Bi

Bianca:

Beyaz, aydınlık.

Bichromatique:

Bkz. Bikromatik.

Bicinium:

Çok eski iki sesli küğ.

\ Biçer, Cavide Üyüdücü:

25 Şubat 1979 tarihinde doğan Cavide Üyüdücü Biçer lise öğrenimini Hatay “Kurtuluş Lisesi”nde tamamladıktan sonra “Niğde Üniversitesi Eğitim Fakültesi Müzik Öğretmenliği Bölümü”nü bitirmiştir. 2000-2003 yılları arasında “Cemil Şükrü Çolakoğlu İlköğretim Okulu”nda ve “Fatih Sultan Mehmet İlköğretim Okulu”nda, 2002-2004 yılları arasında “Fevzi Çakmak Lisesi”nde ve “23 Temmuz İlköğretim Okulu”nda, 2005-2007 yılları arasında “Fevzi Çakmak İlköğretim Okulu”nda küğ öğretmenliği yapmış olan Biçer 2002 yılında “Cemalettin Tınaztepe İlköğretim Okulu”nda başladığı çalışmalarını halen aynı okulda sürdürmekte ve 1999 yılından bu yana da “Oluşum Müzik Evi”nde keman öğretmeni olarak bulunmaktadır.

Bien Accordé:

İyi akortlanmış, iyi uyumlu.

Bikromatik:

Eşit çeyrek seslerin sırayla kullanıldığı tarz.

\ Bilen, İsmail:

1943 yılında Nizip’te dünyaya geldi. İlkokulu bitirdikten sonra küğ ağırlıklı bir okul olan “İstanbul Çapa İlköğretmen Okulu Müzik Semineri” sınıfından 1962 yılında mezun olup dört yıl ilkokul öğretmenliği yaptı. 1966-1969 yıllarında “Gazi Eğitim Enstitüsü Müzik Bölümü”nde Azize Işık ve Saip Egüz ile koro ve ırlama eğitimi çalışan Bilen mezuniyetinden sonra birçok ortaöğretim kurumunda küğ eğitimciliği yaptı. Başarılı çalışmaları nedeniyle “Gazi Eğitim Enstitüsü Müzik Bölümü Öğretmenler Kurulu” kararıyla “Ankara Öğretmen Okulu Müzik Semineri”nde görevlendirildi. 1977 yılında “Gazi Eğitim Enstitüsü Müzik Bölümü”ne, “Müzik Öğretim Yöntemleri” alanında “asistan” olarak giren Bilen aynı yıl “Ankara Üniversitesi Eğitim Fakültesi”ni dışarıdan bitirerek “Eğitim Programları Öğretimi” (EPÖ) dalında yüksek lisans yaparak eğitimde uzmanlık diplomasını aldı. Bu arada “Milli Eğitim Bakanlığı”nın açtığı öğretmenlerin mesleki gelişimlerine yönelik birçok “Hizmet İçi Eğitim Kursu”nda öğretim elemanı olarak görev aldı. 1983 yılında “İzmir Devlet Opera ve Balesi Korosu” sanatçısı oldu. Operadaki görevinin yanı sıra “İzmir Opera Çocuk Korosu”nu çalıştırıp yönetti. Ayrıca İzmir’de “Kültür-Sanat Sen”, “Tobav” ve “Konak Belediyesi Çocuk Koroları”nın kurulmasına öncü oldu. “Türkiye Polifonik Korolar Derneği”nin “Polifonik Koro Müziğine Hizmet Özel Ödülü”ne (2006) layık görülen İsmail Bilen’in “TRT”nin “Birlikte Söyleyelim” programında seslendirilmiş çok sayıda çocuk şarkısı ve türkü düzenlemeleri bulunmaktadır. “Cırcır Böceği ile Karınca” (Kültür Bakanlığı 1977), “Babamıza Türkü” (Dr. Nejat Eczacıbaşı Ulusal Beste Yarışması 2000) gibi ödül kazanmış çığırgıları da olan Bilen uzun süre “Devlet Opera ve Balesi Çalışanları Vakfı (TOBAV) İzmir Şubesi Yönetim Kurulu” Başkanlığı yaptı. Bu süreçte özellikle “Çocuk Koroları”nın, “Çocuk Tiyatrosu”nun, “Çocuk Balesi”nin çocuk eğitiminde daha etkili olarak yer alması için çaba harcadı. “Sesime Kulak Verin” projesi koordinatörlüğünü yürüttü. İsmail Bilen 2008 yılında “İzmir Operası”ndan emekli oldu, ancak emeklilikten sonra kurucularından olduğu “TOBAV Vakfı”nı bugünkü binasına taşıdı ve “Tobav Çocuk Koroları” ile yaptığı çalışmalarını devam ettirdi. Oluşturduğu çocuk korosu, İzmir’deki sosyal etkinlikleri zenginleştirdi. Küğe yeteneği olan yoksul çocukları eğiterek küğ dünyasına kattı. Yakalandığı amansız hastalığa büyük bir dirençle karşı koydu. Romanların yaşadığı “Tepecik”te “Güzel Sanatlar Lisesi” kurulmasını ve her mahallede bir çocuk korosu oluşturulmasını öneriyordu. Sonsuzluğa göç edişiyle İzmir ve Türkiye önemli bir küğ savaşçısını yitirdi.

