uzakdoğu'nun müziği, dansı ve felsefeleri ile tanıştı. İşte bu etkilerle “Agni Yavishta için İki Dans” (iki tuhaf “ateş dansı”, Agni Yavishta Hindu ateş tanrısıdır) ve “Le Jardin Suspendu” (bir “chaconne” üzerine modellenmiş çekici, rüyasal bir eser) yazıldı. Jehan üzerindeki bir başka etki de caz müziği olmuştur, örneğin “Üç Dans” isimli bağdasının birinci ve üçüncü bölümleri caz benzeri düzümler içerir. Açılımın diğer ucunda ise barok ve diğer erken çağ küğlerine duyulan ilginin bir canlanışı yer almaktadır. Oldukça kısa süren yaşamının büyük bölümünde Jehan'ın sanatı için “salt mutluluğun biçimi” tanımlamasını yapabiliriz; ayrıca küğde olduğu kadar resim ve şiir alanlarında da ifade aramıştır. Yanında daima çizim yapabileceği, yazabileceği ya da bağdayabileceği boş sayfaları olan ufak bir defter taşımıştır. Sonraları boş sayfalar üzerine hızlı bir şekilde çiziktirebileceği veya küğsel fikirlerini aktarabileceği ya da resimlerini karalayabileceği özel bir beş uçlu mürekkepli kalem edinmiştir. El yazısı partiturları sıklıkla bir çizim veya bir alıntı ile ya da ikisi ile bir arada bulunurdu. 1935 yılında Alain çocukluk aşkı Madeline Payan ile evlendi, ancak bu evlilik mutsuzluk getirdi ve ailesinde derin çatlaklara yol açtı; sağaltılması uzun zaman gerektirdi. Jehan ve Madeline zorluklarının arttığı zaman sürecinde üç çocuk sahibi oldular. Jehan yaşamı süresince ertikten bir küğcü olarak yapabildiği kadarıyla ailesine destek olmaya çalıştı. Küğlerinin birçoğunu boşluk bulabildiği anlarda, örneğin tren yolculuklarında veya hatta konservatuvardaki dersleri esnasında el altından yazmıştır. Kalan birkaç yıllık ömründe yaşamının gerginlik dolu koşulları giderek kötüleşti. 1937 yılında Fransız Alpleri'nde tatil yaparlarken yaşı henüz yirmiüç olan kızkardeşi Odile dağ sporları yaptıkları bir sırada küçük kardeşi Olivier'in düşmesini engellemeye çalışırken bir kaza sonucu öldü. Jehan'ın büyük acısı ve kardeşinin ölümünden duyduğu keder birdenbire dağardaki en olağanüstü ve eşsiz küğ eserlerinden birisine dönüştü: “Litanies”. Bu yaratıyı Odile'in ölümünden yalnızca birkaç gün önce bitirebilmişti. Ayrıca daha olağanüstü olan “Litanies”i bitirdiği hafta içerisinde bir diğer önemli yaratısını “Deuils”i de tamamlamıştı. Odile'in ölümü kendi içsel korkularının artmasına da yol açtı; erken ve trajik bir ölümle karşılaştı. Sanatçının son yaratısı anıtsal trilojisi “Üç Dans”ın bitirilememiş orkestrasyonu oldu. Alain'in öğrencileri ve çalışma arkadaşları O'nu Paris ve St-Germain-en-Laye caddelerinde vahşi motor yarışlarına katılmasıyla ve motorsiklet üzerinde gözüpek biri olarak hatırlayacaklardır. Jehan İkinci Dünya Savaşı'nda 8. Fransız Tank Tümeni'nde görevlendirildi, Belçika mücadelesi sırasında tehlikeli görevler için sıklıkla gönüllü oluyordu. 20 Haziran 1940 tarihinde “Saumur”un doğu tarafında düşman ilerlemesini kontrol için verilen bir görevi kabul etti; yaratıcılığının doruğundaki orgçalar, bağdar ve süvari Jehan Ariste Alain, ülkesini savunurken kalbinden aldığı bir kurşunla yere düştü.
Alamire, Petrus (XVI. Yüzyıl):
Renkli bir yaşamı olan ve hatta İngiltere adına casusluk dahi yapan ve takma bir isim kullanarak şu anda Belçika topraklarında kalan bölgeye kapağı atarak yaşamını sürdüren Petrus Alamire’yi bir bağdar olarak tanımlamak yanıltıcı olacaktır. Alman ve muhtemelen ismi Petrus Imhoff olan bu kişinin küğe yeteneği bulunmaktaydı. Özellikle kopist olarak çalışan Petrus Imhoff çok güzel kitaplar üretti. Özenle hazırlanmış bu kitaplar Kraliyet tarafından önemli hediyeler olarak kullanılmaya başlanınca olağanüstü talep gördü; bu nedenle iyi koşullarda saklandılar. Alamire zamanının küğünü (ki kökeni tam olarak bilinemiyordu) büyük bir olasılıkla diğer ülkelere yaptığı yolculuklarda topladı. Nesilden nesile devredilen yaklaşık sekizyüzelli eser kırksekiz koro kitabında yer almaktadır. Hatta kitap ciltleri içinde keşfedilen küğ, açıkçası yanlış bir şekilde kopyalanmış ve bu amaç için kullanılmıştır. Petrus Alamire’nin ününün bütün Avrupa’ya yayıldığını ve O’nun zengin evlerine bu enfes dokümanları temin ettiğini biliyoruz.
Fransız kökenli Alman piyanisti ve bağdarı olan Eugene d’Albert Glasgow’da doğmuştur. “Covent Garden”daki “Kraliyet Tiyatrosu”ndaki bale topluluğunun yöneticisi olan babasının Londra’da yaşaması nedeniyle ilk küğ eğitimini burada almıştır. Bir dinleti piyanisti olarak ertiksel anlamda elde ettiği ilk başarılardan sonra dikkatlerini operaya çevirmiştir. Sayısız çalgısal yaratılar ve aralarında “Der Tiefland”ın (Ova) da bulunduğu yirmi opera bağdamıştır. d’Albert’in en tanınmış operası olan “Der Tiefland” küğsel bir dramadır ve ilk kez 1903 yılında Prag’da sahneye konulmuştur. Ayrıca flütist Kral Büyük Frederick konusu üzerine bir küğsel komedi de yazmıştır. Sahne için son eseri “Mister Wu” ölümü nedeniyle tamamlanamamıştır. İki piyano, bir viyolonsel konçertosu ile bir sinfonisini belirtmeden geçmemek gerekir. Daha çok “Der Tiefland”ın “Sinfonik Önçalın”ı ile tanınmaktadır. Orijinal yaratıları arasında Op. 1 Ardış, bir sonat ve çok sayıda kısa parçası bulunmaktadır.
