Ne

\ Necipoğlu, Fatma Ceren:

1972 doğumlu olan Necipoğlu küğ çalışmalarına "İstanbul Devlet Konservatuvarı"nda başladı. 1992 yılında "İstanbul Alman Lisesi"nden ve "İstanbul Üniversitesi Devlet Konservatuvarı Yarı Zamanlı Arp Bölümü Orta Devresi"nden mezun oldu. Fransızca, İngilizce ve Almanca bilen Necipoğlu aynı okulun "Yarı Zamanlı Arp Sanat Dalı İleri Devresi"nden ve "Boğaziçi Üniversitesi Mütercim–Tercümanlık Bölümü"nden ise 1997 yılında mezun oldu. Bir süre arpist Şirin Pancaroğlu ile çalıştıktan sonra 1999 yılında burs kazanarak gittiği Amerika Birleşik Devletleri'nde önce "Louisiana Devlet Üniversitesi"ne, ardından "Indiana Üniversitesi Küğ Fakültesi"nde dünyaca ünlü arpist ve pedagog Susann McDonald'ın sınıfına bursla kabul edilerek 2001 yılında arp dalında yüksek lisans derecesini elde etti. 2002 yılında İsviçre'de yapılan "Dünya Arp Kongresi"ne davet edilen Necipoğlu'nun buradaki yorumu dinamik ve üstün bir çalış olarak nitelendi. Ayrıca 2004 yılında Byrnes'ün kendisine adadığı yalkın arp için yaratısı "Visions in Twilight" uluslararası en saygın arp yarışmalarından "USA International Harp Competition"ın çağdaş yaratı kategorisine zorunlu eser seçildi. 2002'de Fransa'da "Academie Musicale de Villecroze"de arpist Marie–Claire Jamet'nin verdiği ustalık kurslarına dünya üzerinde davet edilen oniki genç arpçıdan biri oldu. Necipoğlu 2002 yılında "Anadolu Üniversitesi Devlet Konservatuvarı"nda arp sanat dalı kurucu öğretim elemanı oldu. Çok aranan bir orkestra arpisti olan Necipoğlu, "Bursa Bölge Devlet Senfoni Orkestrası", "Eskişehir Büyükşehir Belediyesi Senfoni Orkestrası" ve "Ankara Üniversitesi Senfoni Orkestrası" ile yalkıcı olarak dinletiler verdi, TRT yapımı "Anadolu Ninnileri Belgeseli" için kayıt yaptı, "Cumhuriyet'in 80. Yılı Kutlama Etkinlikleri" kapsamında bir Trakya dinleti dolaşısı gerçekleştirdi, "Bursa Bölge Devlet Senfoni Orkestrası" birinci flütçüsü Sibel Ayhan'la dinletiler verdi. Çok sayıda resital gerçekleştirmiş olan sanatçı bir dinleti için gittiği Brezilya'dan ülkemize dönüş yaparken Atlas Okyanusu'na düşen "Air France" uçağında yaşamını kaybetti. Kaza sonrası Fatma Ceren Necipoğlu'nun arkadaşları "Anadolu Üniversitesi"nde genç öğretim görevlisi için bir anma töreni düzenledi.

Neler Dediler?:

Atatürk:
Bir ulusun yeni değişikliğinde ölçü, küğdeki değişikliği alabilmesi, kavrayabilmesidir. (1 Kasım 1934 - Büyük Millet Meclisi'ni açış konuşmasından)

 

* * *

Anonim:
Küğ, ruhun gıdasıdır!

* * *

Arel, Bülent:
Ana fikrin doğması tamamen tabii bir hadisedir. Önce insanda bir istek peyda olur. Ekseriyetle birçok fikir bir arada gelir. En müşkül mesele bunlardan birini seçmektir. Bu fikri tatmin edici bir şekilde yazdıktan sonra, besteci ancak o fikrin gerektirdiği gelişme şeklini sezmeye çalışan bir çeşit medyum haline geçer. Artık besteci esere değil, eser besteciye hakim durumdadır. Bunlar an’ane içinde kalan sanatçılara ait değildir.

_____

Bir bestecinin değeri şu veya bu eserle düşmez.