Bilgen, Ahmet Samim:

“Halkevleri Genel Merkezi Orkestrası” birinci keman grubunda yer almıştır. Ahmet Samim Bilgen’in küğe ilgisi, iş disiplini, bir İstanbul efendisi olarak davranışlarını anlatmak satırlara sığmaz. Ulu Önder Atatürk’ün ilke ve atılımlarını kendine rehber edinen Cumhuriyetimizin ilk kuşak eğitim küğü bağdarları arasında yer alan Ahmet Samim Bilgen 1910 İstanbul doğumludur. “Haydarpaşa Alman Okulu” ile “Kabataş Lisesi”nden sonra İstanbul’da ve Amerika Birleşik Devletleri’nde (Harvard Üniversitesi) hukuk öğrenimi görmüştür. Piyano öğrenmeye küçük yaşta annesi ile başlamış; daha ileri yaşlarda kendi kendine uyum bilgisi, karşıt yazım ve füg çalışmıştır. “İstanbul Belediye Konservatuvarı” keman öğretmenlerinden Seyfettin Asal’dan keman dersleri almaya başlayan Ahmet Samim Bilgen, “İstanbul Hukuk Fakültesi”ndeki eğitimini sürdürürken “İnkılap Lisesi”nde de küğ öğretmenliği yapmıştır. 1932-1935 yılları arasında Cemal Reşid Rey ve Hasan Ferid Alnar’ın yönettikleri konservatuvar orkestrası ile (Darülbedayi) “Şehir Opereti Orkestrası”nda keman sanatçılığı, “Kadıköy Halkevi”nde “Müzik Kolu Başkanlığı” ve piyano öğretmenliği yapmıştır. Bağdama alanında ilk ürünlerini 1937-1940 yılları arasında yayınlamıştır. Özellikle “Otello Komedisi”nin 1933 yılında “Ankara Ziraat Enstitüsü” öğrencileri tarafından “Halkevi”nde verilen temsilini Atatürk de izlemiş ve temsil bitimi tüm oynayanları kutlamıştır. Bilgen’in “Vatanıma” adlı marşı ve dünyaca ünlü “Ilgaz” türküsü 1930’dan bu yana çalınıp söylenmektedir. Radyolarda ve televizyonlarda da yayınlanan “Ilgaz” ilk kez İstanbul’da “Feyz-i Ati” (Boğaziçi Lisesi)’nde temsil edilmiştir. Bu yaratı Kastamonu’nun simgesi olan “Ilgaz Dağı” eteklerinde ilkbaharın gelişini anlatan ilkokullar için yazılmış küğlü bir oyundur ve ilk kez “İstanbul Konservatuvarı” öğretmenlerinden M. Hulusi Öktem’in 1930’lu yıllarda yayınlanan “Okullarda Müzik” isimli kitabında yer almıştır. Bazı küğ kitaplarında “Ilgaz”ın bağdarı yanlışlıkla Cemil Türkarman diye yazılmıştır. Ahmet Samim Bilgen İstanbul’da iken “Kadıköy Halkevi Yaylılar Kuvarteti”nde ikinci keman çalan Cemil Türkarman ile birlikte çalıştığı için böyle bir yanlış meydana gelmiş olabilir. “Ilgaz Anadolu’nun sen yüce bir dağısın / Baharla yer yüzünde o cennetin bağısın / Yalçın kayalıkların göklere yükseliyor / Senin dumanlı başın bulutları deliyor / Yükseklerden akıyor, ne güzel berrak sular / Eteklerinde meler sürülerle kuzular”

\ Bilgin, Burcu:

Burcu Bilgin, Ankara’da dünyaya geldi. İlk, orta ve lise eğitiminin ardından “Ankara İletişim Fakültesi Gazetecilik Bölümü”nden mezun oldu. Eğitiminin ardından “Anadolu Ajansı”nda 15 sene boyunca kültür-sanat muhabirliği yaptı. “Anadolu Ajansı”ndaki çalışma hayatı süresince yabancı kaynaklardan sinema yazılarının çevirileri ve sinema eleştirileri de yazmasının yanında, profesyonel sahne fotoğrafçılığı yaptı. 2013 yılında “Anadolu Ajansı”ndan istifa ederek kültür-sanat, yaşam ve sinema yazılarını kaleme aldığı seyircikedi.com sitesini kurdu. 2016 yılından bu yana da sinekafe.com sitesinde aynı konularda yazılar yazmaktadır.

Bilina:

Eski Rus efsanelerini içeren halk şarkısı.