6 Şubat 1941 tarihinde New York'ta dünyaya gelen Stephen Albert küğ eğitimine gençlik çağlarında piyano, korno ve trompet çalışarak başlamıştır. Onbeş yaşında iken Elie Siegmeister ile bağdama öğrenmeye karar vermiş ve iki yıl sonra “Eastman Küğ Okulu”na girmiştir. Bu okulda Bernard Rogers ile çalışma olanağını elde etmiştir. Bağdama çalışmalarını sonraları Stockholm'de Karl-Birger Blomdahl ile sürdürmüş, “Philadelphia Küğ Akademisi”nde Joseph Castaldo ile çalışarak 1962 yılında diploma almıştır. 1963 yılında “Pennsylvania Üniversitesi”nde George Rochberg ile çalışan sanatçı, “Nehrin Akışı” isimli sinfonisi ile 1985 yılında küğ alanında “Pulitzer Ödülü”nü kazanmıştır. 1985-1988 yılları arasında “Seattle Sinfoni Orkestrası”nda yerleşik bağdar olarak hizmet vermiş, “Chicago”, “National”, “Pittsburgh”, “Baltimore” ve “Seattle” sinfoni orkestralarından, “Philadelphia Orkestrası”ndan, “New York Filarmoni”den, “Lincoln Center Oda Küğü Derneği”nden ve “Kongre Kütüphanesi”nden eser siparişleri almıştır. Kazandığı diğer ödüller ve onurlandırmalar arasında “MacDowell Colony” bursları, bir “Huntington Hartford” bursu, iki “Guggenheim” bursu, iki “Roma Ödülü” ve “Martha Baird Rockfeller Vakfı”, “Güzel Sanatlar için Ulusal Bağış”, “Ford Vakfı” ve “Alice M. Ditson Vakfı”ndan ödenekler ile bağışlar vardır. 1988 yılından ölümüne dek “Juilliard Küğ Okulu”nda bağdama öğretmeni olarak çalışmıştır. Ayrıca “Ford Vakfı”nın ödeneği altında Lima ve Ohio'daki halk okullarında da öğretmenlik yapmıştır. 1968'den 1970'e dek “Philadelphia Küğ Akademisi”nde, 1970-1971 yıllarında “Stanford Üniversitesi”nde ve 1974-1976 yıllarında “Smith Koleji”nde görev almıştır.
Alberti Bası:
Elçinli bir çalgıda sağ el ezgiyi seslendirirken sol elin uygu(ların) notalarını ayrık ve eşit bir biçimde kesintisiz olarak çalmasına denilir. (Bkz: Basse d'Alberti).
Alborada (İspanya):
Güneş doğarken çalınan küğ.
Albrechtsberger, Johann Georg (1736-1809):
Franz Joseph Haydn’ın çağdaşı olan Albrechtsberger ünlü bir orgçalar ve saygı duyulan bir öğretmen olduğu kadar verimli bir bağdardı. Her ne kadar Wolfgang Amadeus Mozart O’nun org çalışının diğer orgçalarlar hakkında belli bir hükme varılabilecek bir standard olarak ele alınması gerektiğini düşünmekte idiyse de Albrechtsberger en çok öğretmenliği ve kuramcılığı ile hatırlanmaktadır. Sanatçıyı çok büyük övgülerle değerlendiren Haydn, Beethoven’i çalışması için 1794 yılında Albrechtsberger’e gönderdi, bu birliktelik iki yıl kadar sürdü. Albrechtsberger, barok kontrapunt geleneğini anıtsallaştırdı. “Viyana Okulu” üzerindeki etkisi oldukça büyüktür ve Mozart’ın geç dönem yaratıları ile Beethoven’in bellibaşlı fugal pasajlarında bu etki görülebilir.
1994 yılından bu yana çalışmalarını Avrupa'da sürdüren, 2003 yılından bu yana ise Viyana'da yaşayan keman sanatçısı Atilla Aldemir 1975 İstanbul doğumlu olup "Mimar Sinan Üniversitesi Devlet Konservatuvarı"nın yüksek bölümünü bitirmiştir. Çiğdem Yonat–İyicil'in keman sınıfından 1994 yılında mezun olan sanatçı ardından "Dr. Nejat F. Eczacıbaşı Vakfı" bursu ile Almanya'ya gitti ve "Detmold Küğ Yüksek Okulu"nda Lukas David'in sınıfında öğrenci oldu, lisansüstü çalışmalarını pekiyi derece ile tamamladı. Bugüne kadar Ayla Erduran, Tibor Varga, Shlomo Mintz ve Ida Haendel ile ustalık kursu çalışmaları yapan sanatçı yalkıcılık diploması (konzertexamen) eğitimini "Konrad Adenauer Vakfı"ndan aldığı burs ile "Essen Folkwang Küğ Yüksek Okulu"nda Mintcho Mintchev'in sınıfından takdir derecesi alarak tamamladı. Aldemir'in ulusal ve uluslararası pek çok ödülü bulunmaktadır. Bunlardan birisi 2008 yılının Ağustos ayında Avusturya'da düzenlenen "15. Uluslararası Johannes Brahms Yarışması"nda viyola dalında 75 sanatçı arasından aldığı üçüncülük ve en iyi çağdaş yaratı yorumu ödülüdür. Sanatçı 2007 yılında aynı yarışmanın keman dalında ikincilik ödülünü kazandı ve iki özel ödüle layık görüldü. Küğ eleştirmenleri tarafından sanatçının en önemli özelliğinin "çalgısına mutlak hakimiyet, yorumda biçem duyarlılığı ve seyirciyi sürükleyen coşkuyu birarada sergileyebilme yeteneği" olduğu belirtilen Aldemir dinletilerinde 1840 yapımı J. B. Vuillaume keman kullanmaktadır.
Alevilerde Küğsel Yaşam:
Alevi kültüründe şiir, küğ ve oyun yaşamı oldukça zengindir. Daha henüz müslüman dini benimsenmeden ve Alevi olunmadan, yani Orta Asya günlerinden bu yana Şaman törenlerinden Hacı Bektaş-ı Veli ile Mevlana dergahlarına ve dağ başlarında yaşayan Tahtacıların yüksek tepelerde oluşturdukları açık hava tekkelerine kadar ezgiler çalınıp söylenmekte, oyunlar oynanmaktadır. Mutlu ya da mutsuz günlerde, dinsel törenlerde şiir, küğ ve oyunun yeri, Alevi toplumuna atalarından kalmıştır, yani görenekseldir.
Şaman ismiyle tanınan biliciyi törenlerde (hatta ölü gömme törenlerinde bile) çalıp söyleyen ve oynayan, halkla birlikte ağlayıp gülen, halka yön veren saygın kimse olarak tanımlayabiliriz. Örneğin büyük kentlerde vefat eden birinin ardından para ile ağıtçı kadınlar çağrıldığı bilinmektedir. Ağıtçı kadınların ağıtı şiirsel ve küğsel bir ağlayıştır. Buna benzer bir şekilde Alevilerde de şiirsel ve küğsel ağıtlar dikkatleri çekmektedir. Bazı Tahtacı boylarında vefat eden kişi mezarına götürülürken at koşturan, yarış niteliğinde oyunlar gerçekleştirenler bulunmaktadır. Mezarlıkta ya da yatırlarda kurban kesmek, yiyip-içmek, küğ eşliğinde nefesler söylemek, semahlar oynamak Tahtacılar arasında bir görenektir. İşte tüm bu etkinlikler Anadolu'da Türkmenlere de yansımıştır.
