Ra

Rabbia:

Kızgın, kızgınlıkla...

Raddolcendo:

(İt.) Tatlılaşarak. Herhangi bir bağdanın belirli bir pasajını yavaş yavaş, derece derece ve kademeli olarak azalan bir sesle gerçekleştirmek. Yumuşak çalmak, yumuşayarak. Giderek daha yumuşamak. Aşamalı olarak daha nazik bir çalış stiline ulaşmak. Tedricen tatlılaşmak. Kerte kerte sakinleşmek. Bkz. Raddolcento.

Raddolcento:

(İt.) Tatlılaşarak, tatlılaştırarak.

Raddoppiamento:

Katlamak, duble etmek, artırmak.

Raddoppiare:

Artırmak, katlamak.

Raddoppiato:

Artırarak.

Radyo Tiyatrosu:

Tiyatro oyunlarının sadece sesle oynandığı, arka plandan gelen efektler ile desteklenen ve böylece dinleyende radyo yayını yolu ile tiyatro izliyormuş hissini yaratan bir izlenceydi. Ne yazık ki günümüzde unutulmaya yüz tutmuştur. Bu unutulma sürecini tersine çevirmek amacıyla “Ege Üniversitesi Radyo Tiyatrosu Topluluğu” (RTT) geleneği tekrar canlandırmak yolunda çabalar harcamaktadır.

Raga:

Klasik Hint Musikisi.

Ragtime:

Amerika zencilerinin dokunaklı piyano küğü.

\ Railean, Liliana (Leyla Reyhan):

1977 yılında Moldova’da, başkent Kişinev yakınlarında küçük bir kentte doğdu. Üç yaşından başlayarak anne ve babasına sanatçı olmayı arzu ettiğini söyleyerek kendisini sınava götürmelerini istedi, ancak çocukluk hayali denilerek önemsenmedi. Nihayet aile küçük Liliana’nın israrlı taleplerine dayanamayarak altı yaşında iken konservatuvara bağlı devlet küğ okulunun sınavlarına götürdü. Liliana Railean yapılan sınav sonucunda yaylı çalgılar ana dal keman bölümüne girmeye hak kazandı ve 1991 yılında Kişinev "Stefan Neaga Küğ Okulu"nun lise ve lisans aşamalarını bitirdi; keman bölümünün yanısıra opera ve caz dallarında şan dersleri aldı. Sanatçı o günden başlayarak çeşitli ses yarışmalarında ve caz festivallerinde sahne almaktadır. Railean 1996 yılında "Moldova Devlet Sanatlar Üniversitesi"nde "aktör ve yönetmen" bölümünü de kazanmıştır, ayrıca bale ve dünya kırınları dersleri görmüştür. Zaman içinde farklı sahne projelerinde yer alan Leyla Reyhan ülkemizde de bu tür projelerden birkaçında görev yapmıştır. Örneğin "Adana Devlet Tiyatrosu"nda yönetmen Petru Vutcarau tarafından sahneye konulan Çehov’un "6. Koğuş"unda çevirmen ve koreograf olarak, yönetmen Fırat Demirağ tarafından sahneye konulan Turgut Özakman’ın "Bir Şehnaz Oyun"unda koreograf olarak,yönetmen Önder Özcan tarafından "Adana Büyükşehir Belediyesi Şehir Tiyatrosu"nda sahneye konulan "Rüya" oyununda koreograf olarak sorumluluk üstlenmiştir. 2008 yılına kadar çocuklar için çeşitli kırın gösterileri de hazırlayan sanatçı onyedi yıl boyunca keman, piyano ve şan dersleri vermiştir ve halen bu çalışmalarını sürdürmektedir.

Rakkas:

Raks eden erkek.

Rakkase:

Raks eden kadın.

Raks:

Salınım, salınmak. Kırınmak. Dans etmek, bir tür dans. Oynamak. Kişinin, duygusal durumuna koşut olarak yaptığı gövdesel devinimler.

Raksetmek:

(Raks Etmek) Oynamak, dans etmek. Eli veya ayakları ya da her ikisi ile birlikte tempo tutmak ve bu tempo ile oynamak (oynatmak) ve kırınmak.