Bilinmeyen Gerçekler:

* Anton Bruckner'in bir org virtüozu olarak ünü Avrupa'da yayılmış ve bu özelliğinden dolayı da pek tanınmıştı. Özellikle akılalmaz doğaçlamaları ile dinleyicileri büyülerdi.
* Anton Bruckner 1863 yılında henüz 39 yaşında iken Wagner'in "Tannhauser Operası"nı dinledi ve bu yaratı O'nun için yeni bir dünyanın başlangıcı oldu. Bu tarihten başlayarak yaşamı boyunca sınırsız bir Wagner hayranı oldu.
* Anton Bruckner pek sık "Bayreuth"a giderek Wagner ile görüşürdü. Wagner'e olan bağlılığını, "Üçüncü Sinfonisi"ni O'na ithaf ederek ifade etmiş, bu nedenle de Wagner'i sevmeyenlerin düşmanlığını kazanmıştı. Bu yetmezmiş gibi Brahms'ı da eleştirerek ortalığı tümüyle karıştırdı. Bruckner'in kişiliğinde Wagner düşmanlığı elle tutulur bir kurban bulmuştu. Yazdığı sinfonileri ağır bir dille yerdiler, hatta bu yazılanları çöpe atmasını ve piyano aranjmanlarını yapmasını salık verdiler.
* Anton Bruckner'in "Üçüncü Sinfonisi" "Viyana Filarmoni" tarafından seslendirilmek üzere kabul edildiği halde ilk provadan sonra orkestra üyeleri çalmayı reddetmişlerdir.
* 1877 yılında aynı sinfoni, bağdarın yönetiminde Viyana'da ilk kez çalınırken konservatuvar müdürü bağıra çağıra gülmüş, bazı dinleyiciler de gürültü çıkararak taşkınlık yapmışlardır. Dinleti esnasında bir kısım dinleyici eserin sonunu beklemeden salondan ayrılmıştır. Eser bittiğinde salonda yalnızca 10 kişi kalmıştır. Kalanlar, bağdarın kendi öğrencileriydi.
* 1883 yılında Anton Bruckner'in 7. Sinfonisi Leipzig'te Arthur Nikisch yönetiminde seslendirildikten sonra bir eleştirmen halkın heyecanını anlatır ve ardından "Böyle bir bağdarı uzun süre nasıl tanıyamamışız?" diyerek üzüntüsünü belirtir.
* Anton Bruckner'in 7. Sinfonisi ilk çalınıştan sonra başka Avrupa ülkelerinde de seslendirildi ve yorumlandığı her yerde büyük beğeni topladı. Bu yaratı için "1827'den bu yana ilk ilginç eser" tanımlaması yapanlar bile vardı.
* Wolfgang Amadeus Mozart'ın "Saray'dan Kız Kaçırma Operası"nın "Osman'ın Aryası" kesitinde yer alan 
"Ha! Wie will ich triumphieren" tümcesinde bulunan kalın re'den pasaj, standard opera dağarcığında yer alan en pes yapılardan birisidir.
* Wagner'in ölümü, Bruckner için büyük bir yıkım olmuştur. Kendi ifadesine göre "7. Sinfoni'deki 'Cenaze Marşı'nı, bilmeden sanki Wagner için yazmışım" demiştir.
* Ölüm Wagner'i 13 Şubat 1883'de yakalamıştır. Felsefik bir inceleme sırasında kalp krizi geçiren bağdar 'Wahnfried' villasının bahçesinde kendi adına hazırladığı mezara gömülmüştür.
* 1892 yılında Anton Bruckner'in 8. Sinfonisi ilk kez çalınırken dinleyiciler bağdarın baş düşmanı küğ eleştirmeni Eduard Hanslick'i salondan dışarı attılar.
* 1894 yılında Anton Bruckner'in 70. yaş günü bütün Avrupa'da kutlandı. Bağdar "Elli yıllık aralıksız bir savaşı kazandım, ama ben de bittim" demişti.
* 1896 yılında Anton Bruckner halen 9. Sinfonisi üzerinde çalışmaktaydı, ancak son bölümü tamamlayamadan sonsuzluğa göç etti. Cenaze töreninde 7. Sinfoni'sinde yer alan "Cenaze Marşı" çalındı. Bu törene Johannes Brahms ta katılmıştı, kilisenin dışında Brahms bir arkadaşına "Bizim de zamanımız yaklaştı" demişti. Bir yıl sonra da Brahms sonsuzluğa göç etti.
* 2008 yılında David Garrett "Flight of the Bumblebee" (Arı'nın Uçuşu) isimli parçayı 1 dakika 6,56 saniyede çalarak (yani 1 saniyede 13 nota basarak) "Guiness Rekorlar Kitabı"na "Dünya'nın En Hızlı Keman Çalan İnsanı" olarak girmiştir.