Alevilerde oyunlar küğ eşliğinde kırınılarak teatral bir görünüm sergiler. Büyük dinlerde oyuna yer verilmemişse de şiire ve küğe yer verilmiştir. Çağımızın gelişmiş toplumlarında ve çağdaş din anlayışında ise bu gereksinme artık yerine getirilmektedir.
Oyunlar ana kucağında başlar. Bebeğin beş duyusunun gelişmesine yönelik oyunlar oynanır, örneğin renklerle donanmış, seslerle şıngırdayan oyuncaklar ilgi çeker. Bebek rahat uyumak için güvence duyacağı annesinin ninnisini bekler. Bu nedenle Alevi kültüründe anneler ninni söylemeyi çok iyi öğrenirler. Bebeğin önüne ses çıkaran bazı gereçler konarak onlarla oynaması, birbirine vurması, ses çıkartması sağlanır.
Oyunlarda küğlü ya da doğrudan doğruya türkülü olanları da vardır. Yetişkin yaşa gelmiş olan gençler zaman zaman bir araya gelip dem–devran sürer, eğlenir, semah oynar, yakmalar söylerler. Bazan yakmaları karşılıklı kızlarla oğlanlar söyler. Onlara saz, ud, keman gibi çalgılar eşlik eder. Yakmalar, gençler arasında olsun büyüklerde olsun genellikle Karacaoğlan'dan ya da kendi uydurmaları örneklerden olur.
Yakma, bir kıta yani dört dizeden oluşur, 6 + 5 = 11 hecelidir. Hep hece vezniyle uyum gösterir. Arada bir coşanlar olursa, yakmayı üçlerler. Yakma söyleyen, kendisinden sonra söylemesini istediği biri olursa, ona "vaardı kardaşlık" diyerek ya da isim söyleyerek yol gösterir. Böylece aralarında oluşturdukları muhabbet geç vakitlere kadar sürer. Yakmalar ezgi niteliğindedir. Ağır ve acıklı söylenir, sitem doludur. Asla oyun havasına çevrilmez. Bazı Alevi toplumlarında bunlara "deyiş", "koşma", "Karacaoğlan" da denir.
Dem–devran sürerken, bayramlarda, düğünlerde kıvrak havalar çalıp oynayanlar, zeybek kırınanlar da olur. Özellikle kızlar kış geceleri bir araya gelir, leğen çalarak, kıvrak havalar söyleyerek oynar. Uzak yörelerden, başka toplumlardan onlara has oyunlar öğrenip oynayanlar da vardır.
Aleviler arasında yetişen ozanların şiirleri, deyişleri, yakmaları ve koşmaları, nefesleri her ne kadar dinsel nitelikte tarikatla ilgiliyse de genelde tüm doğaya, doğal yapıya, insanlık ve yaşam kurallarına, sevecenliğe yöneliktir. Pek çoğu acıklı ezgidir ya da eleştiri kapsamında gerçekçidir; duygusal ve uyarıcıdır. Kısacası Aleviliğin felsefesini, düşüncesini açık seçik yansıtmaktadır.
Alevilikte şiir küğdür, küğsel uyumla okunur. Sazı olmayan yalın şaire ya da ozana rastlanmaz. Saz yol göstermeden türkü söylenmez.
Semah oynamanın da belli bir göreneği bulunmaktadır. Ulu orta her yerde, her zaman semah oynanmaz. Ancak ağırbaşlı ve saygın dem-devran sürerken semah oynanır. Tarikatın ilgili törenlerde, kurban adaklarında, bayramlarda oluşturulan demlerde gençler ya da ermişlerce kadın–erkek karşılıklı oynanır. Sazandar semah havası çalmaya başladığında kadınlardan biri ya da ikisi kalkar, semah oynayacakları erkeği seçer, önüne diz çöker, sağ elini erkeğin sol omuzuna koyar, bir o yandan bir bu yandan şakak şakağa tokuşup niyaz eder ve sazandarın sol ilerisinde meydana geçerek dar'a durur. Erkek de sazandarın sağ ilerisinde yer alır. Ayakları çıplaktır. Sağ ayaklarının baş parmaklarını sol ayaklarının baş parmakları üstüne koyarak karşılıklı duruşurlar. Nefes, söylenmeye başlayınca kadın erkeğe vararak bir kez daha niyaz edip yerine geçer ve semah başlar. Havaya göre kollar bir sağa, bir sola salınır, turnalar gibi sanki uçarcasına küğün tartımıyla karşılıklı oynarlar. Semahın bu salınma bölümüne "ağırlama" denir; ağırlamada kollardan başka vücudun hiçbir yerinde hareket yoktur. Bir süre sonra "ağırlama" bölümü biter ve saz çalan kişi "Allah! Allah! Gerçeğin demine Hu!" der. Kollar dize doğru düşürülür ve sağ elin işaret parmağı dudaklara götürülerek niyaz edilir. Arkasından semahın "yeldirme" bölümü başlar. Oyuncular sazandara dikey olarak küğe uyup bir ileri bir geri gider gelir, hem de kol hareketleriyle el ele geldikleri olur. Ardından da "çark" başlar, Sazandara sırt vermeden (yani arkalarını dönmeden) hem kendi etraflarında, hem de meydan etrafında birbirlerine yüz ve el vererek dönülür. Bu dönüş dünyanın kendi etrafında ve güneşin etrafındaki dönüşünü simgeler.
Pek çok kişi, bu arada Aleviler bile semahın Muhammed'den, Ali'den kaldığını söylerlerse de bu düşüncenin hiçbir dayanağı bulunmamaktadır. Arap toplumlarında bu tür bir oyun bulunmamaktadır. Şiilerde de semah diye bir şey bilinmemektedir. Ancak Türkmenistan'da ve Azerbaycan'da bazı oyunlarda semahlarda olduğu gibi kol salınmaları yansımaktadır. Semah tamamen Alevilerin eski göreneklerine, inançlarına dayanarak oluşturdukları kendilerine has bir oyundur.
Oyunda demde bulunan herkes küğün tartımına uyarak şaplak çalar ve tempo tutarlar. Sonra yine "yeldirme" başlar. Ardından "çark" (oyuncular çark ederken yine şaplak çalınır), yine "yeldirme", bir kez daha "çark" (çarklarda üç kez dönülür) ve yine "yeldirme"ye geçilir. "Acap Şah'a giden yollar bu mudur?" derken hemen bağlantıya geçilir. "Allah Allah Allah, Gerçeğin demine Hu!" diyerek oyun bitirilir. Oyuncular sazandarın ya da mürşidin önünde diz kırar ve yere niyaz eder, yani toprağı öpmüş olurlar. Ardından kutsal içki sunulur. Kadın önce erkeğine doluyu sunar, sonra mürşide, mürebbiye, sazandara ve sıra ile demde bulunan herkese dolu verir, niyazlaşır, bu arada sazandar da nefesin ya da oyunun bağlantısını verir.
Eğlence türü demlerde söylenen yakmalar, koşmalar olduğu gibi semah havaları da vardır. Örneğin Nida Tüfekçi'nin derlediği ve notaya aldığı Karacaoğlan'ın bir koşmasıyla oluşmuş semah havası çok ilginçtir:
Gine dertli iniliyorsun,
Sarı Turnam sinen paralandı mı?