Ral.:

Rallentando’nun kısaltılmışı. Bkz. Rallentando.

Rallentando:

(İt.) Yavaş yavaş ağırlaşarak. Yavaşlama. Seslendiricinin hızını geçici olarak ağırlaştırması. Yavaşlayarak. Kısaltılmış yazımı: rall.

Rallentare:

Yavaşlamak.

Rallentate:

(İt.) Yavaşlayarak. Ağırlaşarak.

Rallentato:

(İt.) Aniden yavaşlayarak. Bkz. Rallentate.

Ranversement:

Çevirme.

Rapidamente:

Çabuk olarak.

Rapide:

Hızlı.

Rapidito:

Çabuk bir şekilde.

Rapido:

(İt.) Hızlı, çabuk.

Rapsodi:

(İt.) Halk küğüne dayanan ciddi küğ, halk ezgileri üzerine yapılmış bağda. Halk küğünden esinlenerek yazılmış çalgısal küğ.

Rast:

Klasıl Türk küğünde yalın (basit) makamlardan birisi. Bu makam rast perdesinde [“so”(l)] karar verir; segah ve evc değişkenlerini (arızalarını-değiştiricilerini) alır. Klasıl Türk küğünde, dizeğin ikinci çizgisi üzerine yazılan “so(l)” notasına da “rast” ismi verilir.

\ Rastgeldi, Kemal:

1929 yılında Şanlı Urfa’nın Tülmen köyünde dünyaya geldi. Yeni kurulmuş olan “Cumhuriyet Türkiyesi”nde önemli ve hızlı gelişmelerin yaşandığı bir dönemde çocukluğunu geçirdi. Urfa’da öğretmenlik yapan babası bir liman kenti olan Mersin’de ticaret hayatını denemeye karar verdiği için daha bebekken göçmen oldular. Yine de yazın sıcak ve rutubetli aylarını Tülmen köyünde akrabalar arasında geçirdiler. Hatırı sayılır bir köy ağası durumunda o yöreyi etkilemiş olan rahmetli dedesi sayesinde Tülmen diğerlerine göre oldukça farklı özelliklere sahip bir köydü. Örneğin, O’nun ilgi ve himayesinde köye yerleşen ve özellikle de konuk ağırlamalarında hizmet veren “mutrıp”, yani küğcü bir aile dedesinin ölümünden sonra da aralarında yaşamaya devam etmişti. Böylece canlı küğü yakından ve oldukça sık dinlemenin kendisinde uyandırdığı merak daha sonra yaşantısını yönlendirmesinde ve bir uğraş seçmesinde etkili oldu. Urfa’nın oldukça zengin ve kendine has bir küğ geleneği bulunduğu bilinen bir gerçektir. Kemal Rastgeldi’nin uluslararası küğ kültürü ile tanışması orta bölümünü yatılı olarak okuduğu “Tarsus Amerikan Koleji”nde başladı. Babası vali olan Doğan isimli bir sınıf arkadaşı keman dersleri almıştı ve çalışmalarını çoğu zaman yatakhanede sürdürmekte idi. Rastgeldi fırsat buldukça onu dinler ve bir çalgı öğrenmek için heveslenirdi. Dört yıl süren Tarsus döneminden sonra şimdiki adı “Boğaziçi Üniversitesi” olan İstanbul’daki “Robert Kolej”e nakil oldu ve altı yıl da orada yatılı olarak okudu. “Elektrik Mühendisliği Bölümü”nde Frank Allen isimli bir fizik öğretmeni aynı zamanda amatör bir flütçüydü. Odası yatakhanenin bitişiğinde olduğu için Kemal Rastgeldi O’nun flüt çalışmalarını uzaktan da olsa bazen izleyebiliyordu. Flüt sesine karşı hayranlık derecesinde yoğun bir ilgi duymasının başlıca nedeni bu çalgının ve bu çalgıyı çalanın bu denli yakınında bulunmasıydı. Rastgeldi ders dışı kültürel, sanatsal etkinliklerin teşvik edildiği bu ortamda tiyatro ile de ilgilenme fırsatı bulmuştu. Klasıl küğ kulübüne üye olduktan sonra düzenli olarak Boğazın güzel manzarasına bakan bir odadaki toplantılara katılarak taş çizitlerden önemli yaratıları tanımaya ve sevmeye başlamıştı. 1951 yılı Haziran ayında elektrik mühendisi olarak “Robert Koleji” bitirip aynı yılın sonunda staj için İsveç’e gitti. İki–üç yıl olarak düşündüğü süre hayli uzadı ve Rastgeldi bu ülkeden ayrılmasının artık pek olanaklı olmayacağını anlamaya başladı. Telefon şirketi “Ericsson”daki işi kendisini geliştirmesine olanak tanıyordu ve birkaç dil konuşuyor olması bir süre sonra eğitim bölümüne kendisini yönlendirdi. Teknik personel eğitmek üzere pekçok ülkeye gönderildi. Farklı insanları, onların yaşam tarzlarını, gelenek ve kültürlerini yakından görüp incelemek fırsatını elde edebildi ve bu nedenle şanslı olduğunu düşünüyordu. Flüte karşı duyduğu ilgiyi eyleme çevirebilmek için önüne çıkan fırsatlar bakımından da şanslı idi. İş yerindeki oda arkadaşı mühendis olmasının yanında bir klarinet sanatçısı idi ve küğe karşı duyduğu ilgiyi önemsedi. Bir arkadaşında kullanılmış bir satılık flüt bulunduğunu söylemesi üzerine Kemal Rastgeldi için küğ olayı artık bir heves olmaktan çıkıp somut adımlar aşamasına dönüştü. İkinci adım olarak flüt öğretmeni bulma konusunda da iş arkadaşı yardımcı oldu. Bir yıl boyunca haftada bir aldığı derslerle bir temel oluşmaya başlamıştı. Daha sonraki yıllarda yaptığı bireysel çalışmalarla ilk zamanlar sıfır düzeyinde bulunan nota okuma yetisi de gelişti. İsveç’te birçok büyük şirkette olduğu gibi “Ericsson”un da kendi personelinden oluşan ikisi flütçü olmak üzere yaklaşık otuz kişilik bir orkestrası vardı. Özel günler dışında ayda en az bir defa verilen hafif klasıl küğ dinletilerini kaçırmayan Rastgeldi flütçülerden birinin emekliye ayrılması üzerine fırsatı kaçırmayıp hemen orkestrada yerini aldı. Henüz diğerleri kadar rahat nota okuyamadığı için ilk zamanlar bir hayli zorlandı ve bunu daha çok ve daha azimle çalışarak aştı. Balkan küğü üzerinde çalışmalar yapan bir İsveçli grup ile tanışınca onların arasında da yerini aldı, dinletilere ve dolaşılara katıldı. Çıkardıkları iki adet 33’lük çizitte O da yer aldı; bu çizitleri evinde güzel anıları arasında saklamaktadır. “Ericsson”dan emekli olup yurda dönünce Mersin’e yerleşti. Özellikle de böyle bir dönemde ve ortamda hayatta yaptığı en akıllı işin otuz yaşında flüt öğrenmek için verdiği karar olduğunu bir kez daha anladı. “Sanatı olmayan bir milletin hayat damarı kopmuş demektir” sözünün önemini bireysel yaşantısında net ve somut bir şekilde anlamasını kolaylaştıran durumlarla sürekli karşılaşmaktadır. Bir örnek vermek gerekirse, yaz mevsimi boyunca turistlere gönüllü olarak iki ayrı otelde akçeli karşılık beklemeden büyük zevk alarak ve yabancı dil avantajından yararlanarak sesini de kullanarak hizmet vermektedir. “İçel Sanat Kulübü”nün dinleti, “Dumansız Geceler”, sokak şenlikleri gibi etkinliklerine de katkı ve katılımlarda bulunmaktadır. İlerlemiş yaşına karşın sanat ve özellikle de flütle yaptığı küğ sayesinde paylaşımcı, üretken, yaşama renk ve anlam katabilen biri olabildiği için kendini şanslı saymaktadır.