\ Bilkent Senfoni Orkestrası:

1993’te Türkiye’deki ilk özel ve uluslararası akademik küğ topluluğu olarak kurulan “Bilkent Senfoni Orkestrası” oniki ülkeden gelen doksan küğcü ile dinletilerde topluluğa katılan ve halen eğitimlerini sürdüren otuz kadar Türk ve yabancı öğrenciden oluşmaktadır. Orkestra çalışmalarına “Bilkent Sinfonietta” ismiyle başladıktan sonra günümüzde bünyesinde başka formasyonlardaki toplulukları da barındırmaktadır. Türk ve yabancı yönetkenler, yalkıcılar, korolarla birlikte bir yılda verilen seksenin üstündeki dinleti ile Türkiye’de kendisine seçkin bir yer edinen orkestranın yaptığı otuz kadar kayıt “Bilkent Music Production” tarafından yayınlanmaktadır. “Bil kent Konser Serisi”, “Türk Bestecileri Haftası”, “Eğitim Konserleri” ve “Bilkent Anadolu Müzik Festivali” gibi çok sayıdaki etkinlikle ulusal ve uluslararası çok sesli sanat küğünü geniş bir dinleyici kitlesine ulaştıran orkestra bugüne dek Avrupa’da çok sayıda dinleti dolaşısına çıktı ve festivallere katıldı; İdil Biret, Robert Cohen, Jean Philippe Collard, Patrick Gallois, Suna Kan, Kostas Kotsiolis, Elisabeth Leonskaja, Silvia Marcovici, Mintcho Mintchev, Shlomo Mintz, Christiane Oelze, Gülsin Onay, Ferhan ve Ferzan Önder, Mihail Pletnev, Viktoria Postnikova, György Sandor ve Dimitris Sgouros gibi yalkıcılara da eşlik eden orkestra Gürer Aykal, Serge Baudo, Alexander Dimitriev, Massimo Freccia, Jean Fournet, Rengim Gökmen, Peter Gülke, Ernest Martinez Izquierdo, Yoel Levi, Avi Ostorvsky, Karl Anton Rickenbacher, Gennady Rozhdestvensky ve Nello Santi gibi yönetkenler ile başarılı dinletiler verdi. “Bilkent Senfoni Orkestrası” Haziran 2003’te piyanist Gülsin Onay’la Rachmaninov’un ikinci ve üçüncü piyano konçertolarını ve Emil Tabakov yönetiminde de piyanist Jean Phillippe Collard’la Sancan’ın piyano konçertolarını kaydetti. 2006–2007 dinleti mevsiminde Işın Metin’in sanat direktörlüğü ve yönetken Emil Tabakov’un müzik direktörlüğünde etkinliklerini sürdüren Bilkent Senfoni Orkestrası dinleyicilerini sekizyüz kişilik “Bilkent Konser Salonu”nda ve dörtbin kişilik “Bilkent Odeon”da ağırlamaktadır. “Bilkent Senfoni Orkestrası” Ahmed Adnan Saygun’un yüzüncü doğum yıldönümü nedeniyle 2007 yılı boyunca “Bilkent Üniversitesi Ahmed Adnan Saygun Müzik Araştırma ve Eğitim Merkezi” işbirliğiyle bağdarın yaratılarını seslendireceği bir dizi dinleti gerçekleştirmiştir.

\ Binder, Helmut:

1961 yılında Avusturya’nın Bregenz kentinde doğan Helmut Binder 1976–1980 yılları arasında “Vorarlberg Devlet Konservatuvarı”nda ve 1980–1988 arasında “Viyana Küğ Yüksek Okulu”nda öğrenim görerek piyano ve kilise org’u dallarından mezun oldu. Günther Fetz ve Peter Planyavsky’nin öğrencisi olan sanatçı çok sayıda yarışmada ödüller aldı. Bregenz ve Dornbirn’de öğretmenlik yapan Helmut Binder “Herz Jesu Kilisesi”nde org dinletileri vermekte ve Avusturya içinde ve dışında sıklıkla piyano resitalleri sunmakta, oda küğü dinletilerine katılmaktadır. Sanatçının Franz Schmidt, Sigfried Karg–Elert, Max Reger ve Anton Heiler’in yaratılarından oluşan çok sayıda CD’si bulunmaktadır. Helmut Binder “Herz Jesu’da Küğ Derneği”nin sanat yöneticiliğini de yürütmektedir.

Bingen, Hildegard von:

“Bingenli Azize Hildegard”ın bağdadığı onlarca şarkı O'na yaşadığı coğrafyadaki “ilk kadın bağdar” sanını kazandırırken tarihte bir kadın tarafından bağdanmış ilk küğlü drama yine O’nun imzasını taşır. Bitkileri, hayvanları, doğadaki canlı-cansız varlıkları konu alan kitabıyla tarihin ilk kadın doğa bilimcilerinden biri olmanın yanında insan vücudu ve organların işlevleri üzerine yazdıkları antik çağdan beri bir kadın tarafından yazılmış en ayrıntılı ve çarpıcı metinler olarak tıp tarihinde yerini almıştır.