_____


Yaşayan bir müzik olan elektronik müzik, gelişim zinciri halkalarından biridir. İnsan zevkinin gelecekte o tarafa daha çok yöneleceğine inanıyorum. Sonra o, günümüzün bestecisini karşılaştığı icra güçlüklerinden koruyor, istediği icra niteliklerini sağlıyor, çalgı partileri yazmak vb. gibi bestecinin birçok işlerini de kolaylaştırıyor.

* * *

Arel, Hüseyin Saadettin:
Türk musikiyle doğar, musikiyle yaşar, musikiyle ölür.


* * *

Avşar, Hülya:
Ben güzelim derim, ama zekiyim demem. Çok fazla okuyan bir kadın değilim.

 _____

Seviyorum magazini. Ben magazin kadınıyım. Öyle geri planda durup entellektüel havaya bürünmeyi sevmiyorum. Entellektüellik değil, magazin gerçek.

_____

Zamanında elde edemediğim erkek oldu. Yunan şarkıcı Georgios Gerolimado'ya çok aşık olmuştum. Yunanistan'a bile gitmiştim. Georgios evine giderken kaldığım otelin önünden geçiyordu. Otelin karşısında kayalıklar vardı. Orada sabaha kadar bekledim geçecek diye. Birkaç kez de karşılaştık. Benimle hiç ilgilenmedi. Ağlayarak ayrılmıştım Yunanistan'dan. İstanbul'a döndükten sonra şarkılarını dinleyip aylarca ağladım. Sonra gay olduğunu öğrendim. Şok oldum tabii.

* * *

Beethoven, Ludwig van:
Müzik ilahi bir sanattır.

* * *

Bernstein, Leonard:
Şiddete karşı yanıtımızı daha yoğun ve derin, daha güzel, şimdiye dek olduğundan çok daha özverili bir şekilde küğ yaparak vermeliyiz.

* * *

Carlin, George:
Küğü duyamayanlar, kırınanlara deli gözüyle bakarlar.

* * *

Cotin, Charles:
Müzik evrensel bir dildir. O, hayatın bütün hislerini uyumlu bir şekilde anlatır.

* * *

Dr. Jansen:
Müziğin, estetik duyguların gelişmesine yardımcı olmasından başka, ahlaksal kuvveti ve etkisi o kadar büyüktür ki, onu halk kitlelerinin anlayıp yararlanabileceği şekle sokmak zorundayız.

* * *

Dr. Ledere:
Müzik ilmi en eski, fakat en çağdaş gerçek bilimdir.

* * *

Dr. Riman:
Müzik,insan ruhunu dalgalandıran, okşayan, ürperten ve ona ince zevkler tattıran nefis bir sanattır.

* * *

Dümbüllü, İsmail:
Çengelköy’de bir açık hava sinemasında düzenlenen oyunu beğenmeyen seyirci sahneye salatalık fırlatmış...
O sırada oyununu sergilemekte olan “Geleneksel Türk Tiyatrosu”nun son temsilcisi İsmail Dümbüllü yere eğilip hıyarı almış ve “Biri kartvizitini düşürdü, oyundan sonra gelip kulisten alsındemiş... Seyirciler arasında kopan alkış ve saygısız adamın yuhalanma seslerinden sonra kulise gelen İsmail Dümbüllü öğrencisine "Seyirci gaddardır. Hani beni alkışladılar ya, eğer cevabını vermeseydim adamı alkışlayıp beni yuhalarlardı" demiş...

* * *

Einstein, Albert:
Eğer bir fizikçi olmasaydım, muhtemelen bir müzikçi olacaktım. Düşüncelerim,sıklıkla müziğin içerisinde filizlenip gelişiyor. Düşlerim hep müzikle ilgili... Yaşamımı müzik açısından ele alıyor ve değerlendiriyorum. Hayatta en büyük keyfi kemanımla elde edebiliyorum. (1929)

* * *

Emre, Sevim:
Orhan Gencebay'a dil uzatmak saygısızlıktır.

* * *

Erdem, Habip Hamza:
Suriye'ye Abdülkadir Aksu mu gider, Sezen Aksu mu bilemeyiz. Bülent Ersoy mu, Arınç mı karışmayız. Ne de olsa 'demokratik' bir ülke değil miyiz?(08.08.2011)

* * *

Ergen, Gülben:
En büyük keşkem konservatuvar okuyamamak...Şarkı söyleyen bir insanım, eğer konservatuvar mezunu olsaydım daha dik bir duruşum olurdu. Hayatım boyunca da zorlanacağım bu konuda. Çünkü nota bilmiyorum.

