Or

\ Oral, Bülent:

1972 yılında İzmir’de doğdu. “Dokuz Eylül Üniversitesi Devlet Konservatuvarı”nda Saim Akış’ın sınıfına girdi. 1990 yılında “Akdeniz Gençlik Orkestrası”nın üyesi oldu. Burada viyolonsel sanatçısı Rocco Fillippini’nin ustalık kursuna katıldı. “İzmir Devlet Senfoni Orkestrası” ile Dragonetti’nin “Andante & Rondo”su’nu “İzmir Devlet Opera ve Bale Orkestrası” ile de Bottesini’nin klarinet-kontrabas ve viyolonsel-kontrabas konçertolarını seslendirdi. Kontrabas solisti Wolfgang Güttler ile çalışan sanatçı halen “İzmir Devlet Opera ve Bale Orkestrası” sanatçısı olup koordinatörü olduğu “Ege Yaylı Çalgılar Beşlisi” ve kendi kurduğu “İzmir Barok Topluluğu” ile çalışmalarını sürdürmektedir.

\ Oraloğlu, Lale:

Tiyatro dünyasının usta ismi Lale Oraloğlu 15 Ocak 2007 tarihinde hayata veda etti. 82 yaşındaki sanatçı 2006 yılının Kasım ayında beyin kanaması geçirmişti. 26 Aralık 2006’da tekrar beyin kanaması geçiren sanatçının kızı Alev Oraloğlu da kendisi gibi tiyatrocudur. 1961’de rol aldığı “Kırık Çanaklar” filmindeki rolüyle “En İyi Kadın Oyuncu Ödülü” ve “Avni Dilligil Jüri Özel Ödülü”ne layık görülen Oraloğlu İstanbul’da doğdu ve “Dame de Sion”, “Şişli Terakki”, “Saint Pulcherie”, “Nişantaşı Ortaokulu” ve “Alman Lisesi”nde eğitim gördü, “İngiliz Filolojisi”nden mezun oldu. Sanatçılığının yanısıra 400 metre yüzme şampiyonluğu ve Türkiye gülle atma ikinciliği olan Oraloğlu yedi yaşında piyano eğitimine başladı, konservatuvarın piyano bölümüne devam etti ve sonra da şan bölümünde Muhiddin Sadak’ın korosunda yedi yıl çalıştı. Oraloğlu şan öğrencilerini operaya hazırlamak amacıyla verilen kurslara devam ederken Muhsin Ertuğrul’un dikkatini çekti ve 1951 yılında açılan “Küçük Sahne”de profesyonel olarak çalışmaya başladı. 1951 yılında gazeteciliğe ve sinemaya da başlayan sanatçı 1960’a kadar 35 filmde rol aldı. Bu arada 1951–56 yılına kadar “Küçük Sahne”de sergilenen bütün oyunlarda önemli roller üstlendi. “Küçük Sahne”nin dışında başka tiyatro sahnelerinde de seyirciyle buluştu.

\ Oray, Aykut:

Tiyatro, sinema ve dizi oyuncusu Aykut Oray 13 Ekim 1942 tarihinde Afyonkarahisar’da doğdu. 1960 yılında tiyatroya başlayan sanatçı, 1963 yılında profesyonel oldu. Birçok oyunda rol aldı. Sinema ve dizi filmlerde oynadı. CHP’ye üye olarak politikada yer aldı. Çevirdiği filmler arasında “Hayal ve Gerçek” (2007), “Şarkılar Susmasın” (2006), “Şanjan” (2006), “Eve Giden Yol” (2006), “Eksik Etek Şehmuz” (2006), “Davetsiz Misafir” (2005), “Halk Düşmanı” (2004), “Uy Başuma Gelenler” (2004), “Ömerçip” (2002), “Koltuk Sevdası” (2001), “Şellale” (2001), “Şarkıcı” (2000), “Gurbetçiler” (1996), “Çiçek Taksi” (1995), “Zzzzt FM” (1994), “Rumuz Sev Beni” (1993), “Sevgili Ortak” (1993), “Yazlıkçılar” (1993), “Ana....Şehmuz” (1991), “Bir Milyara Bir Çocuk” (1990), “Bizimkiler” (1989), “Bir Garip Yolcu” (1972) bulunmaktadır. Oray 11 Ağustos 2009 tarihinde Köyceğiz’de yaşamını yitirmiştir.

Organist:

Org çalar, org çalan. Orgcu, org çalmayı meslek edinmiş kişilere verilen isim.