Bingöl Emniyet Müdürlüğü Tiyatro Etkinliği:

Bingöl Emniyet Müdürlüğü Tiyatro Etkinliği

Bir Ay Doğar İlk Akşamdan Geceden (Malatya/Arguvan Türküsü):

Bir ay doğar ilk akşamdan geceden,
Nedem? Nedem geceden...
 

Şavkı vurmuş pencereden bacadan,
(Dağlar gışımış yolcum üşümüş)
Uykusuz mu kaldın dünkü geceden?


Nedem? Nedem geceden...
Uyan, uyan Yar... Sinene sar beni!


Dağlar gışımış yolcum üşümüş nasıl edem ben,
Dağlar kara mı açma yaramı perişanım ben...


Yüce dağ başından aşırdın beni,
Neydem? Neydem Yar beni...
Tükenmez dertlere düşürdün beni,
Dağlar gışımış yolcum üşümüş, nasıl edem ben?


Madem soysuz bende göynün yoğudu,
Neydem? Neydem Yoğudu...
Niye doğru yoldan şaşırdın beni!


Dağlar gışımış yolcum üşümüş nasıl edem ben,
Dağlar kara mı açma yaramı perişanım ben...


Aşağıdan gelir eli boş değil,
Nedem? Nedem boş değil...
Söylerim, söylemez gönlüm, hoş değil...


(Dağlar gışımış yolcum üşümüş)


Bir güzeli bir çirkine vermişler,
Nedem? Nedem vermişler...
Baş yastığı kendisine eş değil!


Dağlar gışımış yolcum üşümüş nasıl edem ben,
Dağlar kara mı açma yaramı perişanım ben...


Yöre
: Malatya, Arguvan
Derleyenler: Hasan Durak, İhsan Öztürk

Bir Futbol Fanatiği Bağdar: Şostakoviç:

Şostakoviç Futbol Maçı İzlerkenDimitri Şostakoviç, futbol oyununa bir fanatik derecesinde düşkün bir bağdar idi. Rus küğ adamı ve bağdarı olan Şostakoviç, “Dynamo” ve “Zenit” gibi Leningrad takımlarının hararetli bir destekleyicisi idi. Hatta öyle ki “The Golden Age” (Altın Çağ) isimli bale eserini futbol için yaratmıştı. Bağdarı stadyumlarda fark edememek olanaklı değildi. Küçük yuvarlak gözlükleri, iyi dikilmiş elbiseleri ve kendisine özgü seçkin havasıyla işçi sınıfı mensubu diğer taraftarlardan kolayca ayırt edilebilirdi. Sanatçının genelde futbol oyununa olan özel ilgisi ve özellikle günümüzde “Saint Petersburg” ismini almışBağdar Kalecilik Yaparsa olan eski Sovyet kenti “Leningrad”a ait takımlara duyduğu sevgi, takıntılı bir ruh yapısına işaret etmekteydi. Isaak Glikman isimli arkadaşı O’nun “idealize edilmiş bir oyun anlayışı türettiğini” ve Şostakoviç’in maçları baştan sona sessizce izlediğini belirtmekte, ancak maç süresince bütün yüzünü kaplayan hislerin O’nun duygularını tümüyle açığa çıkardığını söylemektedir. Büyük bağdarın derin dostluğunu kazanmış olan Isaak Glikman ile yaptığı yazışmalar bu konuya ilişkin birer doküman niteliği taşımaktadır, mektuplarında futbol aşkı çok net bir şekilde açıklığa kavuşmaktadır. Şostakoviç futbol konusunda el yazısı ile arkadaşı Glikman’a yüzün üzerinde mektup göndermiştir ki bazılarında futbol dışında hiçbir konu ele alınmamıştır. Çağdaşı olan çok sayıda küğ insanı Şostakoviç’in futbol aşkından Şostakoviç ve Matvei Blanter Eski Moskova Dinamo Stadyumunda - Temmuz 1947bahsetmektedir. Sanatçı bir futbol maçını kaçırmamak için bazen konservatuvardaki derslerini iptal etmekte ya da kısa kesmekte, bazen de arkadaşlarından kendisi için bir koltuk rezerve etmelerini istemektedir. Bağdar futbol oyununu analize ederken “kitlelerin kırını” terimini kullanmıştır. Şostakoviç Sovyet spor basınına konu ile ilgili çok sayıda makale yazmış, “Leningrad Zenit” ya da “Dinamo” takımlarını ele alan -gerektiğinde eleştiren ve gerektiğinde de öven- yazılar kaleme almıştır. Daha önemlisi, sanatçının, Anthony Bateman’ın “Spor, Küğ, Kimlikler” isimli kitabında da açıkladığı üzere, hayatı boyunca günlük olarak maç tarihlerini, Sovyet takımlarının listelerini, oyuncuların gerçek isimleri ile takma isimlerini, sonuçların tümünü kaydettiği defterleri bulunmaktaydı. Ancak, Şostakoviç’in futbol tutkusu salt kuramsal düzeyde kalmamıştır, kendisinin en gözde sporu olarak addettiği futbol oyununa bir oyuncu olarak ta aktif katılımcı olmuştur. Elizabeth Wilson’un biyografi kitabı olan “Şostakoviç: Hatıralardaki Yaşamı” kitabında bağdarın bir arkadaşı olan Yuri Petroviç Lyubimov şöyle demektedir: “Benim de O’nunla birlikte futbol maçlarında yer almamı isterdi. OAltın Çağ Balesi'nden Bir Futbol Sahnesi - 1930 maçlarda büyük keyif alarak top oynardı. Bir keresinde topa vurmamla birlikte top yüzüne çarptı ve gözlükleri yere düştü. Bana, ‘Sorun yok! Bu da oyunun bir parçası!’ diyerek gözlüklerini yerden aldı ve oyuna devam etti.” Sanatçı futbolda küğde olduğu denli olağanüstü başarılı değildi, ancak futbol hakkındaki teknik bilgisi ve kurallara hakimiyeti en üst düzeydeki bir hakemin bilgisine eşitti. Bağdar, yazdığı “The Golden Age” isimli balesinde adeta bu bilgiyi bale sahnelerine taşımıştır. Şostakoviç, yakın çevresine her zaman bir futbol marşı yazmayı hayal ettiğini belirtmiştir. İşte bu isteğini 1930 yılında kaleme aldığı “Altın Çağ” ile gidermiştir. “Altın Çağ”ın cönkünü Alexander Ivanosky oluşturmuştur. Eser, bir futbol takımının başından geçenleri ve maceralarını anlatmaktadır. Bahse konu olan futbol takımı Batı’ya yaptığı bir ziyarette kapitalist dünyayı keşfetmekte, “Faşist Memleket” olarak adlandırdığı bir ülkeyi betimlemektedir. Eserin öyküsü, 1920’li yıllarda “Dinamo Moskova” takımının Avrupa’da gerçekleştirdiği gerçek bir geziden ilham almıştır. Sahnede, Batı dünyasının çöküşü foxtrot ve Fransız cancan kırınlarıyla temsil edilmektedir ki bu tür danslar “Sovyet Sosyalist Cumhuriyetleri Birliği”nde yasaklanmıştı. Anthony Bateman tarafından da söylendiği gibi bu balenin arka planı tamamen politiktir. Eseri daha iyi anlayabilmek için, seyircinin Sovyetler döneminde profesyonel anlamda futbolun yasak olduğunu bilmeleri gerekir. Kısacası, futbol bu dönemde bir gelir kapısı ya da geçim kaynağı değildi. Sporun tüm dallarında yalnızca amatörler var olabilirdi ve Sovyet devleti spor alanını sıkı bir biçimde denetlemekteydi. Şostakovich’in spor ile ilgili analizlerinde de, Sovyetler Birliği’nde her şeyden önce var olan spor ve siyaset arasındaki ilişki kolayca algılanabiliyordu. “II. Dünya Savaşı” sürecinde bağdar Valentina Khodasevic tarafından Altın Çağ Balesi için tasarlanan forma“Leningrad Futbol Takımları”nı övmeye devam etti, ancak bu aynı zamanda kuşatma altındaki memleketi Leningrad’a bir övgü idi. Bağdarın futbol tutkusu, o dönemde işçi sınıfı kültürünün bir sembolü olan bir spora ve aynı zamanda komünist ideoloji ve eşitlikçi değerlere bağlılığından kaynaklanmaktaydı. Kısacası, bağdarın yaşamında futbol, bağdar olarak yaptığı çalışmalarla içiçe geçmiştir. Hatta, spor ve futbol için tuttuğu günlüklerinde kendi sanatsal çalışmaları için de yazdığı küçük notlar bir arada bulunmaktaydı. Son bir not olarak, büyük bağdar “Zenit” takımını evine bir akşam yemeği için çağırmış ve geceyi hayran olduğu futbolcular için piyano çalarak bitirmişti.

Bir Küğde Bulunması Gereken Üç Temel Nitelik:

Küğden söz edebilmek için üç özelliğinin bulunması gerekmektedir:
1) Kesin perde aralıkları,
2) Çeşitli perdelere aktarılabilmesi ve çeşitli düzümsel yapısının bulunması. Yani genlik yönünden özgür, aktarılabilir ve değişik ilişkiler içerisinde görülen düzümsel yapıların aralıklarla birlikte yinelenebilir olması,
3) Perde ilişkileri bağlamında bir düşüncenin yerine getirilmesi. Bir düşünce taşımayan, bir fikri olmayan küğ yoktur. Küğ, düşünce tarihinde çeşitli ve farklı anlamlar içermiştir.