* * *

Eriç, Daniyal:
Çağdaş bestecilerden hangisinin gerçekten devrimler yarattığı, aşamalardan atladığı, ortaya o çağa değin konulmamış yapıtlar çıkardığını bugünden söyleyebilmek ve bu konuda kesin yargılara varmak çok zordur. Hele bestecinin daha yaşamakta olduğu durumlarda, O'nun çevresiyle ilişkileri, bazı çevrelerle kurduğu değişik amaçlı yakınlaşmalar gibi nedenlerle kişiliği ve gerçek sanat gücü üzerinde doğru ve tarafsız yargılara varılmasını temelden olanaksız yapmaktadır.

* * *

Fırat, Ertuğrul Oğuz:
Bu toplumun verdiği vergilerle yönetilen devlette, görevli durumdaki sanatçının, aldığı parayı hak etmesi diye bir sorun yok mudur?

 _____

Hiçbir ulus kendi sanatçısının ve O'nun veriminin gereksinmesini duymadan, yalnız yabancı bağdarların yapıtlarını çalıp durmakla ulusunun ekinini yaratamaz, görevini tam olarak yapmış da sayılamaz.

* * *

Goethe, Johann Wolfgang von:
Müzik doğruca ruha seslenir. Ruh da kendisini ancak müzik aracılığı ile en iyi açıklayabilir.

* * *

Gounod, Charles:
İlimsiz sanat yoktur. Müzik tarihindeki bütün üstadlar nesli bunu ispatlamışlardır.

* * *

Hanslick, Eduard:
Küğ tınlayarak devinen bir biçimdir.

* * *

Hilton, Paris:
Bir iş kadını olacağımı başından beri biliyordum. Zaten 15 yıl boyunca bunun için çalıştım. İlk TV gösterimden sonra iş teklifleri gelmeye başladı. Daha sonra bir albüm çıkardım ve küğ işine girdim.

* * *

Kırca, Levent:
Poyrazoğlu, tiyatrolara verilen devlet desteği konusunda komisyon üyesidir. Tiyatro ödeneklerinde söz kuruldadır. O kuruldan kendi tiyatrosunun dışındaki bütün tiyatrolara hep az ödenek çıkartır. Paranın büyüğünü kendi tiyatrosuna aktarır. Bir zamanlar porno yıldızlığından buraya gelmiş bir sanatçının bunu yapıyor olması üzücü...

* * *

Konak, Volkan:
Biz Türkiye'nin içindekileri sevdik insanıyla, otuyla, akarsuyuyla, kayan yıldızlarıyla. Ama şunu da söyleyeyim; bestelerimi beğenmezseniz size kırılmam, sizle ahbaplık edebilirim. Tuttuğum takımdan hoşlanmayabilirsiniz, sizle ahbaplık edebilirim, bir masada yemek yiyebilirim. Sevdiğim ya da çıktığım bir kadından hoşlanmayabilirsiniz, sizle ahbaplık kurabilirim. Ama Mustafa Kemal'i sevmeyen bir adamla ahbaplık edemem, O'nun dostu olamam. Çünkü Mustafa Kemal uygarlıktır, çağdaşlıktır.

* * *

Kretzschmar, Herman:
Küğ, açıklığı konuşulan dile oranla daha az olmakla birlikte, daha ince koyultulu, yani nüanslı ve daha derinden etkileyici bir konuşma sanatıdır.

* * *

Konfüçyüs:
Bir memleketin ahlaki bir şekilde yönetilip yönetilmediğini anlamak istiyorsanız, o memleketin müziğini inceleyiniz.

* * *

Küçük, Yalçın:
Ajda Pekkan'ın şarkıcı sayıldığı bir ülkenin insanlarının müzik kulağı olduğunu kesinlikle reddediyorum.

* * *

Leibnitz, Gottfried Wilhelm von:
Küğ, bilinç dışı bir aritmetik alıştırmasıdır.

* * *

Lennon, John:
Ben beş yaşında iken annem her zaman bana mutluluğun hayatın anahtarı olduğunu anlatırdı. Okula başladığım zaman sınavda bana büyüyünce ne olmak istediğimi sorduklarında 'Mutlu olmak istiyorum' diye yazdım. Onlar bana soruyu anlamadığımı söylediler, ben de onlara, onların hayatı anlamadıklarını söyledim.