Hiç el değmeden de iniliyorsun,
Yoksa ciğerlerin parelendi mi, parelendi mi?
Yoksa sana düzen mi düzdüler,
Perdelerin tel tel edip üzdüler,
Tellerini sırmadan mı süzdüler,
Allı Turnam telli de Turnam,
Sinen yaralandı mı, yoksa ciğerlerin parelendi mi?
Havayı ey deli gönül havayı,
Ay doğmadan şavkı vurmuş ovayı,
Türkmen kızı katar etmiş mayayı,
Çekip gider bir gözleri sürmeli,
Hay hay - Çekip gider bir gözleri sürmeli,
Hay hay - Çekip gider bir gözleri sürmeli,
Kur(u) kütük yanmayınca tüter mi,
Ak gerdanda çifte benler biter mi?
Vakti gelmeyince bülbül öter mi,
Ötüp gider bir gözleri sürmeli,
Hay hay, hay - Dere Kenarında yeller hurmayı,
Kılavuz ederler telli durnayı
Ak göğsün üstünde ilik düğmeyi,
Çözüp gider bir gözleri sürmeli...
Hay hay - Çözüp gider bir gözleri sürmeli...
Karacaoğlan der ki geçti ne fayda,
Bir vefa kalmadı ok ile yayda.
Bazı yörelerimizde de bu tür, hatta daha da eğlenceli semah havaları bulunmaktadır. Bu hava ile çok daha hareketli ve coşkulu semah dönülür. Aslında semah havaları Alevi toplumlarına, yörelere ve köylere göre ayrıcalıklar gösterir. Bu arada tür bakımından ayrılanlar da vardır. Erkân semahı, Turnalar semahı, Kırklar semahı, hatta mengi ya da bengi bile semah türünden olup, benzer döngü ve hareketlerle müzik eşliğinde oynanır.
Alevilikte dinsel olsun dünyasal olsun tüm yaşamda şiir, küğ ve oyun bir olgu olarak vardır. Kökeni de doğaya, doğal yapıdan oluşan göreneksel gelişmelere ve öz birliğine dayanır. Bunlar yaşam kurallarının öngördüğü çağdaş ve geleceğe yönelik gereksinmelerdir.
Franco Alfano 8 Mart 1875 tarihinde Napoli yakınlarındaki Posillipo’da doğdu. Napoli’de Alessandro Longo ile piyano çalıştı ve daha sonra “San Pietro a Maiella Konservatuvarı”na devam etti. Bu okulda Camillo de Nardis ile uyum bilgisi ve Paolo Serrao ile bağdama çalıştı. 1895 yılında Alfano Leipzig’e gitti ve çalışmalarına bu kentte Sitt ve Jadassohn ile devam etti. Ertesi yıl Berlin’e yerleşti ve meslek yaşamına bir piyanist olarak başladı. İlk operası olan “Miranda”yı bu dönemde bağdamıştır. İkinci operası “La Fonte di Enschir”i 1898 yılında yazdı, ancak Breslan’daki ilk sahneye konuluşunda bu eser beğeni toplayamadı. 1900 yılında Alfano Paris’e yerleşme kararı aldı. Bu kentte “Folies Bergères” için “Napoli” ve “Lorenza” isimlerini taşıyan iki başarılı bale yaratısı ortaya koydu; her ikisi de ilk kez 1901 yılında oynandı. Alfano daha sonra Moskova’ya göç etti, burada Tolstoy’un eseri üzerine şekillendirilmiş ve en çok tanınan eseri “Risurrezione”yi yazdı. Bu opera ile uluslararası bir ün kazandı ve eser 30 Kasım 1904 tarihinde Turin kentindeki “Vittorio Emanuele Tiyatrosu”ndaki ilk yorumlanışında bir başyapıt olarak övgüler derledi. Brüksel, Berlin, Madrid, Paris gibi önemli Avrupa kentlerinde ve denizaşırı ülkelerde sahneye konulan “Risurrezione” Alfano’nun en iyi tanınan eseri olarak yerini korumuştur. Bu opera tipik İtalyan “Verismo” kuşağının bir örneği olarak etiketlenmişse de Alfano’nun stili zaten “Verismo”nun ötesinde, Puccini’nin olgunluk dönemi eserleri olan “La Fanciulla del West” (Altın Batı’nın Kızı) ve “La Rondine” (Kırlangıç) gibi örneklerde varolanın aksine, güçlü Avrupa modernistik etkileri ile gelişmişti. İtalyan Operası Debussy, Rimsky–Korsakov ve Richard Strauss’un etkisi altında renkleniyor ve zenginleşiyordu. Alfano 1914 yılında İtalya’ya geri döndü, San Remo’nun sahil beldesinde dinlenmeye çekildi. Artık bu kasaba bağdarın kalan yaşamını geçireceği bir yerdi. Alfano İtalya’da çeşitli saygın öğretmenlik konumları da elde etti, bunlar arasında “Bologna Lisesi”ndeki bağdama öğretmenliği ile 1918 yılında üstlendiği “Bologna Konservatuvarı”ndaki müdürlüğü sayılabilir. 1923 yılından 1939 yılına dek Turin’deki “Giuseppe Verdi Konservatuvarı”nın direktörlüğünü yaptı. 1940 yılında Palermo’daki “Massimo Tiyatrosu”nun yöneticiliğine atandı ve bu görevde iki yıl kadar kaldı. Alfano bunların dışında 1942–1947 yılları arasında Roma “Santa Cecilia Akademisi”nin opera bölümünde direktör olarak hizmet verdi ve 1947–1950 arasında Pesaro “Rossini Konservatuvarı”nın müdürü oldu. Alfano, olağanüstü verimli çalışmasına ve bol sayıdaki ürününe karşın günümüzde esas olarak Puccini’nin “Turandot”unu tamamlamasıyla hatırlanmaktadır. Eserleri arasında oniki opera (tamamlayamadığı operası “I Cavalieri e la Bella” ile “Sakùntala”nın tekrar yazımı dikkate alındığı takdirde ondört opera), dört bale ile çeşitli diğer yaratılar sayılabilir. Puccini’nin arkadaşı olan Maestro Toscanini ve tanınmış nota basımevi “Ricordi”nin sahibi Tito Ricordi, Alfano’yu “Turandot”un final kısmındaki dağınık notaları toparlama ve tamamlama hizmetine aldılar. Ancak ne yazık ki Alfano’nun bu opera için final olarak yazdığı ve dünya çapında genel kabul gören versiyon, 1926 yılındaki ilk temsilinden önce Toscanini tarafından insafsızca kısaltıldı. Alfano’nun orijinal bitirişiyle karşılaştırıldığında kısaltılmış versiyon açıkça belli bir şekilde süreklilikten ve bir düzlem oluşturmaktan uzak kalmaktadır. “La Leggenda di Sakùntala” ilk kez Bologna’daki “Teatro Comunale”de 10 Aralık 1921 tarihinde sahneye konulmuştur. Eski Hint ortamında kurgulanmış operada orkestral ve vokal ögelerin büyük ustalıkla kullanıldığını hemen görebiliriz; ezgisel yapısı karmaşıktır, ancak tekrarlanan duyurumlar üzerindeki yeni incelikli bağlantılar tutarlı ve göz önündedir. Alfano cönkte, Kalidasa’nın özgün edebi eserine olağanüstü sadık kalmasına karşın, operanın süresine makul bir uzunluk getirmek amacıyla final perdesinde bazı değişiklikler yapmıştır. Ne yazık ki İkinci Dünya Savaşı’nda orijinal partitur tahrip olmuştur. Bunun üzerine Alfano orijinalden tekrar “anımsayabildiği kadarıyla” ve piyano için yazılmış adaptasyonu temel alarak 1951–52’de operayı tekrar yapılandırmıştır. İşte tekrar inşa ettiği bu yapıyı “Sakùntala” olarak isimlendirmiştir. Bu yeni oluşumun ilk temsili Gianandrea Gavazzeni’nin yönetiminde 9 Ocak 1952’de Roma’da “Teatro dell’ Opera”da gerçekleştirilmiştir. Franco Alfano çok sevdiği San Remo’da 27 Ekim 1954 tarihinde ölmüştür. Bağdarın önemli yaratılarının bir listesi aşağıda sunulmuştur:
Orkestral Müzikleri:
• 2 sinfoni, (Birincisi “Sinfonia Classica” olarak gözden geçirilip yeniden düzenlenmiştir.)