\ Orhan, Murat Cem:

2004 yılında “Dokuz Eylül Üniversitesi Devlet Konservatuvarı Şan Bölümü”nden mezun olduktan sonra “İstanbul Üniversitesi”nde yüksek lisans eğitimine başladı. Ardından 2007 yılında New York'a yerleşti. Halen “Brooklyn College of Music”te yüksek lisans eğitimini sürdürmekte, aynı zamanda özel opera evlerinde çalışmaktadır. Bir opera şarkıcısı olarak en büyük hayalinin bir Türk operasının ülkemiz sınırları dışında sahnelenmesi olduğunu belirten sanatçı “Brooklyn Opera Company”nin bir üyesidir ve 2008-2009 sezonunda bu kurum için çalışmaya başlamıştır.

Orhon, Fazlı Orhun:

Fazlı Orhun Orhon 1995 yılında “Bilkent Üniversitesi Müzik ve Sahne Sanatları Fakültesi Teori-Kompozisyon Bölümü”ne kabul edilmiş, lisans eğitimi boyunca Elhan Bakihanov ile çalışmıştır. 2001 yılında Fransa’ya giderek “Academie de Musique de Gaillard”da Rainer Boesch’in bağdama sınıfına alınmıştır. 2002-2004 yılları arasında “Bilkent Üniversitesi”ndeki lisansüstü eğitimi süresince Mahir Çetiz, Füsun Köksal ve Işın Metin ile bağdama çalışmıştır. Halen aynı kurumda Gürer Aykal ile orkestra yönetkenliği alanında doktora çalışmalarına devam etmektedir.

\ Orhon, Nevres:

Bir dönem ismi Tanburi Cemil Bey ile ve Cumhuriyet’in ilanından sonraki bir dönem de Münir Nurettin Selçuk ile birlikte anılan ud sanatçısı Nevres Bey soyadı kanunu çıktığında Orhon soyadını almıştır.
1873 yılında Malatya’nın Yeşilyurt ilçesinde dünyaya gelen Nevres Bey’in babası demircilikle geçinen fakir bir esnaftı. Çevresinde dürüstlüğü ve namusu ile tanınırdı. Sanatçı henüz küçük yaşta iken babası İstanbul’a, devlet ricalinden birisi olan bir paşanın konağına çalışmaya gitti ve yanına yerleşti. Ancak babasının gidişinden kısa bir süre sonra annesi zatürreeden öldü. Bu haberi alması üzerine Malatya’ya geri dönen babası dönüşte memleketinde yalnız kalmış bulunan oğlunu da yanında İstanbul’a götürdü. Bir süre sonra babası da ölen genç Nevres’in yetiştirilmesini ve öğretimini babasının yanında çalıştığı paşa üstlendi. Eğitimini İstanbul’da yapmaya başlayan Nevres kısa sürede zekasını ve yeteneklerinin parlaklığını çevresine kanıtladı. Orta öğretimini tamamladıktan sonra “Bab-ı Ali”de memur olarak çalışmaya başladı ve Kadıköy’e yerleşti.
Küğe ertiksel olarak başlaması Tanburi Cemil Bey ile karşılaştıktan sonraya denk gelmektedir. Cemil Bey genç Nevres’de gördüğü yetenek ve ilgi üzerine O’nun yetişmesi için elinden geleni yapmıştır. Cemil Bey bu yetenekli öğrencisinden büyük gurur duymaktaydı ve bu yüzden övünmekten keyif almaktaydı. Bu dönemde İstanbul’da birçok musiki derneği bulunmaktaydı. Ayrıca dönemin zenginleri konak ve yalılarında ünlü küğcüleri bir araya getirerek fasıllar düzenlerlerdi. Nevres’in ud çalar olarak ünü 1908 yılından önce yayılmaya başlamış, zengin konaklarındaki fasıllara çağırılmaya başlanmıştı. Tanburi Cemil Bey ile tanışması tanınırlığını artırmış, ününü pekiştirmişti. Bu yetenekli gencin ilk davet edildiği fasıl, o dönemin zengin küğseverlerinden olan Sait Halim Paşa’nın yalısında yapılmıştı. Günün koşullarına göre temiz ve çağdaş giyinmeye özen gösteren Nevres Bey ciddi, disiplinli, gururlu, aşırı duygusal, içine kapanık ve sinirli bir kişiydi. Küğ sanatı ile ilgili yapılabilecek en küçük bir yanlışa bile tahammülü yoktu. Bu nedenle kötü uygulamalara ve en küçük falsoya bile hemen tepki gösterirdi. Hassas bir kulağı olan Nevres Bey’in üstün bir küğsel kalite anlayışı vardı. Bundan dolayı hiçbir zaman çalgısını para kazanmak için kullanmadı. Nevres Bey yaşamını zor koşullar altında ve ciddi parasal sıkıntılarla sürdürmekte olmasına karşın istemediği yerde ve istemediği zamanda katiyen çalmaz, yoksulluk çekme pahasına da olsa yeteneksiz kişilere ders vermezdi. Udunu tamamıyla kendisinin “bedii zevki” için saklamıştı. Sürekli kendisini geliştiren genç sanatçı uluslararası küğ ile de ilgilenmiş, hamparsum notasını ve genel nota yazısını mükemmel biçimde öğrenmişti. Bir bakışta seslendirme becerisi yanında duyduğu ezgiyi notaya aktarma konusunda en üst düzeye ulaşmıştı. Sanatçı “ud”da çok sayıda teknik yenilikler yapmıştır. Bağdadığı saz semaileri ve ara nağmeleri ancak küğ sanatını bilimsel anlamda tam anlamıyla öğrenmiş ve küğ sanatında özgüveni oluşmuş kişiler seslendirebilir. Nevres Bey’in küğ bilgisi gerçekten çok derinleşmişti.
Sanatçı 1908 yılında “Tepebaşı Kışlık Tiyatro”da verilen tiyatro ve küğ gecesinde ilk defa halkın karşısına çıkmış, bu dinletide çaldığı ud ve yaptığı taksimlerle halkın beğenisini kazanmıştı. Nevres Bey aynı zamanda titiz bir derlemeciydi; tüm Anadolu’yu dolaşmış ve çok sayıda halk türküsü toplamıştı. 1914 yılında “Birinci Dünya Savaşı” başlamadan Almanya’ya çizit doldurmaya giden sanatçı burada uyum bilgisi öğrenmeye başlamış ve uluslararası küğ tekniği hakkında çalışmalar gerçekleştirmişti. Birçok yaratısını kayda alan sanatçı 1923 yılından sonra “Cumhurbaşkanlığı Özel Kalemi”nde çalışmak üzere Atatürk tarafından Ankara’ya çağırılmışsa da o dönemin Ankara’sına alışamamış ve yine Atatürk’ün izni ile İstanbul’a dönmüştü. 1930 yılında verilen ilk “Münir Nurettin Selçuk Dinletisi”ne katılmış, 1936’dan sonra kurulan radyoda çalmaya başlamıştı. Ancak radyo yayınlarını kalitesiz bulduğu için bir türlü sevemeyen Nevres Orhon bu nedenle hiç radyo dinlememekteydi. Sanatçı hiç evlenmemişti. Kalitesiz küğ yapanlardan uzak kalmayı yeğleyen sanatçı çok da gezmişti; ramazan aylarında Şehzadebaşı, yaz aylarında Fenerbahçe, Göksu, Kalender, Sarıyer ve Yakacık taraflarına gider; kışın da Beyoğlu’nda gezintiye çıkardı. Esmer, zayıf yüzlü, açık yeşil gözlü bir insan olan Nevres Bey yazın sanatı ile de ilgilenmişti. Para ve bahis söz konusu olmadan salt zevk için poker oynamayı çok severdi. En büyük tutkusu ise Yakacık’ta bir ev sahibi olmaktı. Yakınlarına “zengin olsam buraya bir ev yaptırır, burada otururum” derdi. Kendisine verilen görevi en iyi şekilde yapmaya çalışan sanatçının işine geç gittiği hiç görülmemişti. Yaşamı boyunca en değer verdiği eşyası udu olduğundan kalabalıkta zarar verme korkusuyla toplu taşıma araçlarına udu ile binmez, gideceği yere yayan giderdi. 1937 yılı Nevres Orhon’un yaşamının noktalandığı yıl oldu. Gırtlak kanseri teşhisiyle yattığı “Cerrahpaşa Hastahanesi”nde kaldığı zaman süresinde kimse O’nu arayıp sormadı ve 22 Ocak 1937 tarihinde fakir ve kimsesiz bir ünlü olarak vefat etti. [Not: Nevres Orhon’un ölüm tarihi Mustafa Rona’nın hazırladığı “Yirminci Yıl Türk Musikisi” isimli kitapta 21 Ocak 1931 olarak belirtilmektedir.] Cenazesi “Yakacık Mezarlığı”na birkaç kişinin omuzlarında götürülerek karlı bir kış günü vasiyeti yerine getirildi. Ölümünden sonra kitapları “İstanbul Belediyesi Konservatuvarı”na devredildi. Sanatçının ud çalmadaki başarısı ve ustalığını tanımlamak için yazar Turhan Tan şunları belirtmektedir: “Ud, Nevres’in kucağında bir tahta parçası olmaktan çıkmış; gülen, ağlayan, hıçkıran, kahkahalar savuran bir dudak, bir göğüs, bir kol olmuştu. Teller bu göğüste gören, sezen, duyan sinirler gibiydi. Ve Nevres; mızrabının bu büyüleyici temasiyle onları dile getirirdi. En şöhretli hatiplere parmak ısırtacak bir belagat ile konuştururdu. Teli dil, tahtayı ruh yapan böyle sihirli bir mızrabı Türkiye sınırları içinde ancak Nevres’in mızrabı kullandı ve bundan ötürü – Arapların güzel bir tabiri ile söylüyorum – Rabbül’ud olarak ün aldı. Ve bu yüce şöhret tahtından toprağa intikal ettiği gün ud da yetim kaldı.” Bkz.: Udi Nevres Bey.