Rattenendo ya da Rattenando:

(İt.) Tutarak, tartarak, tartan bir anlatımla.

Rattenuto:

(İt.) Tutarak, tarta tarta, tartan bir anlatımla.

\ Raubal, Geli:

Adolf Hitler’in Münih’te kırın ve küğ eğitimi alan üvey ablasının kızıdır. Hitler Münih’teki evinin bir odasını Geli’ye ayırmış, ancak bir müddet sonra bu kadına aşık olmuş ve hayatının en büyük aşklarından birisini yaşamıştır. Hitler ile Geli Raubal’ın aşklarının başladığı bu oda giderek genç kadın için bir zindana dönüşmüştür. Zarif bir kadın olan Raubal o tarihte henüz 18 yaşında mavi gözlü, neşeli ve flörtü seven bir kişiydi. Hitler çılgıncasına aşık olduğu Raubal’a pahalı giysiler ve lüks eşyalar satın almıştır. Adolf Hitler’in deliler gibi kıskandığı Geli’yi büyük baskı altında tuttuğu bir gerçektir ve bu baskı yüzünden genç kadının ruhsal durumu altüst olmuş, Otto Strasser’e bazı itiraflarda bulunmuştur. Otto Strasser daha sonra bu itiraflardan yola çıkarak Hitler’in Geli Raubal’den talep ettiği cinsel davranışları rapor haline getirmiş ve nazi diktatörünün çarpık kişiliğini açıkça ortaya dökmüştür. Raubal, Hitler ile olan çarpık ilişkisi yüzünden intihara da teşebbüs etmiştir.

Ravel Sol El İçin Piyano Konçertosu:

Ravel’in sol el konçertosunun orijinal hali ile ilk çalınmasını yine Ravel yönetimindeki orkestra eşliğinde Jacques Fevrier gerçekleştirmiştir. Ravel, yaratısının hızlı çalınmasına karşı idi; konçertonun “Danse Macabre” halinden uzaklaşmasını istemiyordu. Yapılan hızlı yorumlar bu konçertoyu bir “Ölüm Marşı”ndan çıkarıp adeta “Tarantel”e dönüştürmektedir. Ravel, “Birinci Dünya Savaşı” yıllarında cephede kamyon şoförlüğü yapmaktaydı; mitralyöz takırtıları, patlayan bombalar, duman ve barut kokusu birbirine karışmaktaydı. Cephe gerisindeki kargaşa, yaralıların inlemeleri, ölü torbaları sanki gerçeküstü bir atmosfer yaratmaktaydı. Ravel’in konçertosu derinden ve uzaktan gelen bir kontrafagot ile başlar, uğursuz bir savaş ortamı küğ yolu ile betimlenmiştir. Hava ağırlığını bir süre koruduktan sonra bir marş, ölüm marşı halini alır. Azrail kara örtüsü ve elinde tırpanı ile sırıtmaktadır. Konçertonun kadansı ise adeta bir şiirdir ve cephede bulunanların özlemlerini aksettirir. Kadansta barış zamanına duyulan özlem yansıtılır; evinin, ailesinin, sevgilisinin özlemi ile yaşayanların duyguları bu kadansta ortaya serilir.

Ravivando:

(İt.) Canlı, hızlı, sevinçli. Sevinçli bir çabukluk ile. Sevinç dolu çabuk bir tarz, hızlıca bir stil. Hızlılıkla.

Ravivare:

(İt.) Canlandırmak, çabuklaştırmak, hızlandırmak. Canlılık. Hızlandırma, çabuklaştırma.

Ravivato:

(İt.) Canlandırılmış, çabuklaştırılmış, hızlandırılmış. Çabuklaştırılmış, hızlandırılmış.




Son Güncelleme:22.08.2017 23.11
Toplam Ziyaret:1238112
Online Ziyaretçi Sayısı:11
Bugünlük Ziyaret :62

Bu Site En İyi Firefox,Chrome,Safari'de ve 1024x768 Çözünürlüğünde Görünür.