• “Sakuntala”dan “Dans” ve “Final”,
• Romantik Ardış
• Orkestra için bir “Dans”.
Konçertoları:
• Piyano Obligato ile Küçük Orkestra için Divertimento,
• Yaylı Çalgılar Üçülü için Konçerto.
Oda Müzikleri:
• Viyolonsel Sonatı,
• Keman Sonatı,
• Üç Yaylı Çalgılar Dördülü,
• Piyanolu Beşil
• Diğer Oda Müziği Yaratıları.
Ses için Müzikleri:
• É giunto il nostro ultimo autunno,
• Beş Yeni Tagoriyen Şiir,
• Yeni Tagoriyen Şiirler,
• Üç Lirik Şiir,
• Üç “Rabinranadth Tagore” Şiiri
• Diğer Şarkılar.
Baleleri:
• “Lorenza”
• “Napoli”
• “Vesuvius”.
Operaları:
• “I Cavalieri e la Bella”,
• “Cyrano de Bergerac,
• “Il Dottor Antonio”,
• “La Fonte di Enschir”,
• “La Leggenda di Sakuntala”,
• “Madonna Imperia”
• “L’ombra di Don Giovanni” (Daha sonra gözden geçirerek “Don Juan de Manara” ismini verdi)
• “Il Principe Zilah”,
• “Risurrezione”
• “L’ultimo Lord”.
İsveç’li bağdar, yönetken ve kemancı Alfvén Stockholm’de doğdu ve küğ eğitimini bu kentte aldı. Sanatçı hatırı sayılır miktarda orkestral, koral, vokal yaratılar ve oda küğü eserleri yazdı. Alfvén kendi ülkesi dışında “Birinci İsveç Rapsodisi”, “Midsommarvaka” gibi yaratıları ile bilinmektedir. Bunlardan başka beş sinfonisi, ülkesinin kültüründen kaynağını alan vokal küğleri ve oda küğleri dikkatleri çekmektedir.
Sanatçı 1954 yılında Ankara’da doğdu. İlk ve orta öğrenimini Ankara’da yapan Algın 1977 yılında “Hacettepe Üniversitesi Ankara Devlet Konservatuvarı Trombon Bölümü”nü bitirdi. Mezuniyetinden sonra Ankara’da bulunan “Devlet Opera ve Balesi Genel Müdürlüğü Orkestrası”nda çalışmaya başladı. Otuz yıldır bu kurumda çalışan sanatçı süre içerisinde onyedi yıl trombon grup şefliği, dört yıl teknik kurul üyeliği, iki yıl da orkestra müdürlüğü görevlerini yaptı. Ankara’daki görevinin yanısıra 1992 yılında “Mersin Devlet Opera ve Balesi”nin kuruluşunda koordinatörlük ve sınav kurulu üyeliği de yapan Algın pek çok vakıf, dernek ve sivil örgütün üyeliğini yapmaktadır. Çeşitli yıllarda TOBAV (Tiyatro ve Bale Çalışanları Vakfı ) genel sekreterliği, KİV (Kültürel İletişim Vakfı ) kurucu üyeliği ve ikinci başkanlığı, OBV (Opera ve Bale Sanatlarını Geliştirme Vakfı) kurucu üyeliği ve bu vakfın iki dönem yönetim kurulu başkanlığını yaptı. Sanatsal araştırmacı kimliği bulunan Algın’ın üniversitelerde ve sivil örgütlerde yapmış olduğu sanatsal içerikli konferanslarının yanısıra çeşitli dergilerde çok sayıda sanatsal makale, araştırma ve inceleme yazıları bulunmaktadır. “Devlet Opera ve Balesi Genel Müdürlüğü” genel müdür danışmanlığı, genel koordinatörlük ve genel müdürlük basın–yayın ve yayımlar sorumlusu görevlerini uzunca bir süre yapan sanatçı anılan kurumun orkestrasından trombon sanatçısı olarak emekli olmuştur.