Bir Mayıs Marşı:

“1 Mayıs Marşı” Sarper Özsan tarafından yazılıp bestelenmiştir. 1974 yılında Ankara’da “Ankara Sanat Tiyatrosu” Maksim Gorki’nin “Ana” romanından yararlanarak Bertolt Brecht’in oyunlaştırdığı bir yapıtı sahneye koymaya karar verdi. Metnin içinde Brecht’in çeşitli sahnelerle ilgili olarak sözleri bulunmaktaydı. Fakat bir sahnede söz yoktu. Bu, tarihe “Kanlı Pazar” olarak geçmiş olan ünlü 1 Mayıs 1905 sahnesiydi. Brecht “işçiler marş söyleyerek sahneye çıkar” notunu düşmüş, ama hangi marş olduğunu belirtmediği gibi sözlerini de yazmamıştı. Sarper Özsan sözlerini de kendisi yazarak bir marş bestelemeyi düşündü ve “1 Mayıs Marşı”nın sözünü de müziğini de birlikte yapmış oldu. İşte bu marş ülkemiz işçi sınıfının ve emekçilerin “1 Mayıs Marşı” olarak tarihe kalmıştır. Gerçekten de “Ankara Sanat Tiyatrosu”nun Türkiye işçi sınıfı tarihine armağanlarından biri “1 Mayıs Marşı”dır.“Konuk Yayınları”nın “İşçi Marşları” kitabında ise söz yazarı olarak Bertolt Brecht’in adı verilmiştir.Sarper Özsan bu marşı bir oyun müziği olarak yapmıştır.“1 Mayıs Marşı” ilginç bir biçimde tüm siyasal hareketler tarafından benimsenmiştir. Örneğin 1976 yılında 1 Mayıs’ın Taksim’de bir mitingle kutlanması gündeme gelince, akla bu marş gelmiştir. “1 Mayıs Marşı” aralarında Sarper Özsan’ın da bulunduğu bir grup tarafından kaset yapıldı. Ardından Cem Karaca bu marşı 45’lik plak olarak söyledi. Plağın gelirinin “Türkiye İşçi Köylü Partisi”ne verilmesi konusunda anlaşma yapılmıştı. Sarper Özsan, Cem Karaca ve plağı basan “Gönül Plak Şirketi”, “Türk Ceza Kanunu”nun 142/4, 159 ve 312. maddelerini ihlal ettikleri iddiasıyla 1978 yılında yargılandılar ve beş yıl sonra beraat ettiler. “1 Mayıs Marşı”nı söyleyen Timur Selçuk ve Selda da yargılandı ve onların davaları da beraatle sonuçlandı.1976 yılında yayımlandığı biçimiyle “1 Mayıs Marşı” şöyledir: “Günlerin bugün getirdiği / Baskı, zulüm ve kandır /Ancak bu böyle gitmez / Sömürü devam etmez / Yepyeni bir hayat doğar / Bizde ve ülkelerde. - 1 Mayıs, 1 Mayıs /İşçinin, emekçinin bayramı / Devrimin şanlı yolunda / İlerleyen halkın bayramı. - Yepyeni bir güneş doğar / Dağların doruklarından / Mutlu bir hayat filizlenir / Kavganın ufuklarından / Yurdumun mutlu günleri / Mutlak gelen gündedir. - 1 Mayıs, 1 Mayıs / İşçinin, emekçinin bayramı / Devrimin şanlı yolunda / İlerleyen halkın bayramı. - Vermeyin insana izin / Kanması ve susması için / Hakkını alması için / Kitleyi bilinçlendirin / Yurdumun mutlu günleri / Mutlak gelen gündedir. - Gün gelir, gün gelir / Zorbalar kalmaz gider / Devrimin şanlı yolunda / Bir kağıt gibi erir gider.” Sarper Özsan’ın “Aydınlık Gazetesi”nde yayımlanan “1 Mayıs Marşı”nda ise şu kıta da yer almaktadır: “Ulusların gürleyen sesi, yeri göğü sarsıyor / Halkların nasırlı yumruğu, balyoz gibi patlıyor / Devrimin şanlı dalgası, dünyamızı kaplıyor.”

\ Bir Yaylı Çalgıdan Kuvvetli ve Hafif Ses Elde Edilmesi:

Kuvvetli (f) ses elde etmek isteyen yaylı çalgıcı yayını çalgının köprüsüne yakın konuşlandırarak düz ve geniş bir şekilde kullanmalıdır. Tersine, yani hafif (p) ses elde etmek istendiğinde ise yay -elde edilmek istenen hafif sesin oranına bağlı olarak- köprüden kademeli olarak uzaklaştırılmalıdır.