Orijinale Sadık Kalmak:

Derleme yapılmış ya da yeni yazılmış ve söz içeren küğ parçalarında, özellikle de Türk halk ya da sanat küğü yaratılarında o eseri seslendiren ister yorumcu, ister yönetken ya da isterse sözleri yeniden kaleme alıp dağara kabul ettiren sanatçı olsun, tek bir sözcüğün dahi gelişigüzel değiştirilmesi ve dinleyiciye bu şekilde sunulması kabul edilemez. Aksi durum ne yazık ki yazılı kültüre sahip bir medeniyet olamadığımızı düşündürür. Ayrıca sözlü kültür ürünlerimizin her ağızda başka okunan doldurma mısralarla sözde var olacağı bir gerçektir ki bu da bir tür kültür aşınmasıdır.

Orkestrasyon:

Orkestralama bilgisi, orkestralamaya ilişkin yöntemler.

\ Orpheus Grubu:

"Grup Orpheus" 2006 yılının Nisan ayında İstanbul Kadıköy'de kuruldu. Grubun üyeleri arasında Utku Barış Andaç (keman), Oğuzhan Atar (yan flüt) ve Orhan Altunsöğüt (klasik gitar) bulunmaktadır. Grup özellikle Balkan ve Rus çingenelerinin küğleri ile ilgilenmekte, ayrıca Latin ve Türk küğünden derlemeler çalmaktadır. Her ikisi de 1987 yılında doğmuş bulunan Utku Barış Andaç ile Oğuzhan Atar halen "Marmara Üniversitesi Müzik Öğretmenliği Bölümü"nün son sınıfında öğrencilik yapmaktadırlar. Gitar sanatçısı Orhan Altunsöğüt ise 1976 doğumludur. Çeşitli dinleti etkinliklerinde bulunan "Orpheus Grubu" dinleyicileri kucaklayacak ve sıkmayacak, aksine keyif verecek geniş bir dağara sahiptir.

Orta Kulak İltihabı:

Çocuklarda çok sık karşılaşılan bir hastalık olan orta kulak iltihabına bakteriler neden olur. Akut ve kronik orta kulak iltihabı olmak üzere ikiye ayrılır. Akut iltihap; soğuk algınlığı, boğaz enfeksiyonu gibi rahatsızlıklardan sonra östaki borusunun şişip kapanması sonucu bakterilerin orta kulakta birikip çoğalmasıyla meydana gelir. Kronik iltihap ise; uzun süren ve zaman zaman tekrarlayan bir rahatsızlıktır. Altı ayda üç defadan fazla orta kulak iltihabı geçirilmesi hastalığın kronikleştiğini gösterir ve sinüzit, geniz eti, yarık damak gibi diğer hastalıkların olduğunu düşündürür. Seröz orta kulak iltihabında ise östaki borusu tıkanır ve orta kulakta sıvı toplanır. Basınç artışına neden olur. 
Çocuklarda sıklıkla görülmesi östaki borusunun yatay bir şekilde ve kısa olmasından kaynaklanmaktadır. Bu yüzden bakterilerin ortakulağa geçişi kolaylaşır. Çocukların büyük bölümü beş yaşına kadar bu enfeksiyona birkaç defa yakalanmaktadır.
 Orta kulak iltihabında çocuklarda daha belirgin olmak üzere ağrı vardır. Diğer belirtileri işitme kaybı ve ateş yükselmesidir. Basınç artışı olduğundan kulakta dolgunluk hissi uyanır. Ayrıca bebeklerde huzursuz olma, beslenme zorluğu gibi problemler ortaya çıkar. 
Ağrı hissi eğilirken ya da otururken değişir. Eğildikçe basınç artışına bağlı olarak ağrı da artar. Dik otururken bu ağrı azalır. Basınç artışı sonucu kulak zarı delinirse basınç dengelendiğinden ağrı azalır. Bu durumda kanlı ya da yeşilimsi renkte akıntı meydana gelir.
 Hastalığın bitiminden sonra mutlaka bir işitme testi yaptırılması önerilir.




Son Güncelleme:22.03.2017 13.07
Toplam Ziyaret:1122588
Online Ziyaretçi Sayısı:5
Bugünlük Ziyaret :325

Bu Site En İyi Firefox,Chrome,Safari'de ve 1024x768 Çözünürlüğünde Görünür.