Gümülcine’nin İğdere köyünde doğmuştur. Babası piyade yüzbaşısı Ali Sabahattin Bey’in görev yerinin sık sık değişmesi dolayısıyla ilköğrenimini İstanbul, Çanakkale ve Edremit'in çeşitli okullarında tamamlamıştır. 1921 yılında Edremit’e göçtüklerinde bölge Yunan işgalinde olduğu için emekli olan babası aylığını alamamış ve aile çok zor günler geçirmiştir. İlkokulu bitirdikten sonra parasız yatılı olarak “Balıkesir Öğretmen Okulu”na giren Sabahattin Ali beş yıl burada okumuş, daha sonra “İstanbul Öğretmen Okulu”ndan 1926 yılında mezun olmuştur. Bir yıl kadar Yozgat’ta ilkokul öğretmenliği yapmış, “Milli Eğitim Bakanlığı”nın açtığı sınavı kazanarak Almanya’ya gitmiş ve 1928–1930 arasında iki yıl orada okumuştur. Yurda döndükten sonra Aydın ve Konya ortaokullarında Almanca öğretmenliği yapmıştır. Konya’da bulunduğu sırada bir arkadaş toplantısında Atatürk’ü yeren bir şiir okuduğu iddiasıyla 1932 yılında tutuklanmış, bir yıla mahkum olarak Konya ve Sinop cezaevlerinde yatmış, Cumhuriyetin onuncu yıldönümü dolayısıyla çıkarılan af yasasıyla 1933 yılında özgürlüğüne kavuşmuştur. Cezaevinden çıktıktan sonra Ankara’ya giden Sabahattin Ali “Millî Eğitim Bakanlığı”na başvurarak yeniden göreve alınmasını istemiştir. Dönemin bakanı Hikmet Bayur’un “eski düşüncelerinden vazgeçtiğini ispat etmesini” istemesi üzerine Varlık dergisinde 15 Ocak 1934 tarihinde “Benim Aşkım” adlı şiirini yayımlayarak Atatürk’e bağlılığını göstermeye çalışmıştır. “İçimizdeki Şeytan” romanı milliyetçi kesimden büyük tepki toplamıştır. Nihal Atsız’ın hakkında yazdığı hakaret dolu bir yazıya karşılık dava açmış, dava sırasında çok sıkıntı çekmiştir. 1944 yılında mahkemeyi kazanmasına rağmen tepkilerden kurtulamamıştır. Olaylı duruşmalar sonunda bakanlıkça görevinden alınmış, 1945 yılında İstanbul’a giderek gazetecilik yapmaya başlamıştır. Ancak fıkra yazdığı “La Turquie” ve “Yeni Dünya” gazeteleri, iktidarın kışkırtmasıyla meydana gelen “Tan” olayları sırasında tahrip edilince işsiz kalmış, Aziz Nesin ve Rıfat Ilgaz’la 1946–1947 yılları arasında “Marko Paşa, Malum Paşa, Merhum Paşa, Öküz Paşa” gibi siyasal mizah dergilerini çıkarmıştır. Ancak, bu gazeteler tek parti iktidarının baskılarıyla karşılaşmış, kapatılmış, yazılar hakkında kovuşturmalar açılmıştır. Sabahattin Ali dergilerde çıkan yazılarından dolayı üç ay hapis yatmış, karşılaştığı baskılardan bunalmıştır. “Ali Baba” dergisinde yayımladığı “Ne Zor Şeymiş” başlıklı yazıda, içinde bulunduğu durumu şöyle anlatmaktadır: “Çalmadan, çırpmadan bize ekmeğimizi verenleri aç, bizi giydirenleri donsuz bırakmadan yaşamak istemek bu kadar güç, bu kadar mihnetli, hatta bu kadar tehlikeli mi olmalı idi?”. Aynı yıl “Bakanlık Neşriyat Müdürlüğü”ne alınmış, Ankara “II. Orta Okul”da öğretmenlik yapmıştır. 16 Mayıs 1935 günü Aliye Hanım ile evlenmiş, 1936’da askere alınmış, 1937 Eylülünde kızı Filiz Ali dünyaya gelmiştir. Yedek subay olarak askerliğini Eskişehir’de tamamlamış, 10 Aralık 1938’de “Musiki Muallim Mektebi”nde Türkçe öğretmeni olarak göreve başlamıştır. 1940 yılında tekrar askere alınmış, askerliğini yaptıktan sonra 1941 ile 1945 yılları arasında “Ankara Devlet Konservatuvarı”nda Almanca öğretmenliği yapmıştır. Bir başka dava nedeni ile 1948’de “Paşakapısı Cezaevi”nde üç ay yatmıştır. Çıktıktan sonra zor günler geçirmeye başlamış, işsiz kalıp, yazacak yer bulamamıştır. Yurt dışına gidebilmek için pasaport almak istemiş, alamamıştır. Yasal yollardan yurt dışına çıkma olanağı da bulamayınca Bulgaristan’a kaçmaya karar vermiş, bu girişim sırasında sonradan “Milli Emniyet”le bağlantısı olduğu anlaşılan Ali Ertekin adlı kaçakçılık da yapan birisi tarafından 2 Nisan 1948 tarihinde Bulgaristan sınırında öldürülmüştür. Sabahattin Ali’yi öldürdüğünü itiraf eden Ali Ertekin, dört yıla hüküm giymiş; aynı yıl çıkan aftan yararlanarak serbest bırakılmıştır.
11 Mart 2006 tarihinde saat 20.00'de "Aliağa Tüpraş Halk Eğitim Merkezi"nde "Aliağa Belediyesi Halkla İlişkiler Müdürlüğü" tarafından düzenlenen "Anadolu'dan Esintiler" isimli "Türk Halk Musikisi Gecesi"nde ülkemizde bir ilk gerçekleştirilmiş ve sahneye çıkan koro üyeleri ile yalkıcılar protokolden oluşmuştur. Aralarında Garnizon Komutanı Yüzbaşı Osman Miran, Aliağa Belediye Başkanı Tansu Kaya, Cumhuriyet Başsavcısı Levent Hardalaç, Aliağa Hakimi Mustafa Yörü, AKP İl Genel Meclis Üyesi ve Aliağa AKP İlçe Başkanı Uğur Türkan, Aliağa Belediyesi Meclis Üyesi Mustafa Uzunoğlu, Başkan Danışmanı Nazım Bilgili, Başkan Danışmanı Sedat Sarı, Konservatuvar Müdürü Cengiz Savaş, Aliağa Belediyesi Şirket Müdürü Murat Eminoğlu, Ziraat Mühendisi Erkan Gökçe, Tüpraş Teknik Emniyet ve Çevre Kontrol Müdürü Celal Toprakçı, Kaya İnşaat'ın sahibi ve Aliağa Belediye Başkanı Tansu Kaya'nın kardeşi Taner Kaya'nın bulunduğu isimler koroyu oluşturmuştu. Aliağa Belediyesi Halkla İlişkiler Müdiresi ve Başkan Yardımcısı Aysun Laçinel Bölat koronun hayır amacıyla kurulduğunu belirterek bu ilk dinletiyi ücretsiz olarak Aliağa halkına verdiklerini söylemiştir. "...İnsanların boş zamanlarını değerlendirebilecekleri alternatif etkinliklere örnek oluşturması için devlet temsilcilerinin bir araya geldiğini..." ifade eden Bölat, bu dinletinin arkasından koro olarak sosyal yardımlaşmaya örnek olacak projelere imza atılacağının altını çizdi ve koronun "Aliağa Belediyesi Konservatuvarı"nın teknik ve eğitsel alt yapısının olanaklarından yararlandığını vurguladı. "Birer profesyonel gibi büyük bir özveri ile konservatuvar eğitimcilerinin gözetiminde hazırlanan koro, kültür ve sanatın toplumumuzun buluşma noktalarından birisi olduklarını ortaya koydular." diyen Bölat farklı meslekler ve görevlerde bulunan insanların oluşturduğu bu örneğin gençlere yol gösterdiğini bildirdi. Aynı gecede Emniyet Müdürü Yaşar Özdemir bağlama ile koroya eşlik etti; Aliağa Kaymakamı Emir Osman Bulgurlu'da konuk sanatçı olarak koroya katıldı.
Alkan, Charles-Valentine (1813-1888):
Fransız piyanist ve bağdar Alkan, sahneye ilk kez oniki yaşında çıkarak kendi bağdaları ile başka bağdarların yaratılarından oluşan bir izlence seslendirdi. Alkan çağının çeşitli sanat dallarının temsilcileri ile önde gelen felsefecilerinin yer aldığı Paris sosyal çevresinin bir üyesiydi. 1838 yılında yakın arkadaşı Frederic Chopin ile birlikte verdikleri dinleti eleştirmenler ve kamuoyu tarafından sıcak bir ilgi ile karşılandı. Bu dinleti sonrası sanatçı belirli bir neden olmaksızın altı yıl boyunca sahnelerden uzak kaldı. Ardından yaklaşık iki yıl kadar tekrar dinletiler vermeye geri döndü, ancak daha sonra tam tamına yirmisekiz yıl kamuoyu önüne piyanist olarak çıkmadı, döndüğünde altmış yaşının üzerinde idi. Yaşadığı dönemde Alkan’ın tekniğinin Frederic Chopin ve Franz Liszt’inki ile eşdeğer olduğu düşünülmüştür. İzleyen yıllarda pedal ile ilgilenmiş, piyanoya eklenmiş bir pedal takımı ile org küğündeki verimi piyano üzerinde de elde edebilmeyi hedef almıştır. Bu çalgının teknik kaynaklarını ve verimliliğini patlama noktasına getiren pedallı piyano için çok sayıda eser ortaya koymuştur. Piyano için yaratıları büyük beceri gerektirdiğinden ancak birkaç çalıcı Alkan’ın yazdıklarının üstesinden gelme cesareti gösterebilmiştir.