Birli Aralık:

İsimleri ve yükseklikleri aynı olan iki sesin birbiri ardınca (ezgisel) ya da aynı anda çalınarak (uygusal) işitilmesi durumunda elde edilen aralığa "Birli Aralık" denilir. Kuramsal açıdan önem taşıyan bir aralık olmakla birlikte bu aralığı işitsel açıdan aralık olarak değerlendirmeyen görüşler mevcuttur. Bu görüşü savunanlar "aralık kavramının iki ses arasındaki yükseklik farkı olduğunu ve birli aralıkta yükseklik farkı bulunmadığını, dolayısıyla aralık olarak değerlendirilemeyeceğini" belirtmektedirler. Gerçektende aynı sesin birbiri ardınca yinelenmesi (melodik) ya da aynı anda tınlatılması (armonik) herhangi bir yükseklik farkı oluşturmamaktadır. Bkz. Artık Birli Aralığı. Örnek: (Ezgisel ve uyumsal birliler)

Birli Aralığı

Birol, Erhan:

1973 yılında İstanbul'da doğan Erhan Birol küğ ve gitar eğitimine "Mimar Sinan Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi"nde öğretim görevlisi olan babası Ertan Birol ile küçük yaşlarda başlamıştır. Lise ve üniversite döneminde gitar çalışmalarını Bülent Ergüden ile sürdüren Birol, 1993 yılında iki yıl okuduğu "Yıldız Teknik Üniversitesi Makine Mühendisliği Bölümü"nü bırakıp "İstanbul Üniversitesi Devlet Konservatuvarı"na yarı zamanlı olarak girmiştir. Burada da Bülent Ergüden ile çalışmalarına devam etmiştir. 1994 yılında "Bilkent Üniversitesi Müzik ve Sahne Sanatları Bölümü"nün sınavını kazanarak gitar bölümüne kabul edilmiş, "Bilkent Gitar Üçülü" üyesi ve "Bilkent Müzik Fakültesi"nde öğretim görevlisi olan Kürşad Terci'nin ögrencisi olmuş, "Bilkent Gitar Üçülü" üyeleri Kağan Korad ve Soner Egesel ile de çalışma olanağı bulmuştur. Bunların yanı sıra sanatçı Thomas Muller, Hobstock, Diaz, Celin Romero gibi gitarcıların kurslarına katılmıştır. Ayrıca Ankara'da "Bilkent Erken Eğitim" programında eğitmen olarak görev almış, İstanbul'da "Bakırköy Musiki Vakfı" ve "Işık Üniversitesi"nde gitar eğitmenliği yapmıştır. "XVII. Iserlohn Gitar Festivali"nde ustalık kurslarına katılmış ve bu festivalin kapanış dinletisinde yer almıştır. Turgut Pöğün, Mustafa Tınç, Onur Türkmen, Özge Gülbey, Eray Altınbüken gibi birçok bağdarın yaratılarını seslendiren Erhan Birol, şu anda "Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi Gitar Bölümü"nde eğitmen olarak görev yapmakta ve doktora çalışmalarını sürdürmektedir.

Birol, K. Bülent:

70’li yıllarda Ankara “Gazi Eğitim Enstitüsü Müzik Bölümü”nde öğrencilik yaptı. 90’lı yılların ortalarında “Süleyman Demirel Üniversitesi Burdur Eğitim Fakültesi Müzik Eğitimi Bölümü” Başkanı oldu ve bu okulda dersler verdi.

Bis:

İki, iki kez; ikinci bir kez, tekrar çalmak. Alkışlara yanıt olarak yeniden çalmak veya bir diğer kısa parça çalmak.

Bisbigliando:

Mırıldanarak.

Bitematik:

İki konululuk, iki temalı olma hali.

Bithématique:

İki temalılık, iki konunun var oluşu. Bkz. Bitematik.

Bitonalite:

Aynı anda iki farklı tonalitenin kullanılması.

Bitter, Devran:

20 Mart 1976 tarihinde Adana'da doğdu. İlk ve orta öğretimini bu kentte tamamladı. 1997'den 2000 yılına kadar "Adana Belediye Konservatuvarı"nın "Türk Halk Küğü Bölümü"nde öğrenim gördü. 2000-2004 yılları arasında "Van Yüzüncü Yıl Üniversitesi Müzik Öğretmenliği Bölümü"nde ana çalgı keman eğitimi aldı. 2004 yılında bu bölümü bitiren Devran Bitter üç yıl Mardin'de küğ öğretmenliği yaptıktan sonra Adana'ya tayin olarak "Barbaros İlköğretim Okulu"nda küğ öğretmenliğine başladı. 2007 yılından bu yana iki yıl "Çukurova Üniversitesi Güzel Sanatlar Bölümü"nde sözleşmeli öğretim görevlisi olarak çalıştı. Halen bu görevine de devam etmektedir. Ayrıca "Bilim Sanat Okulları"nda görevlendirmeli olarak da çalışmaktadır.




Son Güncelleme:20.11.2019 22.33
Toplam Ziyaret:2195649
Online Ziyaretçi Sayısı:11
Bugünlük Ziyaret :191

Bu Site En İyi Firefox,Chrome,Safari'de ve 1024x768 Çözünürlüğünde Görünür.

Telif hakları için şikayetiniz varsa 05432317861 numaralı telefona ulaşabilirsiniz. Tuğrul Göğüş