* * *

Luther, Martin:
Müzik sanatını bilen kimse, asil ruhlu bir insandır. O, her şeyi yapmaya yeteneklidir.

* * *

Montesquieu, Charles-Louis de Secondat:
Bir ulusun küğdeki eğilimine önem verilmezse o ulusu ilerletmeye olanak bulunamaz.

* * *


Muhtar, Reha:
Sevgiliye söylenecek şarkıların yerini almaz mıydı, tribünlerden söylediğim o tezahürat türü besteler?

* * *

Nur, Muhterem:
Ben hiçbir zaman kendisini Fazıl Say için parçalayan insanlar görmedim; ama Müslüm'ü (Gürses) demek o kadar çok seviyorlar ki hep damar, bütün damarlar Müslüm'den geçiyor.

* * *

Önkibar, Sebahattin:
Türkü ve masalların bile bölücülüğe alet edilmesi midir özgür düşünce?

* * *

Penniman, Richard Wayne(Little Richard):
Rock'n Roll? Dürüst olanlar bu yola devam edebilirler. Yalancılar ise yolun kenarına düşerler. Çünkü yürümek için bu zor bir yol. Sizin hayatınız olmalı. Tıpkı benim gibi. Ben bütün hayatımı bu işe adadım.

* * *

Platon:
Müziği gençliğinde öğrenen, felsefeyi daha iyi anlar.

* * *

Rubinstein, Arthur:
Müzik dilinin öğrenilmesi, öteki dillerinkine benzer. Bu dili çocukluklarından başlayarak öğrenenler ancak ona sahip olabilirler. Fakat yaşı ilerlemiş olanlar için, müzik dilini öğrenmeyi başarmak hemen hemen imkansızdır.

* * *

Saygun, Ahmed Adnan:
Ben Fransa'dan döndükten sonra, kendi insanımı ve onun müziğini tanımak için halk türküleri dinledim, inceledim, onların bir kısmını çokseslendirdim. Bu bana, Avrupa'da öğrendiğim tonal müzik dışında, bizim müziklerimizin modal yapısını tanıma olanağı verdi. Onlarla neler yapabileceğimi araştırdım. Halk müziğini ve kendimi tanıma olanağı buldum.

_____

Kimseyi taklit etmeye çalışmayın, kendinizi ve kendi öz kültürünüzü ortaya koyun.

_____

Sanat eseri kökü toprakta olan bir ağacın meyvesidir.

* * *

Shakespeare, William:
Müzik, gök ile yer arasındaki her varlığı, hiç kimsenin hayal bile edemeyeceği bir kudretle sarsar.

_____

İçinde müzik olmayan insan, tatlı seslerin uyumuyla heyecanlanmayan insan; hainliklere, kötü hilelere, yağma ve yıkımlara yatkındır. Ruhunun içgüdüleri geceler kadar uyuşuktur ve duyguları cehennem kadar karanlıktır. Güvenilmez böyle bir insana... Müziği dinle!

* * *

Sibelius, Jean:
Eleştirmenlerin sözlerine aldırmayın, şimdiye kadar hiçbirinin heykeli dikilmemiştir.

* * *

Simone, Nina:
Bilmenizi isterim ki ben bir doktorum, küğ doktoruyum.

* * *

Staël, Anne Louise Germaine de:
Müzik, seslerin mimarisidir.

* * *

Stravinsky, Igor:
Müzik tezyini olmalıdır; seslerin kendilerinden başka hiçbir şey ifade etmiyorum.

* * *

Tatlıtuğ, Kıvanç:
İbo da dinlerim Metallica da... Kulağıma hoş gelen her şeyi dinlerim. İbrahim Tatlıses, Ahmet Kaya da dinlerim, Metallica da. Ayrıca bende Tarkan’ın hemen hemen bütün CD’leri var. Çok başarılı buluyorum kendisini.

_____

Müziğe ilgim var. Bir yerden ritim duysam, kulağım hemen o yöne doğru gidiyor. Bu sene piyano aldım eve. Zaten bir piyano geçmişim var, önceden iki-üç parça çalabilecek düzeydeydim. Derslere yeniden başlamayı düşünüyorum. Onun dışında elektro gitar da aldım, onu çalmak istiyorum.