Allargando:
Derece derece genişleyerek, kademeli olarak yavaşlayarak, hızı gittikçe düşürerek.
Allegramente:
Neşeli, orta çabuklukta.
Allegrettino:
Allegretto'dan yavaş.
Allegretto:
Allegro'dan biraz yavaş. Metronomun dakikada 104–120 arası vuruş hızı.
Allegrezza:
Neşeli, sevinçli.
Allegri, Gregorio (?1582-1652):
Gregorio Allegri’nin 1582 yılı dolaylarında Roma’da doğduğu sanılmaktadır. Meslek yaşamı ile ilgili ilk kayıt 1591’de Roma’da “S. Luigi dei Francesi” koro okuluna katılımıyla ilgilidir. 1596’da soprano sesini yitirmesi nedeniyle ayrılana dek bu koronun üyeliğini sürdürmüştür. 1607 yılı civarında papalık devletinin varoşlarındaki “Fermo Katedrali”nde bağdar ve ırlayıcı olarak görevler üstlenmek üzere Roma’dan ayrıldı. Anlaşıldığına göre 1628 yılına dek burada kaldı, bu tarihte papalık korosuna girmek için açılan yarışmalı sınava katılmak amacıyla Roma’ya döndü; bu yarışmada başarılı oldu ve 1629 yılında koroya katıldı. Bu kuruma ait bir üye olmanın onuruna ve yaşamı için gerekli olan ücret garantisine ek olarak Allegri zamanının en iyi küğsel dehalarından bazıları ile çalışma ve danışma şansını elde etti. 1652’deki ölümüne dek geçen 23 yıllık süre içerisinde Allegri oldukça çok sayıda missalar, motetler ve az miktarda da çalgısal yaratılar bağdadı. Bunların arasında ilk yazılan yaylı çalgılar dördülleri içinde büyük önem taşıdığı düşünülen dört bölümlü bir sonat dahi bulunmaktadır. Anılan yaratı Franz Joseph Haydn’ın bu biçimi yerleştirmek için harcadığı çabaların hemen hemen bir yüzyıl öncesinde yazılmıştır. Allegri’nin baş yaratısı olan “Miserere Mei, Deus”un 1638 yılından önce kaleme alındığı düşünülmektedir. Bu yaratı bağdanmasının arkasından her yıl “Kutsal Hafta” boyunca “Sistine Kapeli”nde eşliksiz (a capella) koro tarafından seslendirilen beş bölümlü vokal bir yaratıdır.
Allegrissimo:
Allegro'dan hızlı.
Allegro:
Çabuk, sevinçli. Metronomun dakikada 132–144 arası vuruş hızı. Allegro parçalar süratli ve şevkle çalınmalıdırlar.
Allegro agitato:
Çabuk, aceleci, agite (tahrik) edilmişçesine hızlı.
Allegro animato:
Canlı, çabuk.
Allegro aperto:
Kararlı bir hızda.
Allegro appasionato:
Tutkulu, heyecanlı, çabuk.
Allegro assai:
Daha çabuk.
Allegro bravura:
Alkışı ve kutlamayı getiren bir çabukluk, bravo sesleri ile...
Allegro brillante:
Parlak, çabuk. Parlak bir çabuklukta.
Allegro brioso:
Coşkulu, sürükleyici, çabuk.
Allegro con brio:
Hızlı ve parlak çalınması gerektiğini bildirir.
Allegro con fuoco:
Azametli bir hız, görkemli bir çabukluk, ateşli bir çalış.
Allegro deciso:
Kararlı bir çabukluk.
Allegro di Wolfgango Mozart:
Mozart'ın yeni ortaya çıkan “Allegro di Wolffgango Mozart” adlı piyano konçertosu 29 Aralık 2006 Cuma günü Salzburg’da ilk kez seslendirildi. Mozart'ın bu yaratısını 1763–1766 yılları arasında, yani 6–10 yaşları civarında bağdadığı sanılmaktadır. Yaratı “Salzburg Arşidüklüğü”nün arşivi tarafından satın alınan 118 eserlik bir yazmalar kitabının içinde yer almaktadır. Yaratının Mozart’a ait olduğuna ilişkin en kuvvetli ipucu, kullanılan mürekkebin Johann Sigismund Hofmann’a ait olduğunun anlaşılmış olmasıdır. Oğul ve baba Mozart’ın 1750’li ve 60’lı yıllarda bu ustanın yaptığı kağıtları ve mürekkebi kullanmaları bu konudaki en büyük ipucu olarak kabul edilmektedir. Yaratı Salzburg'da, Mozart’ın yedi yaşında ilk dinletisini verdiği, günümüz Salzburg’unun önde gelen bir dinleti mekanı olan ve geçmişte Salzburg prenslerinin yaşadığı sarayın “Şövalyeler Salonu”nda klavsen sanatçısı Florian Birsak tarafından seslendirildi; böylece Avusturya ve Salzburg “2006 Mozart Yılı”na çok anlamlı bir dinleti ile veda etti.
Allegro furioso:
Çılgınca bir çabukluk.
Allegro ma non troppo:
Çabuk, ama çok değil.
Allegro maestoso:
Görkemli bir çabukluk, ulu bir yapıya yakışır bir hız. Metronomun dakikada 80–88 arası vuruş hızı.
Allegro moderato:
Ilımlı bir çabukluk. Metronomun dakikada 88–104 arası vuruş hızı.
Allegro molto:
Çok çabuk.
Allegro scherzando:
Neşeli bir çabukluk, şakacı bir yapının hızı için kullanılan terim.
Allegro spirituoso:
Espirili, nükteli, şakacı bir çabukluk.
Allegro tranquillo:
Sakin bir hız, sade bir çabukluk.
Allegro vivace:
Canlı bir çabukluk. Metronomun dakikada 168–184 arası vuruş hızı.
Allegro vivo:
Çok canlı, çok hızlı.
Alleluia:
"Messe" gibi dini bir yaratının son kısmındaki kısa bölüm veya parça, şükür duası.
Allemanda:
İki zamanlı, süratli ve neşeli bir Alman kırını. Ardışlarda ve sonat biçiminin başlangıcında genellikle birinci bölümdür. Terim aynı zamanda bu kırının havası ya da kırında belirli bir figür anlamında da kullanılır. Bkz. Allemande.
Allemande:
Bkz. Allemanda.
2 Mayıs 1985 tarihinde İngiltere’de doğan Lily Rose Beatrice Allen “Brit Ödülleri” adayı olan bir şarkıcıdır. En çok “Smile” ve “Ldn” adlı şarkıları ile bilinir. Aktör, komedyen ve küğcü Keith Allen ile film yapımcısı Alison Owen’ın kızıdır. “Smile” adlı tekçaları Temmuz 2006’da Britanya listelerinde bir numara olmuştur. Lily Allen Hammersmith’de (Londra) doğdu. Birçok ev değiştiren ailesi sonunda Kuzey Londra’daki bu kasabaya yerleşmeye karar vermişlerdi. “Fulham F. C.” takımını tutan babası bu takımın lakabı olan “The Lilywhites”dan esinlenerek kızının adını Lily koydu. Lily üç yaşındayken “UB40” adlı grubun bir klibinde oynadı. Sarah adında bir ablası, Alfie adında bir erkek kardeşi (kendisi Lily Allen’ın Alfie adlı şarkısına konu olmuştu), Rebecca adında bir kız kardeşi olan Lily, “Scoil Bhride” adlı ilkokula giderken annesi ile birlikte Leixlip’de (County Kildare), yani İrlanda’da yaşadı. Lily küçükken çok terbiyeli sayılmazdı ve hep özel bakıma gereksinim duyuyordu. Bu yüzden Lily tam onüç tane okula gitti ve bazılarından kovuldu. Jo Whiley ile “BBC Radyosu”nda yaptığı bir söyleşide “Eğitim bazı insanlar için güzeldir, fakat benim için değildi” demişti. İlk albümü “Allright, Still” 17 Temmuz 2006’da çıktı. Bu albümdeki “Smile”, “Ldn”, “Littlest Things”, “Shame for You” ve “Alfie” adlı şarkılar listeye girmişti. “It’s Not Me, It’s You” adlı albümü 9 Şubat 2009’da piyasaya çıktı, ancak bu albümün çıkış tekçaları “The Fear” 26 Ocak 2009’da yayınlandı.
Allentamento:
(İt.) Yavaşlayarak, ağırlaşarak. (Allentando, allentare, allentato sözcükleri ile eş anlamlıdır.)
Allentando:
(İt.) Yavaşlayarak, ağırlaşarak. (Allentamento, allentare, allentato sözcükleri ile eş anlamlıdır.)
Allentare:
(İt.) Yavaşlayarak, ağırlaşarak. (Allentamento, allentando, allentato sözcükleri ile eş anlamlıdır.)
Allentato:
(İt.) Yavaşlayarak, ağırlaşarak. (Allentando, allentamento, allentare sözcükleri ile eş anlamlıdır.)
Alliteration:
(Fr. ve İng.) Yinelenen, tekrarlanan.
Allmaehlich:
(Alm.) Yavaş yavaş, giderek, git gide, azar azar, tedrici.
Alsancak Küğbilim Halkası:
"Ege Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Küğ Bilimleri Bölümü"nün 1983'de kurulan "Dokuz Eylül Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi"ne bağlanmasının ardından bölümün eğitim kadrosu içerisinde çıkan kargaşadan kaynaklanan ve "12 Eylül Askeri Darbesi"nin İzmir uzantılı destekleriyle uygulanan, sorgusuz–sualsiz diye bilinen 1402 sayılı sıkıyönetim yasasına kılıf uydurup sonra beraat eden, ama o zamanlar "Dokuz Eylül Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Küğ Bilimleri Bölüm Başkanlığı" görevinden alınarak "İzmir Alman Kültür Merkezi"nde almanca dersi vermeye zorunlu bırakılan ve bu stresin sonucunda da 1989 yılında 50'li yaşlarında kalp krizi sonucu aramızdan ayrılan; Türkiye'nin ilk Türk küğ bilimi profesörü Gültekin Oransay'ın öğrencilerinin isteklendirmesiyle Oransay'ın İzmir Kıbrıs Şehitleri Caddesi'ndeki Hisar Apartmanı'nın çatı katında bulunan kütüphanesinde önce haftada bir, sonra onbeş günde bir olarak gerçekleştirilen toplantılar ve bu toplantılar sonucunda yayınlanan "Küğsel Yapraklar Dergisi"nin devamının sınırlı sayıda basılması ile Türkiye'nin ilk ney ve santur metodununun Ayhan Sarı tarafından bulunduğunun tesbiti gibi bir l;ok ilki perçinleyen ve toplantı tutanaklarıyla varlığını kanıtlayan ilk Türk küğbilim grubudur. Üyeleri Prof. Dr. Gültekin Oransay, Ayhan Sarı, Yavuz Daloğlu, Fırat Kutluk ve şimdi meslekle ilgisi olmayan Yetkin Özer, Serhat Durmaz ve Serap İlhan Herkert ile daha sonra neyzen Selami Bertuğ olan "Alsancak Küğbilim Halkası" varlığını Gültekin Oransay'ın 1989 yılındaki vefatına dek sürdürmüştür. Bu topluluk tarihe ülkemizin ilk akademik küğ bilim kurulu olarak geçmiştir.
Altın, Özer:
“Kültür ve Turizm Bakanlığı Ankara Klasik Türk Müziği Korosu”nun kurucusu, Türk küğü eğitmeni, keman sanatçısı Özer Altın 31 Mart 2007 tarihinde Ankara'da öldü. Özer Altın için 2 Nisan 2007 Pazartesi günü saat 11.00'de “Atatürk Kültür Merkezi”nde bir tören düzenlendi. 78 yaşında hayatını kaybeden Özer Altın “TRT Ankara Radyosu”nda 36 yıl görev yaptı.
Küğ öğretmeni olan Zeki Altınkaya 1956 yılında Adana'da doğdu. İlk ve orta okulun ardından liseyi de Adana'da bitiren Altınkaya Ankara "Gazi Eğitim Enstitüsü Müzik Bölümü"nü kazandı. Mezun olduktan sonra ilk görev yeri Elazığ "Atatürk Lisesi" oldu. Askerlik görevini tamamlamasından sonra Adıyaman "Gölbaşı Lisesi"ne atandı. Eş durumundan Adana "Cumhuriyet Orta Okulu"na gelen Altınkaya sırasıyla "Süreyya Nihat Oral" ve son olarak "Gazi İlköğretim" okullarında çalıştıktan sonra emekli oldu. Halen "Natürel Müzik Merkezi"nde görev yapmaktadır.
Alterasyon:
Değişim, dönüşüm.
Altération:
Bkz. Alterasyon.
Altération Harmonique:
Bkz. Armonik Alterasyon.
Alternamente:
Değişimli, sıra ile çalmak.
Alternando:
Bkz. Alternamente.
Alternativo:
Seçenekli, dönüşümlü, değişimli. Bkz.: Alternamente.
Altist:
"Alto–Violon", yani viyola çalgısını çalan sanatçı.
Alto:
En kalın kadın veya çocuk sesi. Çalgılarda tenor ile sopran arası ses. Viyola'ya verilen diğer isim.
Alzamente di mano:
Elçinli çalgılarda bir elin diğeri üzerinden çaprazlanması.
Alzamento:
Yükselme.