* * *

Tör, Vedat Nedim:
Bu toprakların zengin melodi ve ritm kaynaklarından yararlanarak yarattıkları eserlerle müzik dünyasının ilgisini çeken kompozitörlerimiz yanında assonans, dissonans, atonal sloganlarına kendilerini kaptıranlar da var. Oysa, insanlığı fetheden müzik eserleri, çoğunlukla kendi ses dünyalarına sadık kalan kompozitörlerin yaratmalarıdır.

_____

Her gerçek sanat eseri, kıvılcımını derhal seyirciye, dinleyiciye, okuyucuya atar.

_____

Resimde olsun, müzikte, balede olsun, yazında, süsleme sanatlarında, mimarlıkta olsun, yaratıcı gücümüzü bu toprağın çok zengin ve çok soylu kaynaklarından geçirmedikçe, uluslararası bir varlık yaratamayız.

* * *

Vengerov, Maxim:
Bir ailenin bir araya gelip müzik yapması harika bir gelenektir. İnsanlar birlikte müzik yaptığında, müziğin birbirlerini daha iyi anlamalarında yardımcı olduğu söylenir. Onlar, müziği insanlarla paylaşmaya muktedirdirler.

* * *

Usmanbaş, İlhan:
Asıl mesele sanatı yaparken değil, yaptıktan sonra başlıyor. Halka inmek değil, halka ulaşmak ve ulaştırmak kalıyor. Halkta sanat ilave bir meşguliyet değildir. Gündelik hayatın ayrılmaz bir parçasıdır. Halkın gündelik hayatına girmek kalıyor.

_____

Bizde bugünkü besteciler bütün yaratmalarında çok mühim bir korku ile yan yanadırlar; kafi derecede milli olamamak korkusu...

_____

Bugünün bestecisinden milli olması istenilirken hala bu musikinin şekil geleneğine azami derecede uyması mı beklenmektedir? Halbuki milli olan şekil geleneği değildir; ruhtur. Fakat bu ruh araştırılmak, konuşulmak, insana has her şeyi sanat kalıbına dökmek, sanat eserini, estetiğini, inkarını, menbaını ortaya koymak yoluyla teşekkül eder. Dünkü musiki bunların hiç birini yapmamıştır. Muhtevası ve manası araştırılmadığı için bütün kuvvetini şekil aramalarına hasretmiş, elindeki malzemeyi azami derecede inceltmiş, fakat hiçbir inkılaba, hatta şahsiyete müsaade etmemiştir. Çünkü şekil geleneğini ve alışkanlığını yıkacak en ufak bir müdahale musikiyi dayanaksız, havada, sanki ayağının altındaki toprak kayacakmış gibi, tehlikeli bir yola sürükleyecek zannedilmiştir. İşte böyle bir hissin sebebini muhteva ve mana bakımından musikimizin beslenmemiş olmasında aramak lazım.

_____

Bugünün sanatçısı çoğunluğa hitap etmek ister, çünkü çoğunluğun meselelerini ele almış bulunmaktadır. Çoğunluğun dilini, anlayışını gözetir. Çoğunluğun adetlerine mümkün olduğu kadar karşı gelmemeye çalışır. Fakat bu işin ters anlaşılışı daha başlangıçta sanatçıyı büyük hatalara sürüklüyor: Sanat eserini bir nevi vülgarizasyon diye kabul etmek hatası. Bir ilmi görüşün vülgarizasyonu mümkündür. Çünkü bu nihayet bir tabiat veya toplum olayının izahı demektir. Anlaşılmadığı zaman daha da sadeleştirilir, teferruatı daha da yok edilir. Halbuki sanat eseri bir bütündür. Sanatçının bütün kabiliyetlerinin, bütün tecrübelerinin son noktası demektir. Aslı ve teferruatı birbirinden ayrılmaz, fantezi ve araştırmasının sonu yoktur. Zaten başka türlü kabul edildiği zaman sanat eseri ya geri ya tekrarcı olur.

_____

Doğulu insan bireyseldir. Sanatı bireysel olarak anlar. Onca sanat, bir toplum olayı değildir; bireysel bir tad alma, kendini unutma yoludur.

_____

Musikimize çokseslilik gireliberi bestecilerimizin kafi derecede Türk olup olmadıkları her zaman münakaşa ediliyor. Bunun sebebini edebiyata nazaran musikinin başka yapıda olmasında aramak lazım... Dünkü musikimiz niçin tezatları kavrayan bir musiki değildir de gelenekçidir; niçin kendine gösterdiği bu büyük sadakat milli sayılıyor da tazelenmeler yabancı görülüyor?

_____

Şu muhakkak: Garp tekniği ile yazmak -hatta en otantik Türk malzemesi kullanarak- ne bir yeniliktir, ne müsbet bir hareket, ne de Türk müziğinin rönesansı. Bütün bunlar zihniyetimiz kökünden değiştiği gün olacaktır.

_____

Sanatımızın en hayati fonksiyonlar kadar bizce zaruri olduğu gün; yani yaymak, kabul ettirmek, savunmak, üzerinde düşünmek, anlatmak, bestecileri ve eserleri yaşar hale getirmek, onların insan tarafları, adetleri ve çalışma tarzlarıyla meşgul olmak ve geri kalan bütün teferruat. Bunlar olduğu gün eserler kendiliğinden kıymetli olacaktır.

_____

Garplı dinleyicinin her zaman ileri görüşlü olduğunu iddia etmiyorum. Belki tersine. En büyük eserler en fazla ıslıklanmıştır. Ama işte bu da bir fazilet. Görüşünü açıklama fazileti. Bu bir münakaşa yolu açar. Eserin hayatı da bundan sonra başlıyor sayılır. Eserin hayatı ile beraber bestecinin hayatı. Daha da ileri gidebilirim: Toplumun hayatı.

* * *

Zeig, Emil:
Müzik, duygularımızın en açık dilidir.

* * *

Neuhaus (Sokolovskaya), Irina:

1961 yılında Moskova’da doğan Irina Neuhaus (kızlık soyadı Sokolovskaya) “Gnesin Küğ Okulu”nu bitirdi ve bir müddet “Moskova Belediyesi Çocuk Küğ Okulu”nda piyano öğretmeni olarak çalıştı. 1980’li yılların başlarında pek tanınmış küğcüler ve piyano çalarlar yetiştirmiş olan “Neuhaus” ailesinden Heinrich Neuhaus ile evlendi ve 1990’lı yılların başlarında kocası ile birlikte İsrail’e göç etti. Bu ülkede çok tanınan bir piyano öğretmeni oldu, popülaritesi ve şöhreti her geçen yıl büyüdü. Heinrich ve Irina Neuhaus’un çocukları Adi Neuhaus, anne ve babasının destekleri sayesinde daha 17 yaşında iken dünyaca tanınmış bir piyanist oldu. Saf, nazik ve narin bir kişiliği olan Irina yakalandığı hastalık nedeniyle çok genç yaşta yaşama veda etmiştir.

Neva-1:

Ses, sada, ahenk, makam, nağme anlamında kullanılan sözcük.

\ Neva-2:

“Ney”in altıncı boğumunda bulunan perdedir. Geleneksel Türk sanat küğünde re5 için verilen isim. Ud’da alttan ikinci telin ismi de “neva”dır ve bu sesi verir. Klasik musıkimizde “yegah” (yani pes re) sesinin sekizlisine (oktavına) denk gelen ses.

Ney Seçerken Nelere Dikkat Edilmeli:

Neyin kalitesini etkileyen pek çok unsur bulunmaktadır. Ney satın alınırken kamışın kalitesi, perde yerlerinin standartlara uygun bir şekilde belirlenerek açılmış olması, başparenin yapısı ve neye uyumu gibi noktalara dikkat edilmesinde yarar bulunmaktadır.

\ Neyzen Tevfik:

Rivayet edildiğine göre Atatürk’ün sofrasına çağrılan Neyzen’e “ney üflemesi” söylenmiş. Neyzen de başlamış üflemeye. Bir müddet sonra bakmış ki herkes hararetli bir tartışma içinde ve kendisini dinleyen yok. Birden üflemeyi kesmiş. Neyzen Tevfik küğ sesinin aniden kesilmesini fark ederek şaşıran devlet ricaline şu dörtlüğü söylemiş:
“Sanma ciddiyetle sarf ederim san’atımı
Ney elimde suyu durmuş kuru musluk gibidir
Bezm-i meyde süfeha’nın saza meftun oluşu
Nazarımda su içen eşeğe ıslık gibidir.”




Son Güncelleme:18.08.2017 18.10
Toplam Ziyaret:1234859
Online Ziyaretçi Sayısı:3
Bugünlük Ziyaret :10

Bu Site En İyi Firefox,Chrome,Safari'de ve 1024x768 Çözünürlüğünde Görünür.